1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BM GÖZÜYLE 'SON DURUM'
BM GÖZÜYLE SON DURUM

BM GÖZÜYLE 'SON DURUM'

YENİDÜZEN Haber Merkezi, Birleşmiş Milletler bazı üst düzey yetkilileri ile görüştü, son durumu öğrendi: “40 SENE DAHA İKİ AYRI DEVLET DÜNYADA KABUL GÖRMEZ” *** “Önümüzdeki 30-40 yıllık sürede iki ayrı devletin dünyada kabul edilmesi

A+A-

 

 

 

YENİDÜZEN Haber Merkezi, Birleşmiş Milletler bazı üst düzey yetkilileri ile görüştü, son durumu öğrendi:


“40 SENE DAHA İKİ AYRI DEVLET DÜNYADA KABUL GÖRMEZ”

 

***  “Önümüzdeki 30-40 yıllık sürede iki ayrı devletin dünyada kabul edilmesi mümkün değildir... AB, BM Güvenlik Konseyi gibi uluslararası kurumlar bu konuda önümüzdeki 30-40 yıllık süre içinde pozisyonlarını değiştirmeyecektir. Kıbrıslı Türkler, iki ayrı devletin seçenek olmadığını kabul etmelidir...”

 

***  “Aynı şekilde Kıbrıslı Rumlar da tek bir üniter Kıbrıs devletinin çözüm olmadığını kabul etmelidir. Çözüm için Kıbrıslı Rumlar, ayrı bir Kıbrıslı Türk bölgesi olacağını, iktidarın paylaşılacağını, federal bir hükümet olacağını hazmetmek zorundadır...”

 

* * * “Son yıllarda yürütülen müzakereler, tam bir işkenceye dönüşmüştür. Eğer dünyada “Birbirini suçlama Olimpiyatları” yapılmış olsaydı, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, bu Olimpyatlar’daki tüm madalyaları toplarlardı!”

 

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’taki bazı üst düzey yetkilileri, Kıbrıs sorununun müzakere sürecine ilişkin çeşitli değerlendirmelerde bulundular, çözüm hakkında düşüncelerini açıkladılar.

Birleşmiş Milletler çevrelerinin, Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili düşünceleri şöyle:

 

·        Önümüzdeki 30-40 yıllık sürede iki ayrı devletin dünyada kabul edilmesi mümkün değildir. AB, BM Güvenlik Konseyi gibi uluslararası kurumlar bu konuda önümüzdeki 30-40 yıllık süre içerisinde pozisyonlarını değiştirmeyecektir. Kıbrıslı Türkler, iki ayrı devletin seçenek olmadığını kabul etmelidir. Şimdi zaman zaman “Kıbrıslı Rumlar’ı unutalım ve B Planı’na geçelim” gibi sesler duyuluyor ama bunun olması mümkün değildir. En azından önümüzdeki 30-40 yıllık süre içerisinde Kıbrıslı Türkler’in “ayrı bir devlet” olarak tanınması mümkün değildir.

 

·        Aynı şekilde Kıbrıslı Rumlar da tek bir üniter Kıbrıs devletinin çözüm olmadığını kabul etmelidir. Çözüm için Kıbrıslı Rumlar, ayrı bir Kıbrıslı Türk bölgesi olacağını, iktidarın paylaşılacağını, federal bir hükümet olacağını hazmetmek zorundadır.

 

·        Kıbrıslı Türkler’in bakışına göre, Kıbrıslı Türkler 1960’larda yaşanmış olanları görmezden gelemez, Kıbrıslı Türkler’e göre 1974 öncesine geri dönülemez. Kıbrıslı Türkler o yıllarda tehdit altında, kuşatma altında, etnik temizlik girişimleri karşısında yaşadıkları için böylesi bir duruma geri dönmek istemediklerinden “74 öncesine geri dönülemez, iki ayrı bölgede yaşamak zorundayız” diyorlar. Kıbrıslı Türkler için siyasi eşitlik, dönüşümlü başkanlık gibi konular çok büyük sorun değildir. Kıbrıslı Türkler için, “bir azınlık gibi Kıbrıslı Rumlar tarafından tehdit edilmemeyi” garanti altına alacak federal mekanizmada bu tür durumları bloke edebilecek bir kapasite çok önemlidir.

 

·        Kıbrıslı Rumlar’ın bakışına göre 1974’te Türk ordusunun adaya gelişiyle büyük bir kayıp ve büyük bir felaket yaşamışlardır. Topraklarının %37’sini kaybetmişlerdir. Kendileri buna yol açacak neler yapmışlarsa yapmış olsunlar, yine de sonuçta çok büyük bir kayıp yaşamış oldukları ortadadır. Örneğin 1974’te Kıbrıslı Rum toplumunun esas ekonomik aktivitesi Maraş-Mağusa bölgesinde idi, tüm bunlar kaybedilmişti. O nedenle Kıbrıslı Rumlar için herhangi bir çözüm, kaybetmiş oldukları bu durumu tersine çevirmelidir. Böyle hissediyorlar.

 

·        Kıbrıslı Rumlar’ın birinci tercihi üniter bir devlettir, Kıbrıslı Türkler’in birinci tercihi iki ayrı devlettir. Birleşmiş Milletler’e göre bunların hiçbiri de “çözüm” değildir. Her iki tarafa da “ikinci en iyi çözümü kabul etmek durumunda olduklarını” ısrarla izah ettik.


KIBRISLI TÜRKLER İÇİN ‘DAHA BÜYÜK ACİLİYET’

·        Aslında Kıbrıslı Türkler için “çözüm” daha büyük bir aciliyettir.

 

·        Son yıllarda yürütülen müzakereler, tam bir işkenceye dönüşmüştür. Eğer dünyada “Birbirini suçlama Olimpiyatları” yapılmış olsaydı, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, bu Olimpyatlar’daki tüm madalyaları toplarlardı!  Müzakereler esnasında her iki taraf da, ötekini “zor durumda” bırakmak amacıyla hareketler yapıyorlar, birbirlerine yardımcı olmak yerine birbirlerini küçük düşürecek durumlar arıyorlar.

 

·        “Tüm bunlara rağmen, müzakere sürecinde müzakere edilen konuların %80’inde anlaşmaya varılmıştır. İki taraf yönetim konusunda çok önemli oranda anlaşmaya varmıştır. Ekonomi alanında Kıbrıslı Türkler’in bölgesinin AB tarafından bölgesel planlar çerçevesinde geliştirilmesinde uzlaşmaya varmışlardır. Mülkiyet konusunda uzlaşmaya çok yaklaşmışlardır. Toprak (sınırlar) konusunda Annan Planı’nda bir “sınır” vardı, bu konuda henüz herhangi bir anlaşma yapılmamıştır. Garantiler konusunda da iki tarafın birbirine zıt görüşleri vardır. Güvenlik konusunda polis, mahkemeler, yargıçlar vs. gibi konularda uzlaşmışlardır.”

 

·        Bardağın dörtte üçü doludur. Fakat her iki taraf da birbirine güvenmiyor, ötekine karşı “puan kazanmaya” çalışıyor, öteki tarafın suçlanması için manevralar yapmaya çalışıyor. İki taraf da gerçekten anlaşmak istiyorlar mı? Eğer geriye kalan %20’lik bölümde anlaşmak istiyorlarsa, buna ulaşmak kolaydır ama önemli olan buna niyetlerinin olmasıdır. Evet konuların %80’inde anlaştılar ancak geriye kalan %20’lik bölüm konusu masada bile değildir, bu konuda herhangi bir müzakere yapmamışlardır bile henüz...


HRİSTOFYAS REFERANDUMDAN KORKUYOR

·        Hristofias, bir anlaşmaya varacak olursa, bunun bir referandumda reddedilmesinden korkuyor. Kıbrıs Rum toplumunun iki büyük partisi iki toplumlu, iki bölgeli federal bir çözümü desteklediği halde, Hristofias, bunun referandumda reddedileceğinden korkuyor ve tekrar aday olmayacağını da açıklamış durumdadır. Eroğlu’na kıyasla, Talat çözüm konusunda birazcık daha “hevesli” görünüyordu.

 

·        Birleşmiş Milletler olarak bizim yapmamız gereken, bugüne kadar iki toplum liderinin uzlaşmaya varmış olduğu %80’lik bölümü muhafaza ederek, Kıbrıs Rum toplumunda yapılacak başkanlık seçimlerinde seçilecek olan liderle diyaloğa girmektir.

·        Seçilecek yeni Kıbrıslı Rum lider eğer uluslararası bir konferansa gitmeyi kabul edecek olursa, eğer Birleşmiş Milletler’e bu konuda bir tarih verirse biz Birleşmiş Milletler olarak bir çözümü sonuçlandırmaya çalışacağız. Ancak eğer uluslararası bir konferansa karşı çıkarsa ve bunun için herhangi bir tarih öngörmüyorsa, bu görüşmelerin uzayıp gitmesi için fazla bir neden kalmaz.

 

·        Uluslararası konferans konusunda Kıbrıslı Rumlar’ın bazı çekinceleri vardır: Kendilerinin böylesi bir konferansta dezavantajlı bir durumda olacağını, Yunanistan’ın şimdi içinde bulunduğu durumdan ötürü Kıbrıslı Rumlar’ın böylesi bir konferansta herhangi bir avantajlı durumda olmayacağını hissediyorlar. İngiltere’nin Kıbrıslı Türkler’e ve Türkiye’ye daha sempatik yaklaşacağını, Türkiye’nin bölgede parlak bir durumda bulunduğunu, AB’nin ise zayıf bir durumda olduğunu düşünüyorlar.

***  Örneğin DİSİ lideri Anastasiades, eğer kendisi seçilecek olursa müzakerelerde Türkiye ve Yunanistan’dan temsilcilerin de masada olacağını söylemiştir.


“GÜVEN YARATICI ÖNLEMLER GÜNDEME GELEBİLİR”

·        Birleşmiş Milletler olarak biz, bugüne kadar müzakerelerde üzerinde uzlaşılmış olan konuları muhafaza ederek, bazı güven artırıcı önlemleri gündeme getirebiliriz. Seçimlerden sonraki altı ayda sonuca gidilebilir, yeter ki her iki taraf da geride kalan konuları müzakere etsin ve bir uzlaşma için istekli olsunlar.  Bir haftasonunda oturup bir çözüm planı yazabiliriz ama bunu iki taraf da gerçekten istiyorlar mı? İki taraf da “tutkuyla” müzakere sürecine sarılmış değildir, maksat diğerinin suçlanmasını sağlamak gibi pozisyonlar içerisindedirler.

 

·        Avrupa Birliği’nde iki ayrı devletin kabulü asla ve katla mümkün olmayacaktır. Eğer Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler’le bir uzlaşmaya varacak bir lider yerine katı milliyetçi çizgide bir lider seçecek olurlarsa, o zaman bu herşeyin sonu demek olabilir.


“TÜRKİYE NE KADAR SAMİMİ?”

·        Türkiye çözüm konusunda ne kadar “samimi”dir? Biz Türkiye’yle çözüm konusunda sürekli görüşmeler yapıyoruz. Mutlaka bir çözüm istediklerini ve bunun için gereken adımları atacaklarını söylüyorlar. Aksi halde “Müzakerelere hayır, çözüm şimdiki durumdur” diyebilirlerdi.

 

·        Elbette Türkiye’nin “Kırmızı çizgileri” vardır ama Kıbrıslı Rumlar’ın da “Kırmızı çizgileri” vardır.

 

·        Türkiye bir çözümde siyasi eşitliğin sağlanmasını, iktidarın paylaşılmasını, iki bölgeliliğin olmasını istiyor. Türkiye, Garanti Anlaşmaları’nın da kalmasını istiyor.  Halen Kıbrıs’ın kuzeyindeki durumu idame ettirmek Türkiye’ye yılda 800 milyon dolara patlıyor ve şimdiki “statüko” kaldığı sürece, asla AB’ye giremeyeceklerini de biliyorlar. Kıbrıs konusunda dünyada hiç kimse Türkiye’den yana değildir. Gerek Gül, gerek Erdoğan, gerekse Davutoğlu bize “Kıbrıs sorunundan artık gına geldiğini, eğer iki toplumlu, iki bölgeli federal bir çözüme ulaşılabilirse, bunun Türkiye için kabul edilebilir olduğunu” ısrarla anlatmışlardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1098 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler