1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Böylesi bir başlık, nefret duygularını arttırıcı bir söylem...'
Böylesi bir başlık, nefret duygularını arttırıcı bir söylem...

'Böylesi bir başlık, nefret duygularını arttırıcı bir söylem...'

Geçtiğimiz günlerde HÜRRİYET gazetesinin “Türk DNA’sına Rum kilidi” başlıklı “kışkırtıcı” haberine, HÜRRİYET Okur Temsilcisi Faruk Bildirici de tepki gösterdi ve “Böylesi bir başlık, nefret duygularını arttırıcı bir söy

A+A-

 

 

Geçtiğimiz günlerde HÜRRİYET gazetesinin “Türk DNA’sına Rum kilidi” başlıklı “kışkırtıcı” haberine, HÜRRİYET Okur Temsilcisi Faruk Bildirici de tepki gösterdi ve “Böylesi bir başlık, nefret duygularını arttırıcı bir söylem içeriyor” diye yazdı.

HÜRRİYET’in dünkü (23 Nisan 2012) sayısında Okur Temsilcisi köşesinde Faruk Bildirici şöyle yazdı:

“TÜRK DNA’sına Rum kilidi” haberi, Kıbrıs’taki Türk ve Rum kayıpların DNA testi yapılarak bulunması çalışmalarında yaşanan sorunları konu alıyordu.

11 Nisan’da çıkan Lefkoşa kaynaklı haberin spotu şöyleydi: “Kayıp Rum ve Türklere ait kemiklere DNA testi yapan Rum Genetik Araştırma Enstitüsü, BM görevlisi olarak çalışan Türklere verilere ulaşım engeli koyunca kriz çıktı. BM, Enstitü ile anlaşmayı yenilemedi. 8 bin Türk’ün DNA örneği kurumun elinde kaldı.”

Hürriyet’in bu haberi Kıbrıs’ta tartışma yarattı. KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, haberin ardından Rum tarafını suçlayan bir açıklama yaptı. Yenidüzen gazetesinde yazan Sevgül Uludağ ise haberi eleştirdi:

“Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum genetikçilerle birlikte sorunsuz çalışıyor ve verilere ulaşmalarına da bir engel bulunmuyor. Genetik Enstitüsü’nün elinde bulunan 8 bin DNA örneğinden yalnızca bin kadarı Kıbrıslı Türk kayıp yakınlarına ait, geriye kalan örnekler Kıbrıslı Rum kayıp ailelerinden alınmış.”

Yenidüzen gazetesinin Okur Temsilcisi ve aynı zamanda Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman İrvan da, “Çatışma gazeteciliği zarar veriyor” başlıklı yazısında bu konuyu değerlendirdi: “Gazetecilerin, iki yönetimin de desteklediği ve büyük özveriyle çalışan Kayıp Şahıslar Komitesi ile ilgili haber yaparken daha dikkatli olmaları ve çalışmalara zarar verecek sansasyonel haberlerden kaçınmaları gerekir. Sevgül Uludağ’ın ifadesiyle, bu insani konuya politika bulaştırılırsa olan yine kayıp yakınlarına olacaktır. Gazetecilerin daha duyarlı davranmaları ve çatışma gazeteciliği anlayışını terk etmeleri en büyük temennimdir.”

 

RUM DEĞİL ENSTİTÜ KİLİDİ

Uzmanlık alanı medya etiği olan Prof. Dr. İrvan’ın değerlendirmelerini dikkate almamak olmazdı. İrvan’ın yazısı üzerine ben de haberi ve tüm gelişmeleri inceledim. Haberde imzası olan Ömer Bilge arkadaşımız ile de görüştüm.

Vardığım sonuç şu: Haberdeki, “8 bin Türk’ün DNA”sı ifadesi yanlış. 8 bin, Rum ve Türk kayıplarla ilgili DNA örneklerin toplam rakamı. Ama kabul etmek gerekiyor ki, haberde yazıldığı gibi bir kriz var ortada. Nitekim BM Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kıbrıslı Türk üyesi Gülden Plümer Küçük, AA’ya yaptığı açıklamada Enstitü ile sorunlar yaşandığını doğruladı. Komite, uluslararası bir laboratuvarla anlaşmak için ihaleye de çıktı.

Böyle bir krizi görmezden gelmek yanlış olurdu. Kayıpların bulunmasını sağlayacak olan krizi duyurmaktır. Ancak kriz, bir Türk, bir Rum ve bir de BM temsilcisinden oluşan üç kişilik komite ile Rum Kesimi’ndeki Genetik ve Nöroloji Enstitüsü arasında yaşanıyor. Hatta Komite’nin Rum üyesi de sorunun yol açtığı baskılar yüzünden istifa etmek zorunda kalmış. DNA verilerini kilitleyen “Rum” değil “Enstitü”!

Enstitü’nün engellediği DNA’lar da sadece Türklere ait değil; hem Türk hem de Rum kayıp yakınlarına ait. Yani kilitlenen sadece Türk DNA’sı da değil!

Kısacası, haberdeki temel veriler doğru da olsa, “Türk DNA’sına Rum kilidi” başlığı ve sunumu gerçeği yansıtmıyor. Hem de haksız yere genelleme yapılarak bütün Rum toplumu suçlanıyor. Böylece zaten çatışma halinde olan iki toplum arasındaki nefret duygularını daha da artıracak bir söylem ortaya çıkıyor maalesef...”

Faruk Bildirici’nin bu tepkisi YENİDÜZEN Okur Temsilcisi Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın devreye girmesi, konuyu ele alması, bu konudaki haberleri ve tepkileri toparlaması, bunu geçen haftaki köşesinde yayımlaması ve bu durumdan HÜRRİYET Okur Temsilcisi’ni de haberdar etmesi sonucu gerçekleşti. Eğer Süleyman İrvan böyle bir girişim yapmamış olsaydı, sanırız HÜRRİYET bu konudaki sessizliğini sürdürebilirdi. Süleyman İrvan’a “çatışma gazeteciliğine” karşı yaptığı bu değerli girişimi için çok teşekkürler...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 798 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler