1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BODRUM’ da KIŞ
BODRUM’ da KIŞ

BODRUM’ da KIŞ

Stella Aciman Bodrum'u yazdı:Benim gibi 1969 yılından beri Bodrum bağımlısı olan arkadaşlarımın da söylediği bir söz vardır. “ Her şeye rağmen herkesin kendine has bir Bodrum’u vardır!”

A+A-

 

Stella Aciman

 

“Burası engin göklerin ülkesidir. İçten gelen bir türküyü kapıp koyverin, uzaklaştıkça türkü gökte masmavi olur… Işık burada yalnız karanlığı aydınlatmakla kalmaz, aydınlattığı şeyi değiştirir ve görülen bir şiire çevirir. Başka yerde nur içinde yatılacağına, burada nur içinde yaşanır… Yıldız kalabalığına engin gece dar gelir… Hele ay ufuktan bir görüne koysun, evren bir peri masalına döner.” diye anlatır Bodrum’u, Halikarnas Balıkçısı nam-ı diğer Cevat Şakir Kabaağaçlı, Merhaba Anadolu adlı kitabında.

 

Ne tuhaftır ki, zamana yenilen bir ilçe olmasına karşın Bodrum’da hala Balıkçı’nın bu duygularıyla gezebilirsiniz. Benim gibi 1969 yılından beri Bodrum bağımlısı olan arkadaşlarımın da söylediği bir söz vardır. “ Her şeye rağmen herkesin kendine has bir Bodrum’u vardır!” Bodrum’a gönül verenlerin, kalabalıklar arasında kaybolmak, bunalmak istemeyenlerin yaz, kış sığındıkları bir köşeleri hep vardır yarımadanın bir yerlerinde. Bodrum insanı yaz sezonu açıldığında, merkezi ziyaretçilere teslim eder; kendi ise hala zamana yenilmemiş, el değmemiş, yeşili barındırmış köşelerde zaman geçirmeyi tercih eder.

 

BODRUMLU’NUN ZAMANI

Mesela hiçbir Bodrumlu’yu, yazın kavurucu sıcağında Büyük Meydan’daki eskilerin Raşit’in kahvesi dediği, şimdilerde ise Bodrum Cafe olarak adlandırılan mekanda veya hemen karşısında yer alan Denizciler Kahvesi’nde göremezsiniz. Amma… sonbahar ayları kıyıdan köşeden yüzünü göstermeye başladığında hepsi yavaş yavaş ortalıklarda görünmeye başlar, zaman artık onlar için ilerler.

Bir başkadır güz ve kış mevsimi Bodrum’da… Kalabalıklardan arınmış sokakları, Bodrum’un meşhur kulakları klipsli sevgi dolu köpekleri doldurmaya başlar önce, evlerin kapıları yavaşça açılır, tüm yazı, kışı bekleyerek geçiren Bodrum insanı sokaklara dökülmeye başlar. Yılların getirdiği alışkanlıktan olsa gerek, uyuşukluktan kurtulan ayaklar insanı hemen Büyük Meydan’a götürür. Cumhuriyet Caddesindeki Karadeniz Fırınından aldığınız sıcacık çörek, simit dolu torbanız elinizde gittiğiniz Denizciler Kahvesinde içilen bir bardak çay veya bol köpüklü kahveye, masmavi  gökyüzü; sahilde sıralanmış yazın yoğunluğunun getirdiği yorgunluğu üzerinden atmaya çalışan, bir o yana bir bu yana zarifçe sallanan Bodrum yapısı ahşap teknelerin görüntüsü eşlik eder.

 

MASALARDAKİ YÜZLER

Masalarda gördüğünüz yüzlerin çoğu geçmişten gelen tanışlarınızdır ve araya zaman da girse unutulmadığınızı anlatan bakışlar çevreler etrafınızı. Birinin bakışları sizi yetmişli senelerin mavi yolculuklarına, diğerinin söylediği tek bir cümle o zamanların sahildeki tek balıkçı lokantasında geçirdiğim bol sohbetli geceleri anımsatır bana. Kimler mi vardı o gecelerde? Kimler yoktu ki… Mina Urgan mesela; elinde rakı bardağı, beni oralardan alır engin denizlere götürürdü sohbetiyle, bilgisiyle, yaşanmışlıklarıyla. Gülriz Sururi, Engin Cezzar… Türk Tiyatrosunun efsane oyuncuları… Keşanlı Ali Destanı’nı oynarken nasıl da devleşirdi sahnede Engin Cezzar… ya Sokak Kızı İrma’ yı o günlerin şartlarında sahneye koyan, oynayan, müzikali bana sevdiren Gülriz Sururi için ne denir ki? Cahit Irgat, Azra Erhat ve daha kimler, kimler geçti, hasır sandalyeli o küçük salaş meyhaneden…  Bilir misiniz, artık o hasır sandalyelerden hiç kalmadı sayılır Bodrum’da. Onlar da zamana yenilerek yerlerini o ruhsuz beyaz plastiklere bıraktı. İşte beni Kıbrıs’a bağlayan sebeplerden biri; yok olmaya giderek yaklaştığını gördüğüm o hasır sandalyeler… Evimin yakınlarında, hasır sandalye yapan atölyenin önünden her geçtiğimde “burası da kapanmasın, zamana yenilmesin” dileklerimi duyarlar mı çalışanlar acaba diye düşünürüm hep.

 

BODRUM’UN KAPANMAYAN MEKANI

Zamanı hem iyi bir dost, hem de düşman olarak tanımlasam da kaybettiklerimi anımsamak yerine geriye kalanların peşlerine düşmeyi yeğlerim. Mesela şimdilerde kokulu Bodrum Mandalinalarının tam zamanıdır. Şehirde dolaşırken geçtiğiniz eski, bahçeli Bodrum evlerinin bahçelerinde muhakkak bu ağaca rastlarsınız. Üzerlerindeki mandalinalar “ hadi gel, bir tane kopar ve tadını çıkar” diye göz kırparlar size. Bu daveti reddetmek ne mümkün! Elinizde, dalından koparılmış tazecik, cinsine has kokusu ve tadıyla sahile inmek Cumhuriyet Caddesini bir baştan bir başa yürümek, kışın tatlı keyiflerinden biridir Bodrum’da. Azmakbaşın’dan geçerken köşede, Bodrum’un tek sebzeli dönerini yapan küçük dükkandan gelen koku, eski ve başka yerde bulunmayan bir tatla buluşturur insanı. Boş sokaklarda, parke taşlarının üzerinde yürürken mevsim dolayısıyla kapalı olan çoğu dükkanın arasında Bodrum’un yetiştirdiği, dünyaya kazandırdığı bir değer… Ressam Engin Dalyancı’nın hiç kapanmayan mekanı karşılar sizi. Yıllar önce, gençliğimizin bir yerlerinde; onun yaptığı ilk resimlerinden bir kaçının sahibi olmaktan onur duyduğum Engin’e “bir gün gelecek, ünün dünyaya yayılacak” demiştim. Gülmüştü… Bugün ise; özellikle her daim desen olarak kullandığı balıklar, cam ürünlerinden tekstil ürünlerine her türlü materyali süslüyor ve dünyanın dört bir köşesine gidiyor. Marina’da dükkanı olan bir başka yaratıcı insan ise Yücel Erkal… Tekne sahiplerinin vazgeçemediği, ahşapla kumaşı bütünleştirerek tekneleri giydiren bir diğer sanatkar… 

 

ESKİLERDEN BODRUM GECESİ

Bir başkadır Bodrum’un kışı… Gündüz geceye çabuk kavuşur kış günleri ve Bodrumlunun yanı sıra Bodruma gönül verenlerin gecesi başlar. Barlar Sokağı’nın arkasında kalır Mahmut Kaptan’ın yeri… Kendine özgü, Bodrumlunun kış günlerinde vazgeçmediği küçük, sevimli meyhanesidir. Mezeleri, balıkları taze, sohbeti ise tatlıdır. Marina’da ki Fener Balıkçısı ve Sünger Pizza, manavların arkasında kalan sokaktaki Deniz Feneri, Kumbahçe Mevkii’ndeki Ekşi Restoran kış aylarının gidilesi diğer mekanlarıdır Bodrum’un. Evinizde yediğiniz yemeğin ardından Bodrum’un gecesine düşmek de gerekir. Geçmiş yılların kalabalık kış geceleri artık yok Bodrum’da. Mekanların çoğu karanlıklar içinde kaybolmuş. Zaman mı insana, insan mı zamana yenilmiş bilemiyorum… Görünen o ki Bodrum, bir zamanlar insanların ellerinde içki kadehleri, sokaklara taştığı, karşılıklı barlardan birbirlerine laf attığı, bir söylenip bin gülündüğü Hadigari, Yettigari barlarının yaşattığı ortamlardan yoksun kalmış. Oralarda bir tek Ora Bar eski günlere inatla direniyor. Deniz kıyısında kalan, oturduğunuz yerden Bodrum Kalesi’nin ışıklarını seyrederek kanun, klarnet, darbuka eşliğinde Erkan’ın buğulu sesiyle söylediği alaturka şarkılarla keyifli saatler geçireceğiniz Alem Bar da zamana direnerek kış aylarının açık kalan mekanlarından biri. Ve gecenin son durağı… Artık geçmişin kollarına sığınan Halikarnas Disco’nun hemen altında yer alan yılların eskimeyen, Grup Gündoğarken’in ilk sahneye çıktığı, Birsen Tezer’i keyifle dinlediğimiz eski bir Bodrum evi olan Mavi Bar… Elinde gitarı Serkan Uzunoğlu-Karia Latino ve ona şarkılarında eşlik eden bizler… Bir Akrep Nalan şarkısı;   

 

Masmavi bir tutku bu dayanılmaz
Çok şeyler yaşanır da anlatılmaz
Öylesine bir arada
Öylesine yalnız bir yerdeyim
Bodrumdayım…



 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1058 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler