1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Boğaz’daki bir kuyudan çıkarılıp çevreye saçılmış kemikler
Boğaz’daki bir kuyudan çıkarılıp çevreye saçılmış kemikler

Boğaz’daki bir kuyudan çıkarılıp çevreye saçılmış kemikler

24 Şubat 2012 Cuma sabahı erkenden, bir Kıbrıslıtürk okurumu ziyarete gidiyoruz… Bu okurum yıllardır bir “kayıp” Kıbrıslıtürk’e ait olduğu sanılan insan kemiklerini yanında tutuyor... Bir yıl kadar önce onunla telefonda konuştuğum

A+A-

 

 

24 Şubat 2012 Cuma sabahı erkenden, bir Kıbrıslıtürk okurumu ziyarete gidiyoruz… Bu okurum yıllardır bir “kayıp” Kıbrıslıtürk’e ait olduğu sanılan insan kemiklerini yanında tutuyor...

Bir yıl kadar önce onunla telefonda konuştuğum zaman bana evinde bazı kemikler olduğunu söylemişti laf arasında – bu kemikleri Kayıplar Komitesi’ne teslim etmesi için onu ikna etmem bir yılımı aldı, bu arada bu okurumun bazı yakınları da onun ikna edilebilmesi için çok çaba harcadı... Sonuçta bir yılın sonunda, bir “kayıp” şahsa ait bu insan kemiklerini Kayıplar Komitesi’ne teslim etmeye razı oldu...

Bu insan kemiklerini, Mağusa Boğazı yöresinde bir kuyunun etrafında saçılmış vaziyette bulmuş ve bunları toplayarak evine götürmüştü... Bu insan kemikleri, Monarga köyünden Mayıs 1964’ten beridir “kayıp” olan bir Kıbrıslıtürk “kayıp” şahsa ait olabilir. Monargalı bu yaşlı adam bölgede tarlalarda çalışmaya gitmişti... Bölgede çok iyi tanınan bir şahıstı ve Kıbrıslırumlar’la birlikte çalışıyordu...

Bu Kıbrıslıtürk kaçırılarak öldürülecek ve Boğaz’da bir kuyuya gömülecekti. Onu kaçıranlar ve öldürenler, Sevilay Berk’in annesi ve babasını öldürüp Trikomo’da (Yeni İskele) bir kuyuya atan aynı ekipti...

Sevilay Berk’in annesi Şefika Hüseyin ile babası Hüseyin Ahmet Kamber’in öyküsünü biliyorsunuz: Çünkü bu sayfalarda en çok kaleme alıp soluk soluğa takibini yaptığımız öykülerden biriydi bu... Şefika ve Hüseyin Ahmet Kamber, Trikomo’nun yanındaki Bahçalar (Pervolia) köyündendi. Hüseyin Ahmet Kamber, “Sütçü” olarak da biliniyordu... Sütçülük yapıyor, üreticilerin sütlerini topluyordu... 11 Mayıs 1964’te biri Kıbrıslırum, diğer ikisi Yunanlı subay olan üç kişi Mağusa Surlariçi’ne girmeye çalışırken öldürülmüşlerdi. Aynı gün Şefika ve Hüseyin Ahmet Kamber, Mağusa’dan Bahçalar’a dönerken “kayıp” edilmişlerdi. Aslında yaptığımız araştırmalar sonucunda onların başına gelenleri ayrıntılarıyla öğrenmiştik: Tutuklanarak Trikomo’da (Yeni İskele) polis istasyonuna götürülmüşlerdi... Bir gece polis merkezinde tutulmuşlardı... Bundan habersiz olan kızları Sevilay, ertesi günü Birleşmiş Milletler askerleriyle birlikte Trikomo polis karakoluna giderek annesiyle babasının akibetini soracaktı... Aslında annesiyle babasının o anda hayatta olduğundan ve Trikomo polis karakolunda tutulmakta olduğundan habersizdi... Bunu da bir Kıbrıslırum görgü tanığı okurumuz aracılığıyla öğrenmiş ve bu sayfalarda yazmıştık... Annesiyle babasının akibetini araştıran Sevilay Berk, beş kardeşin en büyüğüydü... Kendisi henüz 17-18 yaşlarındaydı, en küçük kardeşleri henüz 2 yaşındaydı... Böylece ızdıraplı bir hayat başlayacaktı Sevilay Berk ve kardeşçikleri için... Anneleri, babaları “kayıp”tı ve Sevilay Berk onlara analık-babalık yapacak, atalarının akibetini araştırmayı sürdürecekti... İki yıl kadar önce çok değerli bir Kıbrıslıtürk okurumuz olan Haşmet Özmusa’nın yardımlarıyla, Trikomolu yaşlı bir Kıbrıslırum şahitle birlikte, Sevilay Berk’in “kayıp” annesi ve babasının gömülü olabileceği Trikomo’da arpa ambarlarının dışındaki kuyuyu ziyaret etmiş, bu kuyuyu Kayıplar Komitesi yetkililerine de göstermiştik. Kuyuda kazı yapılacak ve Sevilay Berk, sevgili anneciği ve babacığından geride kalanları alarak onları Mağusa’da bir törenle toprağa verecekti...

Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslırum üyesi, 2004 yılında Sevilay Berk’e, annesiyle babasının Boğaz’da bir kuyuya gömülü olduğunu söylemişti. Barikatlar açıldıktan sonra Sevilay Berk, Kıbrıslırum temsilcinin ofisini ziyaret ettiğinde ona bu bilgi verilmişti. Kayıplar Komitesi’ndeki Kıbrıslırum üyeye göre Berk’in anne ve babası, üçüncü bir “kayıp” Kıbrıslıtürk’le birlikte Boğaz’daki kuyuya gömülmüştü... Ancak bir süre sonra bir müteahhit bu kuyuyu açarak içindeki kemikleri çıkarmış ve bazı görgü tanıklarına göre Yeni İskele’deki polise vermiş, sonra da kuyuyu inşaat yaptığı alan için bir su kuyusu olarak kullanmaya başlamıştı... Sevilay Berk’in ailesinin yanısıra Monarga’dan “kayıp” yaşlı adamın ailesi bu kuyuya koşmuşlar, kuyunun çevresinden bir miktar insan kemiği toplamışlardı. Bu kemikleri analize gönderdikleri zaman bunların gerçekten de insan kemiği olduğu doğrulanmıştı. Fakat büyük kemikler “kayıp”tı ve bugüne kadar da “kayıp”...  Bir süre sonra Kayıplar Komitesi’nin kazı ekibi bu kuyuya giderek burada kazı yapmışlar ve kuyudan bazı küçük insan kemikleri toplamışlardı. Fakat bu kemikler analiz için Antropoloji Laboratuvarı’na veya DNA testlerine gönderilmemişti.

Şimdi Kıbrıslıtürk okurumun Boğaz’daki kuyudan bu kemikleri Kayıplar Komitesi’ne teslim etmesiyle birlikte aynı gömü yerinden gelen üç grup insan kemiği bulunuyor: Tümü de Boğaz’daki kuyudan çıkarılmış... Ve çok büyük olasılık bu kemikler, Monarga’dan “kayıp” yaşlı adama ait olmalı... Elbette tüm bunlar varsayım, ancak DNA analizleri sonucunda kemiklerin kime ait olduğu anlaşılacak. DNA kesin bir yanıt verecek...

Kıbrıslıtürk okurumu ziyarete Kayıplar Komitesi yetkilileri Ksenofon Kallis, Murat Soysal ve Okan Oktay’la birlikte gidiyoruz. Okurum, “Bu kemikleri ancak tek bir koşulla size teslim ediyorum” diyor, “Bir başka kayıp ailesinin acısına son vermek üzere, size teslim edeceğim bu kemikleri çok hızlı biçimde DNA analizine göndermeniz koşuluyla size teslim ediyorum...”

Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerinin “Çok hızlı biçimde DNA analizi” sözü vermeleri koşuluyla okurum bu insan kemiklerini onlara teslim ediyor. Okurum “DNA analizini ister Bosna’da, ister Türkiye’de, ister Yunanistan’da, ister Danimarka’da, isterseniz da Kıbrıs’ta yaptırın, orası beni ilgilendirmez... Benim için önemli olan bir diğer “kayıp” ailesinin acılarına bir an önce son vermektir...” diyor... “Çünkü eğer bana böyle bir söz vermezseniz, bu kemikler belki de 10 yıl boyunca Antropoloji Laboratuvarı’nda bekleyebilir, sıra gelsin da DNA analizine gitsin diye.... Bu kemikleri size ancak bu koşulla, hızlı bir DNA analizi koşuluyla teslim ediyorum” diye konuşuyor.

Kallis de, Murat Soysal da böylesi bir hızlı DNA analizine karşı değil. Okuruma, Kayıplar Komitesi’nin araştırmalarına yardımcı olmak üzere hızlı bir DNA analizi yapılacağını, insan kemiklerini bu koşulla devralmakta olduklarını söylüyorlar.

Kayıplar Komitesi Kazılar Koordinatörü olan antropolog Okan Oktay da bizimle birlikte... Okurum, kat kat kağıtlar içerisine sarılmış olan bir paketi getiriyor: Okurumun teslim etmekte olduğu kemikler beyaz bir zarf içerisinde bulunuyor... Zarfı açtığımızda insan kemikleri ortaya çıkıyor: Bir dizkapağı, bir kafatası parçası, omurlardan bazı parçalar... Okan bu kemikleri inceleyerek “Bunlar 50 yaş üzerinde, yaşlı bir insana ait, belki bir erkeğe...” diyor ve kemikleri teslim alıyor...

Okan Oktay, Boğaz’daki kazıdan toplanan ancak analize gönderilmemiş olan, kendi yanındaki kemiklerle birlikte bu kemikleri de DNA analizine göndereceklerini söylüyor...

Okuruma bir “kayıp” şahsa ait bu insan kemiklerini Kayıplar Komitesi’ne teslim etmiş olduğu için sonsuz teşekkürler...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 877 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler