1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bizim Galenos’umuz...
Bizim Galenos’umuz...

Bizim Galenos’umuz...

Prof. Dr. Kasım C. Güven “Öyle hocalar vardır ki, sadece kendi ülkesinde değil, genç yaşından başlayarak, ila nihaye, yaptığı bilimsel çalışmalar ve yayınlarla yurt dışında da tanınmaktadır. Biz eczacıların, Kasım Cemal Güven diye bir hocamız

A+A-

 

Prof. Dr. Kasım C. Güven

 


“Öyle hocalar vardır ki, sadece kendi ülkesinde değil, genç yaşından başlayarak, ila nihaye,  yaptığı bilimsel çalışmalar ve yayınlarla yurt dışında da tanınmaktadır. Biz eczacıların, Kasım Cemal Güven diye bir hocamız vardır ki, mesleğin her uygulamasında onun ‘Tıbbi Formüler’, ‘Kozmetik Formüler’ kitaplarını açmak zorunda kalırız”

Kasım Hoca’yı neredeyse 10 yıl görmemiştim. 19 Mayıs’ı fırsat bilip “dünya gözüyle” görüşmek için İstanbul’da Yeşilyurt’taki evinde buluştuk. Bana çalışma odasını son yayınlarını, bitkisel ilaçlarını gösterdi ve son çıkan “Kozmetik Formüler” kitabını imzalayarak hediye etti. Yine anılardan söz ettik, hocalığını anımsadık ve 68 olaylarına geçtik.

Kasım Hoca, 68 öğrenci işgalleri sırasında Eczacılık Fakültesi dekanıydı.


Bazı hocalar vardır, ölene kadar unutamazsınız. Yine bazı hocalar vardır ki, sizi okutmasa da kitaplarından onu tanırsınız. Öyle hocalar vardır ki, mesleğiniz farklı da olsa, dönem arkadaşlarınızdan onu dinler, fikir sahibi olursunuz.

Öyle hocalar vardır ki, sadece kendi ülkesinde değil, genç yaşından başlayarak, ila nihaye, yaptığı bilimsel çalışmalar ve yayınlarla yurt dışında da  tanınmaktadır.

Biz eczacıların, Kasım Cemal Güven diye bir hocamız vardır ki, mesleğin her uygulamasında onun “Tıbbi Formüler”, “Kozmetik Formüler” kitaplarını açmak zorunda kalırız. Hele havanda ilaç yaparken, madde tartımından, karıştırmaya, havanı nasıl kullanacağınıza, kıvam bulmaya, havanı ve elini nasıl temizleyip ambalaja yerleştireceğinize kadar onun öğütlerini anımsarsınız.

Bazı hocalar vardır, amacı sadece iyi öğretmektir. Dersini, laboratuvar uygulamalarını laf olsun diye geçiştirmez. Öğrencilerine, öğretmek için sert davranır, taviz vermez, bağışlamaz bu nedenle biraz korkutur. Yüz yüze gelmekten, konuşmaktan çekinirsiniz. Hatta olduğu katta karşılaşırsınız diye o kata uğramaktan vazgeçersiniz.

Bir yerde okumuştum: Bir insandan korkmak ve çekinmek onu sayıp sevdiğinizin işaretiymiş. Yani, ben ve onun öğrencisi olmuş meslektaşlarımın çoğu, daha okuldayken ona saygı duyardık. Çünkü dürüst, sade, sahici, prensip sahibi hoca olduğundan emindik. Hoca olduğu ve ilaç firmaları, ecza depolarından uzak durmak amacıyla, eczacı eşi Nermin Hanım’ın eczanesini kapattırmıştı. Mesleğine, kariyerine hiçbir toz kondurmak istemezdi. Bu nedenlerle Kasım Hoca, sert ama dürüstlük timsali bir kişiydi bizler için.

Kasım Hoca’yı “eczacı idolü” olarak kabul edenler iyi bir eczacı olur. Majistral (yapma) ilaç yapanların çoğu ya öğrencisi ya da takipçisi olmuştur.

 

KASIM HOCA İLE DOST VE MESLEKTAŞ OLABİLMEK

1981 yılında Eczacılar Birliği Başkanı olduktan sonra 1982 yılının 14 Mayıs kutlamasına Kasım Hoca ve eşini davet etmiştik. Mesleki konferansı yanında buradaki öğrencileri ve diğer meslektaşları ile kaynaştı, herkes Kasım Hoca’ya sevgi ve saygı gösterdi. Biraz da Kıbrıs’ı gezip görme fırsatı oldu.

O dönemde annem rahatsızdı. Teşhis koyamamışlardı. Kasım Hoca İstanbul’a dönerken anne-babamı da götürdü ve orda tedavi ettirdi.

1980’li yılların ortasında burada ilaç sıkıntısı çekiyorduk. Birkaç sefer Bekir Azgın hocalara gidip ilaç temin etmeye çalıştı. Kasım Bey arabasını, eczane ve ecza depolarının çok uzağına park edermiş. Ömür boyu, eczacılık işiyle uğraşan özel sektörden hep uzak durdu. Daha sonraları, bizi, Avrupa’ya geçerken birkaç gün Yeşilyurt’taki dairelerinde ve Büyükçekmecede’ki meyve bahçeli yazlık evinde misafir etti. İlgi ve misafirperverliğinden mahcubiyetten ziyaretleri azalttık.

Bana her yıl yenilenen, Tıbbi Formüler, İlaç İndexi ve TC Eczacılık Mevzuatı kitaplarını imzalayıp yollardı. 1996 yılında, 3 ay süreyle Sağlık Bakanlığı danışmanı olmuştum. İlk işim, hocayı buraya davet edip eksik mevzuatımızı tamamlama girişimim oldu. Dairede eczacılık yapan arkadaşım Mertdoğan ile ilaç imalatı, eczaneler ve ecza depoları konusunda tüzükler hazırladılar. Arada ben de toplantılarına katılır, “temel felsefe” üzerinde konuşurduk. Anımsıyorum, öğlen yemeğine çıkmak istemezdi, devlete ağırlık olmasın diye. Her ikramı zorla kabul ettirirdik. Kasım Hoca’yla hazırladığımız “ilaç imalatı” tüzüğü Bakanlar Kurulu’ndan geçtiğinde havalara uçmuştum. “Bir işi yapmak ne kadar zor ve kolaymış” diye düşünmüştüm. Kıbrıs’ta imalathaneler vardı ve mevzuatı yoktu. 20 yıl bu konuyla uğraştım ve meyvesini almıştım. Diğer tüzükler geçemeden hükümet bozuldu ve hâlâ değişiklik yapamadık...

 

ÖĞRENCİLERİNİN KASIM HOCA ANILARI

Gerek Kıbrıs’ta gerekse Türkiye’de eski öğrencileriyle buluştuğunda (gerçi çok seçicidir, her davete gitmez) herkesin onunla ilgili anıları gündeme gelir. Gülerek dinler, sonra ciddileşir ve neden öyle davrandığını izah eder.

Herkesin ortak anısı, Kasım Hoca’nın laboratuvara girmesiyle, öğrencilerin lavabolara, bulaşık yıkamaya koşmasıdır. Ama lavaboların sayısı belli. Kapamayanlar Kasım Hoca’dan mutlaka “zılgıt” yemiştir. Çünkü öğrenciler, bir işi ya da işlemi acele ve üstünkörü yaparlar. Bir seferinde beni madde tartarken yakalamış ve beğenmemişti.

Benim öğrenciliğim süresince Kasım Bey, aynı zamanda fakülte dekanıydı. Bu nedenle “yöneticilik” anlamında okula getirdiği iki yeniliği unutmadım.

Küçücük okul kantininde anlamsız zaman geçirmemizi engellemek için satranç takımları almıştı ve satranç oynamaya başlamıştık.

İkinci yeniliği, laboratuvar çalışmaları belli saatlerde yapılıyordu ve yetiştiremiyorduk. Bir gün geldi dedi ki “ Artık laboratuvarlar hep açıktır, boş saatlerinizde girip çalışabilir, teslim etmek zorunda olduğunuz preparatları daha rahat hazırlayabilirsiniz”...

Sınav öncesi bizi şöyle uyarırdı: “Bilmediğiniz soruya saçma bir yanıt vermeyiniz. Çünkü bu meslekte hata sadece sizi ilgilendirmiyor, bir başka kişiye-hastanıza-  zarar verebilirsiniz. Sınavınız iyi geçse, çoğunu doğru yanıtlasanız bile, vahim bir hata yapar ve saçmalarsanız, sizi bırakırım. Benim anlayışım budur!”

Ben öğrenci iken hoca ile karşılaşmamaya özen gösterirdim.  Artık bitirme aşamasına gelince önce “Galenik Farmasi” ve “Eczacılık Mevzuatı” sınavlarını (ikisi de Kasım Hoca’nın dersleriydi.) temizlemek istedim. Farmasötik Kimya’yı sona bırakmıştım.

Galenik sınavına hazırlanırken, “stabilite ve geçimsizlik” konusu kitaplara henüz girmemişti. Derste not da tutmamıştım. Arkadaşlarla kendi aramızda konuştuk. Nasıl olsa 10-15 puanlık bir soruydu onu yapmayacaktık.( Bilmediğiniz şeye dokunmayın demişti ya hoca). Sınavı geçeceğimden emindim. Çok sürmedi, hoca kürsüsünün kapısına bir not bıraktı, “Sınavda stabilite sorusu barajdır” dedi. Çoğumuz kalmıştık.

O dönemlerde, Kasım Hoca karakterinde, sevip-sayıp-çekindiğim dayım Prof. Dr. Necdet Sezer sağdı. Bana sınavlarımı sorduğunda geçtim derdim. Bir gün, “Ben tüm Kıbrıslılara yardım ederim senin burnun havada, yardım istemezsin” demişti. Galenikten kaldığım zaman kalp krizi geçirmişti ve onu ziyaret ettiğimde sınavımı sormuştu.”geçtim” demiştim. Daha sonra Kasım Bey dayımı ziyaret etmiş. Benim geçip geçmediğimi kasım hocaya sormuş. O da “geçti, gelip beni görsün” demiş.

Titreyerek odasına gittim. “Bak senin dayın çok muhterem birisidir, ona geçtiğini söyledim. Adam hasta yatağında seni soruyor. Bu sefer çalışıp geçeceksin. “Ben geçirmeyeceğim, sen geçeceksin” dedi. Öyle de oldu.

 

19 MAYIS 2011 BULUŞMAMIZDA 68 İŞGAL OLAYLARINI KONUŞTUK

Kasım Hoca’yı neredeyse 10 yıl görmemiştim. 19 Mayıs’ı fırsat bilip “dünya gözüyle” görüşmek için İstanbul’da Yeşilyurt’taki evinde buluştuk. Bana çalışma odasını son yayınlarını, bitkisel ilaçlarını gösterdi ve son çıkan “Kozmetik Formüler” kitabını imzalayarak hediye etti. Yine anılardan söz ettik, hocalığını anımsadık ve 68 olaylarına geçtik.

Kasım hoca, 68 öğrenci işgalleri sırasında Eczacılık Fakültesi dekanıydı. O günleri ben de hayal meyal hatırlıyorum. Dev-Genç’e, reform hareketlerine sempatim vardı. Yalnız bu grupların birey olamadan toplum yönetmeye kalkmalarını hep yanlış bulurdum. Marksist olduklarını söylerler ama oruç tutarlardı, maçoydular, seksisttiler, sadece türkü dinlerlerdi. Roman, felsefe okumazlardı. Entelektüel olmak isteyenleri de “küçük burjuva” damgasıyla küçümserlerdi. Buna rağmen, onların tarafını tutuyordum.

Fakültemizin işgali diğer fakülteler gibi başladı ama en son bizim fakültede sonlandırıldı. Kasım hoca, rektörle ve diğer dekanlarla yapılan toplantıda alınan karara hocaların uymayıp işgalci öğrencilerden fakültelerin devralınmasına kızdı, prensip sorunu yaptı ve okulumuzda bir aya yakın işgal sürdü ve öğrenciler çekilince Kasım hoca gidip okulu açtı. Bu konuyu dinlediklerimden çok kendi yazdığı anlatımla vermek istiyorum…

 

KASIM HOCA VE DİĞER DEĞERLİ HOCALARLA BULUŞMAK...

YDÜ Eczacılık Fakültesi Dekanı Rümeysa Hanım ile “Değerli Hocalara Saygı” isimli bir etkinlik düzenleme kararı aldık. Bizim birliğin kuruluş yıl dönümü olan Ekim 2011 sonunu düşünüyoruz. 68 olaylarını Kasım Hoca ve diğer eczacılarla tartışmaya açmak, eski-yeni eczacılığı masaya yatırmak niyetindeyiz. Organizasyon netleşince tüm eczacılara duyuru yapacağız.

 


 

 

O’nun gözünden 1968 olayları

Türkiye’de 1968 olayları Paris Üniversitesi’nde olan öğrenci hareketlerinden esinlenerek başladı. Türkiye’de bu olayların başlama sebebi ise farklıdır. Bunun sebebi 1964 yılında İ.Ü. Senatosu’nun üniversitede yığışan (o tarihte 30 bin) öğrencilerin üniversitede kalış süresini kısıtlamak için sınırlama getirmek üzere bir komisyon kurması ile başladı. Bu komisyonda başkan Prof. Dr. E. Eralp (Edebiyat Fak. Dekanı), Prof. Dr. C. Abaoğlu (Tıp Fak. Dekanı) ve ben (Eczacılık Fak. Dekanı) vardı. Komisyon üniversiteyi bitirme süresini fakültelerin eğitim süresinin iki katı olarak kabul etti ve ayrıca eski öğrencilere ek iki sene daha süre verdi. Raporun İ. Ü. Senatosu müzakeresi sırasında komisyon başkanı Prof. Dr. V. Eralp, senato üyelerine “Bu sert kararın arkasında durabilecek misiniz?” dedi. Hep birlikte “Evet” dendi ve rapor kabul edilerek yönetmelik çıktı. Bu ek süre 1968 Haziran ayında bitti ve Hukuk Fakültesi’nde haziran sınavı sonunda 500 öğrenci başarısızlıktan atıldı. Bu öğrenciler Beyazıt Kulesi’nin altında toplandı ve başına Ufuk Şehri geçti, hareketi başlattı. Kısa bir süre sonra, Ufuk’un yerini Deniz Gezmiş aldı ve işgal başladı. İ.Ü. Senatosu Baltalimanı’ndaki Hidrobiyoloji binasında fevkalade eski, harap salonda toplanmaya başladı. Müzakerelerde senato üyeleri ikiye ayrılmıştı. Öğrencilerin lehinde olan ve olmayan grup arasında sert tartışmalar geçiyordu. İşgalin 15. günü üniversiteyi kapama kararı için Fen Fak. Dekanı Prof. Dr. L. Biran ile konuştuk ve Rektör Prof. Dr. E.Ş.Egeli’in evinde yapılan toplantıda kapının giriş holünde ben ve Biran her senato üyesini tek tek dışarıda el el üzerine koyarak kapanmaya evet diyeceğine dair “evet” dedirttik. Sonuçta ekseriye olan 16 sayısını bulduk. Bunun üzerine rektörü yarın Baltalimanı’nda toplantıya çağrılması üzerine takrir verdik. Ertesi gün toplantı yapıldı. Maalesef üyelerden bir tanesi caydı ve ekseriye temin edemedik. Bir sonraki gün, tekrar toplandık ve müzakere sonunda 16 sayısını bulduk ve sonunda üniversite kapanmasına karar verildi, fakat işgal devam ediyordu. Rektör Egeli, öğrenciler ile müzakere ile işgalin kaldırılması alındı. Yalnız, “Binalar öğrencilerden teslim alınmayacak” denildi. Benim müdafaam, “Bir şeyi teslim etmedik ki alalım” idi. Rektör dekanları İ.Ü. Mediko Sosyal binasında saat 09.00’da toplanmasını söyledi ve biz orada her dekanın fakültesine gideceğini ve devir teslim yapılmayacağını tekrarladık. Buna rağmen rektör dahil her dekan öğrencilerden devir teslim işlemi yaptı. Ben fakülteye geldim, öğrenciler “Fakülteyi teslim al” dediler, ben de “bir şeyi teslim etmedim ki alayım” dedim. Olaylar 20 gün daha sürdü. Rektör işi tatlıya bağlamak istiyordu ve taviz veriyordu. Bazı öğretim üyeleri de buna yatkındı. Bunun üzerine ben rektöre istifamı verdim. “İstediğin zaman işleri yoluna koyarsın” dedim ve çıkıp gittim. Bu istifa idarenin işine gelmiyordu. Yani öğrenci isterse bir idareciyi istifa ettirebileceği çığırının açılması istenmiyordu. Sonucunda öğrenciler ile devir teslim yapılmayacağı anlaşması oldu ve olay kapandı. Yalnız, 1968 olayları üniversite için hiçbir yenilik getirmedi. Bazı sınırlamalar ortadan kalktı ve sınavlar değişti.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 3408 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler