1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Biz'in hiç olmamış ihtimali...
Bizin hiç olmamış ihtimali...

Biz'in hiç olmamış ihtimali...

Vaktin geceye dönüştüğü bir anda, İçimden biraz yorgun, Biraz düşünceli, Tüm yılgınlıklarımı İstanbul’a bırakıyorum, “Al işte, senin olsun” diyerek… Vaktin dünden bugüne dönüştüğü bir anda, Ellerimle avuçlayarak bana mutl

A+A-

 

 

Vaktin geceye dönüştüğü bir anda,

İçimden biraz yorgun,

Biraz düşünceli,

Tüm yılgınlıklarımı İstanbul’a bırakıyorum,

“Al işte, senin olsun” diyerek…

 

Vaktin dünden bugüne dönüştüğü bir anda,

Ellerimle avuçlayarak bana mutluluk veren her şeyi,

Saklıyorum itinayla dizdiğim tespihte,

Ve sen aklıma düşmeden,

Gözlerimi kör ediyorum…

 

Yorgun içimdeki sen,

Göçüyor sessizce haber vermeden,

Gözlerim seni göremiyor ama

Seni hissedebiliyor…

 

Şimdi sen gittin ya,

Boş şehirlerdeki dönüşleri bekleyeceğim,

Ve sen aklıma düşmeden,

Gözlerim kör oldu…

 

Sana şimdi yanımda olmadığını gösteren saat,

Yalnızlığın gece yarısını çalıyor.

Her on ikinci vuruşta,

Bir yüzyıl daha eksiliyor bize kalan zamandan,

Boş şehirlerdeki duraklarda beklesem seni,

Yorgun şehirlerdeki iskelelerde beklesem seni,

Nafile göremem,

Ne gelişini, ne benden gidişini…

 

Sürçüyor kelimeler,

Çıkamıyor ağzımdan,

Konuşma acemisi olmuşum,

Ömürden eksilen vakitlerden,

Şiirlerimi yutuyorum,

Dünden kalma senlerden,

Ve sen kulağıma beni sevdiğini söylemeden,

Kulaklarımı sağır ediyorum…

 

Küskün söylentiler paslanmış yüzüme dökülüyor,

Gündüzün,

Gecenin,

Kırık dökük şerhleri,

Zan altına alıyor bilen, bilmeyen her şeyi,

Ben şimdi ikinci baharı değil,

İkinci sürgünü yaşıyorum,

Yaşadığım diğer sürgünler gibi,

Ve sen kulağıma beni sevdiğini söyleyemeden,

Kulaklarım sağır oldu…

 

Ezberi bozulmuş,

Vakti zamanı bir türlü gelmemiş coğrafyalarda,

Pimi çekilmiş hayatların,

Tarihini tekrar yazarsın,

Kör ve sağır olarak…

 

Savaştan yenik çıkmış bir kalbin içerisinde,

İstanbul kokan,

Akdeniz fısıldayan,

Mezopotamya susan,

Bir kan sızar,

İnceden inceye,

Derinden derine…

 

İhanetlerin biriktiği,

Her sabahın akşam oluşu gibi,

Her bizin yok oluşu gibi,

Körler ve sağırlar cumhuriyetinde,

Gözleri ihbarlı bir hüzün gezer,

Ne yapacağını bilmeden...

 

Paslanmış kimliklerle dolaşıyor çaresiz,

Dudaklarında anarşist kelimeler,

Gözlerinde ihbarlı bakışlar,

Her baktığına seni sorgular...

 

Kör ve sağırım,

Hiç olmadığım kadar,

Yorgun ve düşünceliyim,

Hiç olmadığım kadar,

Usul usul çıkarıyorum üzerimden kelimeleri,

Bir daha giymemek üzere...

Vaktin senden hiçsizliğe dönüştüğü bir anda,

İçimden biraz yenik,

Biraz öfkeli,

Tüm yılgınlıklarımı dünyaya bırakıyorum,

“Al işte, senin olsun” diyerek…

 

Vaktin İsa’dan önceden, İsa’dan sonraya dönüştüğü bir anda,

Ellerimle avuçlayarak bana ihtimaller veren her şeyi,

Gömüyorum usulca kazdığım toprağa,

Ve sen aklıma düşmeden,

Seni görebilme ihtimalini de yok ediyorum…

 

Yenik içimdeki aşka,

Fatihasını okuyorum gidenin ardından,

Ellerimi açıp Tanrı’dan bana,

Seni bir daha düşünme ihtimalini yok etmesini diliyorum.

Gözlerim bir kez daha kapanıyor,

Senin ardından...

 

Şimdi sen gittin ya,

Biz’sizlik olan yeni bir dünyaya adım atacağım,

Her seferinde adım attığım gibi,

Ve sen aklıma düşmeden,

Gözlerimi açacağım...

 

Bana şimdi yanında olmadığını gösteren saat,

Yalnızlığın gece yarısını çalıyor.

Her on ikinci vuruşta,

Bir yüzyıl daha eksiliyor bize kalan zamandan,

 

Sürçüyor kelimeler,

Çıkamıyor ağzımdan,

Konuşma acemisi olmuşum,

Ömürden eksilen vakitlerden,

Şiirlerimi yutuyorum,

Dünden kalma senlerden,

Ve senin benim kulağıma beni sevdiğini söyleme ihtimaline karşı,

Kulaklarımı sağır ediyorum…

 

Küskün söylentiler paslanmış yüzüme dökülüyor,

Geçmiş’in,

Şimdi’nin,

Geleceğin,

Kırık dökük şerhleri,

Zan altına alıyor bilen, bilmeyen her şeyi,

Ben şimdi ikinci baharı değil,

Yaşayamadığım ilkbaharları yaşıyorum,

Yaşayamadığım diğer mevsimler gibi,

Ve sen kulağıma beni sevdiğini söyleyemeden,

Bu sefer istemeden kulaklarım sağır oldu…

 

Ezberi bozulmuş,

Vakti zamanı bir türlü gelmemiş coğrafyalarda,

Pimi çekilmiş hayatların,

Tarihini tekrar yazarsın,

Göremeden ve duyamadan...

 

Savaştan yenik çıkmış bir kalbin içerisinde,

İstanbul kokan,

Akdeniz fısıldayan,

Mezopotamya susan,

Bir kan sızar,

İnceden inceye,

Derinden derine…

 

Her sabahın akşam oluşu gibi,

Her bizin yok oluşu gibi,

Körler ve sağırlar cumhuriyetinde,

Gözleri ihbarlı bir hüzün gezer,

Ne yapacağını bilmeden...

 

Paslanmış kimliklerle dolaşıyor çaresiz,

Dudaklarında anarşist kelimeler,

Gözlerinde ihbarlı bakışlar,

Her baktığına seni sorgular...

 

Kör ve sağırım,

Hiç olmadığım kadar,

Yorgun ve düşünceliyim,

Hiç olmadığım kadar,

Usul usul çıkarıyorum üzerimden kelimeleri,

Bir daha giymemek üzere...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 876 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler