1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ. HEM DE ÖĞRENİLMİŞ...
BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ. HEM DE ÖĞRENİLMİŞ...

BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ. HEM DE ÖĞRENİLMİŞ...

Ayşe BAŞEL: Toplumumuzda hemen hemen hiçkimse haklarının bilincinde değil ve hak talep etme hususunda duyarsız ve umursamaz...

A+A-

 

 

 

 

Ayşe BAŞEL

 

         İnsan davranışlarında önemli yere sahip süreçlerin en başında öğrenme gelir. Deneyim ve pratik sonucu davranıştaki göreceli ve kalıcı değişmeler olarak tanımlanan öğrenme, konuştuğumuz dili, tutum ve inançlarımızı, gelenek ve göreneklerimizi, amaçlarımızı, uyumlu ve uyumsuz kişilik özelliklerimizi ve algılarımızı etkilemektedir (Hulse, Eget ve Deese, 1980).

 

Halkta öğrenilmiş çaresizlik

Gelelim öğrenilen çaresizlik kavramına. Dr. Seligman ve çalışma arkadaşları tarafından bulunan öğrenilmiş çaresizlik (learned helplessness) kavramı, bireylerin, karşılaştıkları olumsuz olaylar üzerinde kontrollerinin/kontol edebilme durumlarının olmadığını düşündükleri durumlarda ortaya çıkan duygusuzluk (apati) durumuna denir.Bu rahatsızlıktan muzdarip olan kişi, daha önce yaşadığı olumsuzluklarla tekrar karşılaşmaktan kaçınmak için hiç çaba sarfetmemeye başlar ve sözkonusu durum/lar karşısında sistematik bir şekilde duyarsızlaşır. Seligman'a göre, bireyin olumsuz olaylara maruz kalmasıyla gelişen öğrenilmiş çaresizlik duygusu; motivasyonsuzluk, uyumsuzluk, pasiflik, depresyon, umutsuzluk, eylemlerin sebepleri ve sonuçlarıyla ilgili bir bağ kuramama gibi sorunlara neden olmaktadır. Bir diğer deyişle, Seligman öğrenilmiş çaresizliğin yaptığımız işte fark yaratamamaya başladığımız an ortaya çıktığını ve yaşamımıza hakim olmaya başladığını anlatıyor aslında. Neden bu konuya değinmek istediğimi şöyle açıklayabilirim sanırım. Sizce de yukarıda anlatılan, tanımı yapılan kavram bizim toplumumuza cuk oturan bir davranış örüntüsü ve algı yapısı değil midir? Son zamanlarda yaşanan, hoş olmayan ve herkese bir kez daha ‘Neler oluyor böyle dünyada?’ ya da ‘Neden oluyor tüm bunlar?’ diye sorgulatan birçok olay sonrasında halkımızda bu sorgulamanın ardından maalesef hala öğrenilmiş çaresizlik sendromunun yaygın olarak var olduğunu ve buna bağlı olarak çaba sarfetme ya da eleştirilen sistemin değiştirilebilmesi, yenilenebilmesi için bir öneri ve/veya çözüm üretme, sunma hususunda hiçbir adım atmamaya yönelik bir tutumun da hakim olduğunu görebiliyorum.

 

“Başka işiniz yoktur?”

Toplumumuzda hemen hemen hiçkimse haklarının bilincinde değil ve hak talep etme hususunda duyarsız ve umursamaz bir tutum içerisinde. 23 Nisan günü, gerçekleşen çocuk hakları ihlallerine rağmen ülkemizde coşku(!) ile kutlanan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gösterilerinin çeşitli şehirlerde gerçekleştirildiği esnada bizler çeşitli sivil toplum örgütlerinin ve gönüllü aktivistlerin oluşturduğu Çocuk İhmal ve İstismarını Önleme İnsiyatifi olarak, bir diğer deyişle, birçok kişiye göre, bir grup işi olmayan (!) insan olarak, tatili fırsat bilen vatandaşlarımızı Metehan sınır kapısında bulabilmeyi umarak çocuk haklarının yaygınlaştırılması ve çocuk hakları ihlalleri karşısında yapılması gerekenlere dair içeriğinde gerçekte varolan çocukların öykülerinin de yazılı olduğu bir bildiri dağıttık. Nitekim haklıydık. Neredeyse tüm halkımız oradaydı. Hava çok sıcaktı. Güneşin altında yılmadan yapmamız geren şeyi yaptık. Fakat insanlardan gelen tepkiler doğrusu çok ilginçti. Hatırladığım birkaç cümleyi şöyle bir sıralayayım. “ Aman be abim işiniz yoktur da bu sıcakta geldiniz burda ne yaparsınız. Bu memlekette hiçbirşey değişmez...”, “Biz kim, çocuk hakları kim?”, “Bizim memleket başka hiçbir memlekete benzemez. Siz hayal kurarsınız. Bu memlekette hiçbirşey değişmez.”, “Biz babamızdan dayak yedik da ne oldu?”. Toplumdaki bireylerin bu şekilde tepkiler vermelerini doğru bulmuyorum. Benim hala ümidim var ve hak elde etmek için mücadele edeceğim. Lütfen çıkın artık şu öğrenilmiş çaresizlik sendromundan. Bizim memlekette bunlar zor evet fakat istemeyince de vermelerini beklemek herşeyden daha zor sanırım. İsteyin, dile getirin, bağırın, çağırın. Herşeyden önemlisi “Benim çocuğum yok, olanlar düşünsün çocuk haklarını” demeyin. Hakkını savunmadığın bu çocuklar ilerleyen süreçte sizin çocuğunuzla aynı toplumda büyüyecekler, ya da yaşadıkları toplum içerisinde ya başkaları ya da kendileri için bir risk oluşturabilme ihtimalleri var.    

 

Umursuzluk!

Neden onların harcanmasına göz yumalım? Neden herkes bu kadar duyarsız? Neden herkes bu kadar benmerkezci? Neden bizden önceki kuşaklar türlü yokluk ve yoksulluk içinde hayatta kalma ve yer tutma mücadelesi verirlerken ve bu hususta başarılı olmuşlarken, hatta bizlere de bu ruhu aşılamaya çalışmışlarken, bugün bizlerin sahip olduğumuz her türlü varlığa rağmen, haklı gerekçelerimizin olmasına rağmen biz yapılan her türlü haksızlığı, duyarsızlaştırma politikalarını kabullenip, sindirip oturuyoruz ya da sadece kendi sosyal çevremizde kulis yapıyoruz.

         Ben tüm bunlara rağmen, umutsuz, bitkin, yılmış kesimlerin yanında sadece linç kültürü ile kişi bazında olay değerlendirmesi yapıp, şiddetin şiddeti doğuruyor olduğunu görmezden gelerek ya da farketmeyerek tepki vermek ya da duyarsız kalmamak adına saldırgan davranışlar içerisine girmeden çocuk haklarını avazım çıktığı kadar bağırarak talep etmek benim HAKKIM... umutsuz ve çaresizlik içerisindeki dostlar; sizlere Nazım Hikmet’in Kerem Gibi şiirinden birkaç dize ile seslenmek istiyorum sözün bittiği şu noktada:

Ben yanmasam,
sen yanmasan,
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karanlıklar
aydınlığa...

ÇOCUK HAKLARI HEMEN ŞİMDİ !!!

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 906 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler