1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Bölünmeye ses çıkarırsanız, sonunuz bu olur…” 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Bölünmeye ses çıkarırsanız, sonunuz bu olur…” 2

A+A-

FAZIL ÖNDER’E SAYGI…

AKEL Türkçe sayfasında, Fazıl Önder de saygıyla anılıyor ve şöyle deniliyor:

“İnkılâpçı gazetesi yazı işleri müdürü aynı zamanda Türk Eğitim Kulübü (TEK) Yönetim Kurulu Üyesi Fazıl Önder, 24 Mayıs 1958 tarihinde vurularak öldürüldü.

Türk İşçi Birlikleri’nin PEO’ya katılmasına karar verilmesinin ardından faaliyet sürdürdüğü binada ilerici bir spor kulübü kurulması düşüncesiyle kurulan Türk Eğitim Kulübü’nün üyelerinin 1958’de 1 Mayıs’ı Kıbrıslırumlarla birlikte kutlamalarının ardından TEK’in binası basılarak her şey yerle bir edilmiş, ardından da üyeleri ölüm tehditleri almaya başlamıştı.

25 Mayıs 1958 tarihli Bozkurt gazetesi Fazıl Önder cinayetiyle ilgili olarak şu bilgilere yer vermişti: “Solcu bir Türk vurularak öldürüldü. Dün sabah saat 10.45 raddelerinde Lefkoşa’da Selimiye (Ayasofya) Camii civarında vurulmak suretiyle öldürülen Fazıl Önder 32 yaşındaydı. Saraç dükkânında çalışmakta olan Fazıl Önder, tabanca ile sıkılan kurşunlar vücuduna isabet etmiş olmasına rağmen failleri yakalamaya çalışmış ancak bir başka kişi tarafından sırtına bir de kama saplanmıştır. Sırtına saplanan kama, Fazıl Önder’in olay yerinde ölümüne neden olmuştur.”

Araştırmacı gazeteci-yazar Sevgül Uludağ Yenidüzen Gazetesi’nde yayınladığı Fazıl Önder’in yoldaşı Kamil Ahmet’le İlker Salih’in yaptığı röportajda aynen şunlar aktarılıyordu:

“Fazıl Önder, ayrılıkçıların kurbanı…

Kamil Ahmet, babam İrfan Salih’in en yakın arkadaşıydı…

Kamil Ahmet Lefke yakınlarındaki Çamlıköy’de (Kalohorio) dünyaya gelmişti. En iyi arkadaşı İrfan gibi, Kamil de çok küçük yaşta Lefkoşa’ya çalışmaya gitmişti. İşte burada büyüyecek, işçi hakları için durmadan, yorulmadan mücadele eden insanlarla dostluklar kuracaktı – bunlardan birisi de Fazıl Önder’di…

Fazıl Önder 1926 yılında Kaymaklı’da dünyaya gelmişti. İlkokulu bitirdikten sonra, yoksulluk nedeniyle ortaokula gidememişti… Küçük yaşlardan kardeşi Cemal’ın dükkanında çırak olarak çalışmaya başlamıştı.

Fazıl Önder’in kardeşi saraçtı… İşi öğrenince, Ahmet adlı birisiyle birlikte kendi dükkanını açmıştı.

1949 yılında PEO dahil çeşitli işçi sendikalarına üye olmuştu. Kıbrıs Türk Eğitim Kulübü TEK için 1951’de çalışmaya başlamıştı. Ahmet Malyo, Derviş Ali Kavazoğlu, Mehmet Edisson ve Fazıl Önder bu grubu kendilerini politika, ekonomi ve ideolojik alanda eğitmek için kurmuşlardı.

Moskova ve Sofya radyolarını dinlemeye, Türkçe yayınları okumaya başlamışlardı. Ele geçirebildikleri her şeyi okuyorlardı ve sosyalizm düşüncesini TEK Kulübü aracılığıyla yaymaya çalışıyorlardı. Daha sonra İnkılapçı adlı gazeteyi yayımlayacaklardı. Burada Fazıl Önder gazetenin yazı işleri sorumlusuydu, Ahmet Sadi ve Kavazoğlu da gazetenin köşe yazarlarıydı.

Gazete Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın dostluğunu desteklemekteydi. Onbeşinci sayısından sonra Britanya sömürge idaresine bir tehdit olarak görülerek kapatılmıştı gazete.

Fazıl Önder’in öldürüldüğü gün, Kamil Ahmet, Fazıl Önder’in dükkanının yakınlarında bulunan Terzi Abdurrahman’ın dükkanındaydı. Bir çocuk arabasıyla yaşlı bir kadın oraya gelmişti, çocuk arabası kadının bandabuliyadan satın aldığı sebze ve meyvelerle doluydu. Kadın, Kamil’e bir komünistin Ayasofya Camisi önünde vurulduğunu söyledi. Kamil bunun kim olabileceği korkusuyla hemen oraya koşmuştu… Görünen oydu ki Fazıl Önder’e kendi dükkanında silahlı bir saldırı düzenlenmiş, onu öldürmekte başarılı olamamışlar, bunun üzerine Fazıl Önder saldırganın peşine düşmüştü, mesleği için kullanmakta olduğu elindeki bıçakla birlikte. Fazıl Önder’in bilmediği şey saldırganın bir de işbirlikçisi olduğuydu, bu işbirlikçi kendi bıçağıyla Önder’i sırtından bıçaklayacaktı…

Kamil Ahmet koşarak olay yerine geldiğinde dehşet içerisinde Fazıl Önder’in sırtında bıçakla yerde yattığını gördü, kalabalık ona uzak durmasını söylüyordu…

Kamil Ahmet o anki duygularını bana şöyle anlattı:

“Düşünebiliyor musun? Arkadaşım orada yerde yatıyor ve bana bakıyordu ve ben de uzak durmam için tehdit ediliyordum. Fazıl ne düşünüyordu? Tamamen çaresizdim…”

Tüm yaşamı boyunca bu sahne Kamil’in kabusu olacaktı… Fazıl Önder’i öldüren katil, sokağın köşesinde durmuş, her şeyi izliyordu… Birkaç dakika sonra dört Kıbrıslıtürk özel polis görevlisi buraya geldiler ve Fazıl Önder’i kaptıkları gibi bir landroverin arkasına attılar. Bu noktada Fazıl Önder’in hala hayatta olduğu açıktı… Söylentilere göre Fazıl Önder ölünceye kadar landroverle dolaşıp durmuşlardı.

Kamil koşarak bisikletini almış ve derhal PEO sendika merkezine giderek, Fazıl Önder’in bulunması için yardım istemişti. PEO Lefkoşa’daki tüm hastanelere bakmış ancak Fazıl Önder’i bulamamıştı. PEO’dakiler Kamil Ahmet’e dört gün boyunca çokluk ortada dolaşmamasını ve evde kalmasını tavsiye etmişlerdi.

Olaydan birkaç saat sonra Kıbrıslıtürk yeraltı “Teşkilatı” bir bildiri dağıtarak onun cenazesine katılacakları tehdit etmişti.

Kamil Ahmet de bizzat bu “yeraltı teşkilatı” tarafından tehdit edildiği için 1967’de Kıbrıs’tan ayrılmak zorunda kalmıştı.

Kamil Ahmet bana özellikle şunları vurgulamak istediğini söyledi:

“Bugünün gençlerinin o zor yıllarda bizlerin neler çektiğini öğrenmesi çok önemlidir. Fazıl Önder gerçek bir sosyalistti, kimse onu inançlarından döndüremezdi, ideolojisine tutkuyla bağlıydı – çok iyi, çok düzgün bir insandı…”

 

DİMİTRİS MATSUKOS…

Dimitris Matsukos’la ilgili olarak da aynı sayfada şöyle deniliyor:

“Bugün 23 Mayıs. 1958’de AKEL üyesi Savvas Menikos’un Lefkonuk’ta vahşi bir biçimde öldürülmesinin ardından, aynı günün akşamı AKEL üyesi Dimitris Matsukos’un Yipsu’da (İpsoz/Akova) EOKA’cı fanatikler tarafından katledilmesinin yıldönümü.

Yipsu köyünden altı çocuk babası, şoför Dimitris Matsukos Maraş ve çevresindeki köylerde AKEL’in etkinliklerine otobüsle halkı taşıdığı için EOKA’cı faşistler tarafından sürekli tehdit ediliyordu. Mart ayında EOKA’dan bir tehdit mektubu aldı. Aynı ay Trikomo’daki PEO mitingine Yipsu köyünden insanları götürmesinin ardından otobüsü yakıldı. Nisan ayında Lapatoz’taki başka bir etkinliğe insanları taşıdığı için maskeli kişilerin saldırısına uğradı.

İçinde yer aldığı AKEL’i ve Halk Hareketi’ni terk etmesi yönünde tehdit edilen Matsukos bu saldırılardan bir ay sonra katledildi.”

 

ANDREAS SAKKAS…

25 Mayıs 1958’de öldürülen Andreas Sakkas ile ilgili olarak ise şöyle deniliyor:

“Bugün 25 Mayıs. 1958’de PEO üyesi Andreas Sakkas’ın Pera Orinis’te Grivas’ın maskeli katilleri tarafından katledilişinin yıldönümü.

Grivas’ın maskeli katillerinin vahşice ve insanlık dışı biçimde öldürmüş olduğu Andreas Sakkas’ı ve katledilen bütün ilericileri saygıyla anıyoruz.

Faşizmi Kıbrıs’a taşıyan Grivas’ın lideri olduğu EOKA’cıların saldırılarına hedef olan ve yaşamlarını yitiren yurttaşlarımızın tek bir ortak özelliği vardı: Tümü AKEL üyesiydiler ve Sol Halk Hareketi içerisinde yer alıyorlardı.

Andreas Sakkas yoksul ve ileri görüşlü bir insandı. PEO’nun bir üyesiydi ve AKEL’in “Haravgi” gazetesini düzenli biçimde dağıtıyordu. Sola karşı, AKEL’e karşı saldırılar ve terörün yürütüldüğü dönemde dahi “Haravgi” gazetesini satmayı ve dağıtmayı ısrarla sürdürdü. Bu ise, belirli fanatik çevreler ve güçlere göre affedilmez bir günahtı.

Pera Orinis’teki köy kahvesine gelen maskeli şahıslar ona hakaretler yağdırarak, ellerini havaya kaldırmasını istediler. Andreas onlara karşı cesur bir biçimde direnip, onlara adeta kafa tutarak ne tür bir ihanet işlediğini açıklamalarını talep etti. Maskeli korkak katillerin yanıtı Andreas Sakkas’ı öldürmek, karısını dul ve yedi çocuğunu da öksüz bırakmak oldu.

Eli silahlı, yüzü maskeli katiller işledikleri cinayeti haklı göstermek amacıyla Andreas’ın ölü bedeni üzerine “Hain” yazılı bir not bıraktılar. Ardından dağıttıkları bildirilerle Andreas’ın İngilizler’e üç eşek ve giysi sağlamış olduğu yalanını yaymaya çalıştılar. Ancak bu yalanlar hiçbir zaman doğrulanmadı. Nitekim Andreas Sakkas’ın öldürülmesinden kısa bir süre sonra, EOKA’nın bölgedeki liderleri, onun öldürülmesinin trajik bir hata olduğunu söylemeye başladılar.

Sömürgecilik karşıtı mücadelenin yükseldiği bu dönemde Sol’da örgütlü insanların öldürülmesinin siyasi cinayetler olduğu ve bunların somut bir hedefi olduğu inkar edilemez. EOKA’cı fanatiklerin hedefi halkı yanlış yönlere yöneltip, ülkeyi bir iç savaşa sürüklemekti. Böylece en gerici kesimler sömürgecilik sonrası Kıbrıs’ta Solu marjinalize edip, zayıflatarak kendi iktidarlarını kurmak istiyorlardı. Bunu Grivas’ın bizzat kendisi de Kitiu Papazı Anthimos’a gönderdiği mektupta itiraf ediyordu. Grivas sözkonusu mektubunda “Beğensek de, beğenmesek de, komünistler bizim rakiplerimizdir. Onları siyasi bir güç olarak ortadan kaldırmalıyız, ulusal konuya ilişkin kararları etkileyemeyecekleri bir duruma getirmeliyiz” diyordu.

Biz tarihsel gerçeklerle yüzleşme ve “hain” iddiasıyla öldürülen bu insanların halk önünde itibarlarının iade edilmesi yolunun açılması için çalıştık. Bu cinayetlerden yarım yüzyıl sonra, Dimitris Hristofyas hükümeti döneminde 22 Aralık 2012’de alınan kararla tarihsel gerçekler ortaya koyularak, bu insanların itibarlarının iadesi kararlaştırıldı. Onlar özgürlük mücadelesinde canlarını feda eden kahramanlardır ve onları sonsuza dek anacağız.”

andreas-sakkas.jpg
Andreas Sakkas eşi ve çocuklarıyla...

 

EN KORKUNÇ CİNAYET: PANAYOTİS STİLYANU’NUN DÖVÜLEREK ÖLDÜRÜLMESİ…

Aynı sayfada, Panayotis Stilyanu’nun öldürülmesine ilişkin ise şöyle deniliyor:

“Bugün 29 Mayıs. 1958’de AKEL üyesi Panayotis Stilyanu’nun Aheritu’da Grivasçı maskeli katiller tarafından katledilmesinin yıldönümü.

Panayotis, Mağusa’ya bağlı Aheritu köyünde çeşitli işler yaparak geçinmeye çalışıyordu. Süpürge yaparak bunları Maraş’ta satıyor, kuyu kazıyor, evlerinin etrafına duvar örmek isteyenler için taş kırıyordu. 1958’de öldürüldüğünde birkaç koyun almayı başarmış ve çobanlık yapmaya başlamıştı.

Mihalis Bumburis’in “İmtihan Günleri” kitabında yer alan tanıklıklara göre, 6 çocuk babası Panayotis Stilyanu’nun katledilmesi önceden planlanmış bir cinayetti. Nitekim Menikos, Sakkas ve Matsukos’un öldürülmelerinden bir kaç gün sonrasında işlenen bu cinayet öncesinde köyde aşırı sağcı unsurların hareketleri gözlemlenmişti.

29 Mayıs 1958 sabahı Panayotis Stilyanu karısı, kızı ve oğluyla birlikte komşusu Tandis’in evinde bulunuyordu. Bir ara evin bahçesine ellerinde çivili sopalarla bir grup maskeli girdi. Tek “suçu” AKEL üyesi olmak olan Stilyanu saldırganların ilk darbesini başına yiyerek yere düştü. Bir yandan onu eve taşımaya çalışırken, diğer yandan da maskeli saldırganların eve girmesini engellemeye çalışan karısını ve kızını yaralayan katiller ellerindeki çivili sopalarla Panayotis Stilyanu’nun kafasını ve vücudunu parçaladılar. Panayotis Stilyanu’nun karısı 9 ay hastanede kaldı. Babasının gözleri önünde dövülerek öldürülmesini hiç unutamadığını söyleyen kızı Petru, hastanede babasının çizmelerini çıkardıklarında içinden et ve kemik parçalarının döküldüğünü, onu sopalarla parçaladıklarını belirtiyordu.

SUNDAY MAIL gazetesinden Poli Pandelidis’e yaşadıklarını anlatan Petru “yoksul ve masum bir aile insanına karşı işlenen en büyük suçtu bu. Babam 38 yaşındaydı ve her gün, gündoğumundan gecelere kadar çalışarak bize ekmek getirmeye çalışıyordu” dedikten sonra cinayet gününü şöyle anlatıyordu: “Birden evin dış kapısında yedi tane maskeli adam belirdi, tümü de sopalar taşıyorlardı, bir o kadar sayıda insan da kenarda bekliyordu. Babam kucağında tuttuğu bebeğimi bana uzattı, adamlar sopalarını kaldırıp alnına vurdular. Ona vurmaya devam ettiler, yere düştükten sonra da boynuna vuruyorlardı. Ben dışarıya koştum, bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Bebeğimi ne yaptığımın bile farkında değildim, onu yatağa atmıştım ve onu düşünmüyordum.”

Panayotis Stilyanu’nun katledilmesi ve cenaze töreni haberini 1 Haziran 1958’de “Bahtı Kara Kıbrıs’ımızın Trajedisi” manşetiyle duyuran HARAVGİ Gazetesi, halkın nehir gibi akan gözyaşlarıyla ve katillere lanet okuyarak Stilyanu’nun cenazesinin kaldırıldığını yazıyordu.

O dönemde, halktan Solcu insanları öldüren EOKA’cı fanatiklerin hedefi halkı yanlış yönlere yöneltip, ülkeyi bir iç savaşa sürüklemekti. Ülkenin Sol ve Sağ arasında bir iç savaşa sürüklenmemesi büyük oranda Sol Hareket’in olgunluğunun, yurtsever ve sorumlu duruşunun sonucudur. Provokasyonlara, estirilen teröre ve işlenen cinayetlere aynı yöntemlerle cevap vermedik, bunlara kitlesel siyasi eylemlerle karşı çıktık. Bugün de siyasi mesaj ve tutumlarımızla, kararlı eylemlerimizle bu cinayetleri kınıyoruz.

AKEL olarak biz üyelerimize ve kadrolarımıza hiçbir zaman bu cinayetlerin intikamının alınması çağrısında bulunmadık. Bu cinayetlerin azmettiricisinin Grivas ve yandaşları olduğu çok iyi bilinmektedir. Onlar daha sonraları Yunan faşist cuntasıyla birlikte aşırı sağcı milliyetçi ve anti-komünist EOKA-B örgütünü kurup, 15 Temmuz 1974’te emperyalist planlara hizmet ederek faşist darbeyi gerçekleştiren ve Türkiye ordusuna Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının neredeyse %40’ını işgal etmesinin yolunu açanlardır. Faşistlerin halkımıza ve yurdumuza karşı işledikleri suç ve cinayetlerin açtıkları derin yaraları hepimiz biliyoruz ve hala daha korkunç sonuçlarını yaşıyoruz.”

 

AHMET YAHYA’NIN ÖLDÜRÜLMESİ…

Berber Ahmet Yahya’nın öldürülmesine ilişkin aynı sayfada şöyle deniliyor:

“Türk Eğitim Kulübü (TEK) Yönetim Kurulu üyesi berber Ahmet Yahya (26), 29 Mayıs 1958 tarihinde yatağında uyurken faşist kurşunlarla öldürüldü.

Türk İşçi Birlikleri’nin PEO’ya katılmasına karar verilmesinin ardından faaliyet sürdürdüğü binada ilerici bir spor kulübü kurulması düşüncesiyle kurulan Türk Eğitim Kulübü’nün üyelerinin 1958’de 1 Mayıs’ı Kıbrıslırumlar’la birlikte kutlamalarının ardından TEK’in binası basılarak her şey yerle bir edilmiş, ardından da üyeleri ölüm tehditleri almaya başlamıştı.

31 Mayıs 1958 tarihli Bozkurt gazetesi Ahmet Yahya cinayetiyle ilişkin şu haberi vermişti: “Evvelki akşam Ahmet Yahya adındaki bir berber vurularak öldürülmüştür. Ahmet Yahya’nın bir solcu olduğu bildirilmektedir. Ahmet Yahya yatağında tabanca ile vurulmak sureti ile öldürülmüştür.”

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 686 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar