1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'BM hakemlik üstlenmezse çözüm beklemiyorum'
BM hakemlik üstlenmezse çözüm beklemiyorum

'BM hakemlik üstlenmezse çözüm beklemiyorum'

Portland Üniversitesi Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Çağdaş Türk Etütleri Kürsüsü Öğretim Üyesi Kıbrıslı Türk Prof. Dr. Birol Yeşilada, 7 Temmuz Cenevre zirvesinde iki tarafa ikaz verilmesinin büyük ihtimal olduğunu söyledi. Müzak

A+A-

Portland Üniversitesi Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Çağdaş Türk Etütleri Kürsüsü Öğretim Üyesi Kıbrıslı Türk Prof. Dr. Birol Yeşilada, 7 Temmuz Cenevre zirvesinde iki tarafa ikaz verilmesinin büyük ihtimal olduğunu söyledi

 

“BM hakemlik üstlenmezse çözüm beklemiyorum”

 

·        “BM görüşmelerde hakemlik konumunu üstlenmezse bir çözüm beklemiyorum. Çünkü önemli konularda ortak bir çözüme varmak ancak BM hakemliğiyle olabilir diye düşünüyorum ve tabi BM’ye ABD ve AB ciddi destek vermeli”

·       
“Taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları olduğu açıkça ortada. Tahminim iki tarafın tutumu bir önceki görüşmelerden yani Talat ve Hristofyas’ın yaptığı görüşmelerden daha farklı, birbirlerine daha uzaktalar. 7 Temmuz’da taraflara kesin bir ikaz verilmesi büyük bir ihtimal”

 

·        “Eğer şimdiki görüşmelerde sonuca varılmazsa bir Çekoslovakya formülü masaya konabilir. Bu ülke ikiye ayrılıp kendi başlarına AB üyesi oldu. Buna ‘velvet divorce’ denir. Yani bu, BM’nin iki ülke opsiyonunu masaya koyması demektir”

 

·        “AKP’nin Türkiye’de başa gelmesiyle KKTC’de ciddi bir dincilik kampanyası yürütülmeye başlandı. Bence bu çok tehlikeli. Kıbrıs Türklerinin kültürünü yok edebilecek kadar tehlikeli. Toplum olarak buna karşı durmamız gerekiyor”

·        “AKP Kıbrıs’ta bir an önce çözüm istiyor, bunu AB’ye koz olarak kullandığını sanmıyorum, baş ağrısı olarak görüyordur. ‘Bitsin de kurtulalım’ havasındalar. Ayrıca şimdiye kadar görülmemiş aşağılayıcı laflar ediyorlar. Bu onur kırıcı bir durum, çok yazık”

 

·        “Eğer AB tutumunu değiştirir ve KKTC ile direkt ilişki kurar, örneğin Ercan Havalimanı’nın kullanılmasına izin verirse, limanlar o zaman açılır, aksi taktirde bu imkansız bir durum”

 

·        “Toplum olarak sabırlı ve bilinçli davranılmalı. Ayrıca hem Kıbrıs Rum Yönetimi’ne, hem de AKP’ye karşı kendimize sahip çıkmalıyız. İncir çekirdeğini doldurmayan kavgaları bir kenara bırakıp, KKTC’nin iç politikalarını rasyonel şekilde ele almalıyız”

 

   Portland Üniversitesi Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Çağdaş Türk Etütleri Kürsüsü Öğretim Üyesi Kıbrıslı Türk Prof. Dr. Birol Yeşilada, 7 Temmuz Cenevre zirvesinde iki tarafa ikaz verilmesinin büyük ihtimal olduğunu söyledi.

   Müzakerelerin kritik bir aşamada olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yeşilada, iki taraf arasında ciddi görüş ayrılıkları olduğunu, BM görüşmelerde hakemlik konumunu üstlenmezse çözüm beklemediğini  belirtti.

   Prof. Dr. Yeşilada, “Önemli konularda ortak bir çözüme varmak ancak BM hakemliğiyle olabilir diye düşünüyorum ve tabi BM’ye ABD ve AB ciddi destek vermeli” dedi.

  Kıbrıslı Türklerle AKP hükümeti arasındaki gerginlikle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Yeşilada, AKP’nin Türkiye’de başa gelmesiyle KKTC’de ciddi bir dincilik kampanyası yürütülmeye başlandığını söyleyerek “Bence bu çok tehlikeli. Kıbrıs Türklerinin kültürünü yok edebilecek kadar tehlikeli. Toplum olarak buna karşı durmamız gerekiyor” diye konuştu.
   Kıbrıslı Türk Profesör Yeşilada, müzakereleri ve AKP hükümeti ile yaşanan gerginliği Face to Face’e değerlendirdi.

·       
Soru: Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakereler devam ederken iki taraftan da çözümün yakın olmadığına dair açıklamalar geliyor. Siz müzakerelerin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz ve 7 Temmuz Cenevre görüşmesinden beklentiniz nedir?

·        Prof. Dr. Yeşilada: Müzakereler kritik bir aşamada. Kanaatimce bu BM’in taraflara tanıyacağı son şans olabilir. Eğer şimdiki görüşmelerde sonuca varılmazsa bir Çekoslovakya formülü masaya konabilir. Bu ülke ikiye ayrılıp kendi başlarına AB üyesi oldu. Buna “velvet divorce” (kadife ayrılık) denir. Yani bu, BM’nin iki ülke opsiyonunu masaya koyması demektir.

Taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları olduğu açıkça ortada. Tahminim iki tarafın tutumu bir önceki görüşmelerden yani Talat ve Hristofyas’ın yaptığı görüşmelerden daha farklı, birbirlerine daha uzaktalar.

7 Temmuz’da taraflara kesin bir ikaz verilmesi büyük bir ihtimal. BM görüşmelerde hakemlik konumunu üstlenmezse bir çözüm beklemiyorum. Çünkü önemli konularda ortak bir çözüme varmak ancak BM hakemliğiyle olabilir diye düşünüyorum ve tabi BM’ye ABD ve AB ciddi destek vermeli. Klasik bir durum ve daha önceki görüşmeleri göz önüne alırsak BM’nin sadece iyi niyetle görüşmeleri desteklemesi yeterli olmuyor. Ayrıca 2004’e kıyasla BM’nin sonuca varılmadığı taktirde iki tarafa da bundan sonra ne olacağı hakkında kesin bir görüş vermesi gerekiyor. Aksi taktirde işler yine uzayacak ve hiç bir sonuca varılamayacak.

 

 “BİR DELİLİK YAPMADIKLARI TAKTİRDE AKP UZUN SÜRE TÜRKİYE’DE İKTİDAR KALIR”

·       
Soru: Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını ve AKP’nin yeniden tek başına iktidar olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

·        Prof. Dr. Yeşilada: Türkiye’de seçmen ciddi bir şekilde sağ’a kaymış durumda. Elimizde olan kamuoyu yoklamaları 1995’de bunun gerçekleştiğini ve bugün Türk seçmeninin %45’inin kendisini aşırı sağda gördüğünü gösteriyor. Yani 1995’de saflar yeniden belirlendi ve ciddi şekilde sağa kayma görüldü. Bu durumda şunu görüyoruz: Türkiye sağa kaydı ve seçmen de sağa kaydı. Siyaset Bilimi’nde biz buna "kritik seçmenin yeniden saflaşması " diyoruz. Orta ve ortanın sağı çöktü. Bunun sonucunda doğal olarak Refah Partisi’yle başlayarak aşırı sağ iktidara geldi, AKP üç dönemdir kazanıyor ve dördüncü, beşinci defa da kazanabilir, ta ki seçmen tekrardan yeni bir saftlaşma gerçekleştirsin. Burada şunu vurgulamakta yarar var,  bazıları “AKP ortanın sağında bir parti” diyor. Bu hiç de doğru değil. Türkiye’de şu durumda ortanın sağında seçmen yok, seçmene sorduğumuzda çok açık olarak bunu görüyoruz. Seçmene “En sol 1, en sağ 10 olmak üzere kendinizi bu cetvelde nereye koyuyorsunuz?” diye bir soru sorduğumuzda, 1990’da seçmenin yaklaşık %22’si kendini 1-2-3-4’e, yani sola koyuyordu. Aynı tarihte yüzde 23 de en sağa, yani 7-8-9-10’a koyuyordu. Bugün durum çok değişik: 2010 çalışmalarına göre sola koyan seçmen miktarı %22’den %15’e düştü, Sağa koyan seçmenin oranı ise %23’ten %45’e fırladı. Türkiye’de çok fazla laik de yok. Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in Türkiye Dünya Değerler Araştırması ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun çalışmalarına göz atarsak Türkiye’de topu topu %35 civarında laik seçmen olduğunu görüyoruz. Bu şartlar altında AKP’nin sağdan ortaya kayıp oy toplamasına gerek yok, seçmen zaten sağa doğru geliyor. Bir delilik yapmadıkları taktirde AKP uzun süre Türkiye’de iktidar kalır.

 

“BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE’YE PEK UYGUN DEĞİL”

·       
Soru: AKP seçimlerde anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde edemedi ancak bu konuda ısrarlı. Çabalarının süreceği ve muhalefetle görüşecekleri yönündeki açıklamaları var. Bu tutum nasıl yorumlanmalı?

·        Prof. Dr. Yeşilada: Anayasayı değiştirmek gerekecek çünkü son yapılan reformlar ve Cumhurbaşkanlığı seçimine göre gerekli. Ancak ben bunun kolay olmayacağına inanıyorum çünkü diğer partilerin başkanlık sistemini benimsediklerini sanmıyorum. Başkanlık sistemi Sayın Erdoğan’ın arzu ettiği bir sistem, ancak Türkiye’ye pek uygun bir sistem değil, parlamenter sistem olarak kalması çok daha yararlı olur diye düşünüyorum. AKP meclisteki bağımsızlarla bir araya gelip bu işi yapabilirdi ancak bağımsızların boykot kararı işlerini zora sokacak.

“AKP’DE HAKİM OLAN SÜNNİ İSLAMCILIK BİZE UYMUYOR”

·       
Soru: AKP hükümeti ve Kıbrıs Türk halkı arasında bir süredir devam eden gerginliği nasıl yorumluyorsunuz?

·        Prof. Dr. Yeşilada: AKP bizleri aşağılayıcı bir tutum almış durumda. Doğal olarak Kıbrıs Türkleri de tepki göstermekte haklı. Biz toplum olarak kendi kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz. AKP’de hakim olan Sünni İslamcılık ise bize uymuyor. Yıllardır AKP ve yandaşları Kıbrıs Türklerinin Müslümanlığını konu edip bizleri "iyi Müslüman " yapma politikasını gütmüş ve çeşitli yöntemlerle Kıbrıs Türklerinde hakim olan laikliği baltalamak için uğraşmışlardır. Bu halen devam etmektedir, ancak yeni bir durum değildir. Osmanlı zamanında da Padişah Kıbrıs Türklerini hizaya getirmesi için 1800’lü yıllarda adaya Sünni Müslüman müftüler gönderip baş kaldıran Alevi dedeleri idam etmişti. Osmanlı’nın Kıbrıs Türklerini sünnileştirme politikası o yıllarda da pek başarılı olmamıştı, sadece şehirlerde biraz başarılı oldular. Bizim din anlayışımız Türkiye Alevileri’ne çok yakındır çünkü kökenimiz oradan geliyor. İngiliz geldiğinde müftü herkesi Hanefi Sünni diye kaydettirdi. Aslında alakası yok. Kıbrıs Türklerinin kökeni orta Anadolu’dan adaya sürgün edilen Türkmen Aleviler, Bektaşi olan yeniçeriler ve Müslümanlığa geçen Latinler’den oluşuyor. İdareciler ve toprak ağaları Hanefi Sünni sınıfı oluşturuyordu. Bundan dolayı çoğu köylerimizde minare yoktu. AKP’nin Türkiye’de başa gelmesiyle KKTC’de ciddi bir dincilik kampanyası yürütülmeye başlandı. Bence bu çok tehlikeli. Kıbrıs Türkleri’nin kültürünü yok edebilecek kadar tehlikeli. Toplum olarak buna karşı durmamız gerekiyor.

“ÇÖZÜM OLMUŞ VEYA OLMAMIŞ TÜRKİYE’Yİ ETKİLEMEZ”

 

·        Soru: Seçimler sonrasında Türkiye’nin Kıbrıs politikasında bir değişiklik bekliyor musunuz? Türkiye ne gibi adımlar atabilir, limanlarını Güney Kıbrıs’a açması gündeme gelebilir mi?

·        Prof. Dr. Yeşilada: Türkiye deyince AKP’yi kastetmek lazım. AKP Kıbrıs’ta bir an önce çözüm istiyor, bunu AB’ye koz olarak kullandığını sanmıyorum, baş ağrısı olarak görüyordur. “Bitsin de kurtulalım” havasındalar. Ayrıca şimdiye kadar görülmemiş aşağılayıcı laflar ediyorlar. Bu onur kırıcı bir durum, çok yazık. Türkiye’nin dış politikasında AB artık AKP için eskisi kadar önemli değil. AKP, AB’den istediğini koparmış durumdadır. Reformlar ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hükümet üzerindeki kontrolü ortadan kalkmış bulunuyor. Seçmen aşırı sağa kaymış, daha çok dindarlaşmış ve muhafazakarlaşmış. Laik güçler ve kaleler bir bir düşmüş durumda. Şimdi yapılan Türkiye’nin dış politikasının rotasını değiştirmek. Bunu da yavaş yavaş, sindire sindire yapacaklar çünkü ABD’nin tepkisini çekmek istemiyorlar. ABD en güçlü devlet ve AKP’den desteğini çekerse ondan sonra ne olacağı belli olmaz. Türkiye AKP tarafından yavaş yavaş Arap dünyasına yönlendiriliyor. Kıbrıs politikasının değişmesine gerek yok. Çözüm olmuş veya olmamış Türkiye’yi etkilemez diye düşünüyorum çünkü artık “AB’ye mutlaka girmeliyiz” diye bir tutum görmüyorum. Bu çerçeve içinde limanlar açılır mı? Sanmıyorum ve de gereği yok. Zaten AKP bunu çok iyi kullanıyor ve "milliyetçilik" politikası yürütüyor. Eğer AB tutumunu değiştirir ve KKTC ile direkt ilişki kurar, örneğin Ercan Havalimanı’nın kullanılmasına izin verirse, limanlar o zaman açılır, aksi taktirde bu imkansız bir durum.

·        Soru: Kıbrıs sorunu çözülmeden Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığını devralması Türkiye-AB ilişkilerini ve Kıbrıs sorununu nasıl etkiler?

·        Prof. Dr. Yeşilada: O zamana kadar Türkiye ekonomik ve siyasi açıdan bölgede çok daha güçlü konuma geleceği için hiçbir fonksiyonu olmaz. Kıbrıs Rum Yönetimi kendi çıkarları için AB politikasını ciddi bir şekilde değiştirmeye kalkarsa büyük ülkeler buna izin vermezler.

“TOPLUM OLARAK SABIRLI VE BİLİNÇLİ DAVRANILMALI”

 

·        Soru: Bu süreçte Kıbrıs Türk tarafının tutumu ne olmalı?

·        Prof. Dr. Yeşilada: Toplum olarak sabırlı ve bilinçli davranılmalı. Ayrıca hem Kıbrıs Rum Yönetimi’ne, hem de AKP’ye karşı kendimize sahip çıkmalıyız. İncir çekirdeğini doldurmayan kavgaları bir kenara bırakıp, KKTC’nin iç politikalarını rasyonel şekilde ele almalıyız. Ülkede her şey dökülüyor, idare çalışmıyor, çevre kirliliği almış başını gidiyor, doğa katliamı son boyutlara ulaşmış. Siyasiler ise hala daha “sandalyeye nasıl oturacağım” kavgası yapıyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 3108 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler