1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BOSTANCI’DA BİR GECE
BOSTANCI’DA BİR GECE

BOSTANCI’DA BİR GECE

1974 sonrası Bostancı’ya göç eden Ayyanni, Malya, Piskobu, Gandu, Ayyorgi köylerinin sakinleri, gelirken orada birçok şeylerini bırakmışlar ama beraberlerinde kültürlerini getirmeyi unutmamışlar

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

 

Kıbrıs’ta yapılan tüm festivallere, özel gecelere zamanım elverdiğince katılmaya çalışıyorum. Geçtiğimiz Çarşamba akşamı yolum beni Bostancı’daki Bağcıl Spor Kulübü’nün 19 yıldır aralıksız gerçekleştirdiği özel geceye düşürdü. 1974 sonrası Bostancı’ya göç eden Ayyanni, Malya, Piskobu, Gandu, Ayyorgi köylerinin sakinleri, gelirken orada birçok şeylerini bırakmışlar ama beraberlerinde kültürlerini getirmeyi unutmamışlar.

Bağcıl SporKulübü Başkanı Hasan Besim “Bu sene 19. yılımız, bu geceyi gelenek haline getirdik. Gelecek yıl ise festival haline dönüştüreceğiz.” diyor ve devam ediyor. “Biz bu kültürle büyüdük. Amacımız, çocuklarımıza üzümün nasıl şıra haline dönüştüğünü; paluzenin, sucuğun, köfterin ve zivaniyanın nasıl yapıldığını göstermek ve öğretmektir. Güneydeki köyümüzden getirdiğimiz bu kültürü gelecek nesillerin yüzyıllarca sürdürmesini arzuluyoruz.”

Gelenekler ve görenekler… İnsanın geçmişine sahip çıkması, geldiği yeri unutmaması, kültürünü çocuklarına öğreterek yaşaması… ‘Benim için bu kültürün bir parçası olan zivaniya yapımını izlemek ne müthiş bir duygu olacaktır’ diye düşünmeden edemiyorum. Gözüm masanın ortasına konmuş, Ayyanni’den gelen üzümlere ilişiyor. Bağ bozumu başlamış öte yanda… Bu taraftaki dostlar unutulmamış, mis gibi kokan, tatlı verigolar masaların üzerinde yerini bulmuş. Sahnede Kıbrıs ezgilerini yorumlayan grup S.O.S’in nağmelerini dinlerken bir taraftan da minik bardaktaki zivaniyamı yudumluyorum. Değişik bir kültürün içinde olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bahçeyi dolduran genç, yaşlı, çocuk yaklaşık 200 kişinin yüzlerindeki memnuniyeti görüyorum. As Başkan Akın Cellatoğlu’nun, “Bu olayı 2-3 güne yayarak festivali tamamen sanatsal boyuta döndürmek istiyoruz” sözü aklıma geliyor.

Böylesi etkinliklerin insanların bir araya gelmesi açısından çok faydalı olduğuna inanıyorum. Benim geldiğim yerde, artık yan dairemizde yaşayan komşumuzu bile tanımaz olmuştuk. Kuru bir selamı bile almayı-vermeyi unutmuştuk. 200 kişinin tanış olması, birbirlerinin masalarını dolaşmaları, atılan kahkahaları izlemek bana geçmişte yaşadığım, uzun yıllar önce yok olan benzer geceleri hatırlattı. Bir an için gözlerimde hüzün bulutlarının dolaştığını hissettim ama sonra ‘şimdi farklı bir ortamda, geçmişin kollarına bıraktığın o günleri tekrar yaşıyorsun’ diye düşünerek kendimi Akçay Kültür Derneği’nin folklor ekibinin danslarını seyretmeye bıraktım.

O gecenin yaratıcıları arasında her zaman olduğu gibi kadınlar başroldeydi. Yılların yorgunluğu gözlerine yansımasına rağmen hala dimdik duran Atiye Aba ve yardımcıları Peran, Fatma ve diğerleri… Sabahın erken saatlerinde işe başlamış, önce tavuk kebabını hazırlamışlardı. Sonra paluzeye gelmişti sıra… Ne lezzetti o öyle, kadın elinden çıkan. Gecenin sonunda arabayla dönerken damağımda paluzenin hafif kekremsi tadına, kulağımda çınlayan Dillirga türküsü eşlik ediyordu. 

 

 


 

BİR BAŞKA DOSTLUK VE SANAT GECESİ…

 

Lefgoşa’da bir guş var

Ganadında gümüş var

Yarim gidi gelmedi

Helbet bunda bir iş var

 

Çilekleri, bereketli toprakları, deniz kıyısındaki balık restoranları ile ünlü Yeşilırmak Köyü’nün girişinde, bahçesinde yetiştirdiği mandalina, portakal, kayısı, ceviz ağaçlarının yanı sıra ortanca, lavanta, kekik, cemile ve biberiyelerden tüten baş döndürücü kokuların arasında, karısı ve oğluyla yaşıyor Ankara Gazi Üniversitesi Resim ve Heykel Bölümü mezunu İsmail Işılsoy. Ankara’da başlayan, İstanbul’a uzanan, İngiltere’de drama ve heykel sanatıyla yoğrularak geçen uzun yıllar sonrası Ada’ya dönüş… “10 yıl geçti; her sabah iyi ki dönmüşüz diyoruz” sözleriyle açıklıyor Ada’ya, tarihine ve insanlarına olan tutkusunu. Ve bu tutkusunu doğanın ona sunduğu atık ağaçları, sanatçı duyarlılığı ve bilgisiyle harmanlıyor, Kıbrıs’ın Ahşap Yüzleri olarak bizlere sunuyor.

Yeni bir sergi… Kıbrıs’ın Unutulmuş Manileri ve İsmail Işılsoy! Yeşilırmak’ta sakin, yumuşacık bir hava… Sahilde yenilen balık sonrası serginin açılışına gittik bir dost grubuyla. Yemyeşil bahçeye yerleşmiş sanatseverler. Küçük sahnede bir çellist, çellosunun tellerine yumuşak dokunuşlarla can veriyor, manileri okuyanlara eşlik ediyor. ‘ Kıbrıs’a özgü ne kadar çok mani varmış’ diye düşünüyorum. Sahne hiç boş kalmıyor… Rum’u, Türk’ü, İngiliz’i; hepsi kendi dillerinde manileri okuyorlar… İşte çok toplumlu bir gece! İçkiler içiliyor, zeytinliler, içi dolular yeniyor. ‘Sanatınızı nasıl tanımlarsınız?’ diye soruyorum İ.Işılsoy’a. 

“Heykel sanatının geleneksel el zanaatları ile birleştirilmesi olarak yorumlayabilirim. Ama yarı Kıbrıslı olduğu için temelinde Kıbrıs kültürünü yansıtan bir yapı vardır. Bir de doğanın şahitliğine, kendi yapısına sığınırım. Sanatsever dostlarımdan biri duvarıma ‘doğanın şiiriyle insan yüreğinin birlikteliği’ diye yazmıştı. Sanırım sanatımı bu sözle özetleyebilirim.” diye cevaplıyor. Doğanın akarsuda şekil verdiği ağaçları kullanarak onları bir sanat eseri haline dönüştüren İ. Işılsoy, ‘Bir taraf biraz deli ve duygusal.  O yüzden ağaçla aramda bir ilişki kurulmalı. Ağacın kendini vermesi, doğanın onun üzerinde bir şeyler yapması lazım. Tüm bunlar ruh halimle birleştiğinde ortaya bir şeyler çıkıyor. Bazen tıkandığım anlar oluyor, o zaman ağaçla aramızda iletişim kurulmadığını düşünüyorum ve o parçayı bir kenara bırakıyorum. O ağaç orada belki bir sene bekliyor. Kolay anlatılacak bir durum değil, yaşamak lazım.’ diye anlatıyor ağaçlarla arasındaki ilişkiyi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde oradan ayrılırken yine kulaklarımda Dillirga  ve Yiğidim, Aslanım türküleri kulaklarımda çınlıyordu ama bu defa gözlerimde birbirinden güzel ahşap maskların da görüntüsü vardı.

 

Bir ay dordu neşeden

Yar eşgerdi köşeden

Kokusu gül gibindir

Gendisi menevşeden

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 593 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler