1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bizi bizden başkası kurtaramaz...
Bizi bizden başkası kurtaramaz...

Bizi bizden başkası kurtaramaz...

EKONOMİ SOHBETLERİ Telka İşletmeleri Direktörü Mustafa Togay

A+A-

EKONOMİ SOHBETLERİ

 

         Telka İşletmeleri Direktörü Mustafa Togay ile devam ediyoruz sohbetimize bu hafta. Elektrik kablosu üreten İşletmenin yeni teknoloji ile donatılmış fabrikası Haspolat Sanayi Bölgesi’nde. Ada ülkelerinde sanayicilik yapmanın çok zor, sıkıntılı olduğunun altını çizen Togay, hükümetlerin, sanayicisini koruması gerektiğine inanıyor. Ve ekliyor; üretmeyen toplum yok olan toplumdur. “Annan Planı dönemi geçti. Dünya’da kriz var. Bencilliği bırakıp ülkemizi düşünmeliyiz. Bizi bizden başkası kurtaramaz” diyor Togay.

Bizi bizden başkası kurtaramaz...

 

Dilek ÖNCÜL

 

·        Yenidüzen: Öncelikle işletmenizi tanıyalım...

·        Mustafa Togay: TELKA İşletmeleri Limited Şirketi, farklı isimlerde kurulan şirketlerin yenilenmesiyle 1978 yılında hayat buldu. Telka İşletmeleri, Haspolat Sanayi Bölgesi’nde elektrik kablosu imalatı konusunda faaliyet göstermekte olan bir kuruluş. Haspolat Sanayi Bölgesi’nin eski sanayi bölgesi değil yeni sanayi bölgesi dediğimiz dış kısmındaki anayol üzerinde bulunan 6 bin metre karelik, on dönüm üzerine kurulu yeni teknoloji ile donatılmış fabrikamızda üretim yapmaktayız.

“ADA ÜLKELERİNDE SANAYİCİLİK ZOR”

 

·         YD: Kıbrıs’ta sanayicilik yapmak zor mu?

·        Togay: Tabii bildiğiniz gibi ada ülkelerinde sanayicilik yapmak çok zor, külfet, sıkıntı. Sadece Kıbrıs’ta değil tüm ada ülkelerinde sanayicilik yapmak zordur. Tek bir şekilde sanayicilik yapmak mümkündür. O da, Ada ülkelerine hitap eden sektörlerin ihtiyaçlarını gidermek için yapılan sanayicilik. Yani bacasız fabrikalar, bacasız sanayicilik. İşte ülkeniz turizm üzerine kurulu ise, turizmin bir yan kuruluşunun ihtiyaçlarını giderecek elektrik kablolarını üretebilirsiniz. Bunun dışında büyük enerji santrallerinin ihtiyacı olan büyük kesitlerdeki enerji kablolarını mümkün değil üretemezsiniz. Bunlar teknolojik ve tüketim gerekliliği olan işlerdir. Adalarda küçük tüketim vardır ve ihtiyaçlara ancak küçük tesislerle cevap verebilirsiniz. Tabii bu, hükümetlerin, yöneticilerin, sanayicisini koruma yöntemi ile oluşturulabilecek bir sanayi sektörüdür. Dünya teknolojisi ile rekabet edebilmek mümkün değildir ve Ada ülkelerine ithalat yolu ile Dünyanın her yerinden her şey getirilebilir. Ama yerli sanayi ürünleri anında ihtiyaca cevap verebilecek bir statüdedir. Korumacılık olmazsa hiçbir şekilde Dünya ile rekabet etme şansınız olmaz. Bu şartlarda işte biz de ülkemizde belli bir istihdamı sağlamak kaydı ile üretim yapmaya devam etmekteyiz. Geçmiş yıllarda, geri kalmış teknolojimiz nedeniyle istihdam sayısı yüksekti fakat son iki üç yıl içerisinde Avrupa standartlarına uyum sağlayacak üretimleri yapabilmek için teknolojimizi yeniledik. Bu yenilenme istihdamımızı azaltmayı getirdi. Şu anda 12 kişiyi istihdam etmekteyiz. Sadece fabrikada çalışan personel sayısı bu. Tabii ki acı ama gerçek; hükümetlerimizin tümü, hangi siyasi parti mensubu olursa olsun -etiket ve rozeti gözetmeksizin- yerli sanayiyi korumayı düşünmüyor. Bu nedenle maalesef bu ülkede yerli sanayiciliği sürdürmek tahmin ederim ki belli bir süre sonra imkansız hale gelecektir.

“PLANSIZ, PROGRAMSIZ YAPILANMA HİÇBİR ŞEKİLDE DÜZGÜN GİTMEZ”

 

·        YD: Özellikle dıştan gelen biçok yatırımcı nüfus azlığından dolayı buraya yatırım bizi kurtarmıyor diyor... Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

·        Togay: Tabii doğrusunu söylüyor. Önce nerde yaşadığımızı bilmemiz gerekir. Biz bir adada yaşıyorsak, ada halkına göre tasarlanacak  yatırımlar düşünülmeli. Nüfusun olmadığı bir adada, nüfus düşünülmeden yapılan yatırımlar hiçbir zaman geri dönmeyen yatırımlardır. Fizible olmayan, kârlılık derecesi olmayan yatırımlardır. Dünyada, büyük nüfusa sahip ülkelerde yaşamış iş adamları, KKTC’ye yatırım konusunda bizi kurtarmaz der. Bir ülkenin öz varlığının değiştirilebilmesi mümkün değildir yani ada yüzölçümü büyütülemez. Megapol şeklindeki ticaretler ülkeye fayda sağlamaz, yapılamaz da. Dünya’da AVMler, nüfusun çok yoğun olduğu, yüz ölçümünün çok büyük olduğu ülkelerde ihtiyaca cevap vermek için yapılan ekonomik düzenlemelerdir, yatırımlardır. Bırakın Kıbrıs’ı hiçbir küçücük ülkede bunu göremezsiniz. Böyle bir düşünce ile birilerinin buralara gelip yatırım yapması hem kendisi hem de ülke için külfettir. Ekonomi kötüye gider. Plansız programsız yapılanmanın, hiçbir şekilde düzgün gitme ihtimali yoktur.

 

·        YD: Sanayi Odası ne durumda sizce?

·        Togay: Sanayi Odası elinden geldiğince, imkanları çerçevesinde, sanayicilerine bir takım imkanlar sağlayabilmektedir. Fakat en önemli konu, Sanayi Odası’nın her zaman için siyasilere ters konumda olmasının dezavantajdan dolayı hep hükümetler tarafından dışlanmış, hükümetler tarafından desteklenmemiş, ihtiyaçlarını gidermek, çözüm bulmak için dinlenmemiş konumundaki bir Oda durumuna düşmüştür. Yoksa, Sanayi Odası’nın, hakikaten, sanayicisini en zor şartlarda bile koruyan, savunan, bir şeyler olabilmesi için elinden geleni yapan bir kuruluş olduğu inancındayım. Hükümetlerimiz tarafından Sanayi Odası’na bir takım imkanlar verilmiş olsa inanıyorum ki ülke sanayicisi daha refah ve daha iyi koşullarda olacak.

“KIB-TEK’TE HANTAL ÇALIŞAN BİRİMLER ÖZELLEŞTİRİLEBİLİR...”

 

·        YD: KIB-TEK’in özelleştirilmesine nasıl bakıyorsunuz?

·        Togay: KIB-TEK bizim sektörümüzden yıllarca ürün almış bir kuruluş. Bugün biz bir tüccar olarak, bir sanayici olarak Kıb-Tek’e ürün satmaktayız. Bütün iş hayatı özel sektörde geçmiş bir kişi olarak; ülkemizde hantal yapıya sahip kamu kuruluşları ve devlet kuruluşlarının gerçekten doğru-düzgün bir şekilde özelleştirilmesi veya özerkleştirilmesi veya  tıkalı bölümlerinin özel sektör gibi çalışacak bir düzeye getirilmesinin en doğru bir karar olacağı inancındayım. Hiçbir vatandaş, hantal yapıya sahip bir elektrik kurumundan hizmet alamamanın cezasını çekmemeli. Bu bakımdan, çok iyi bir değerlendirme yapılarak, gerekli birimlerinin özelleşmesi veya özerkleşmesi en doğru bir karardır diye düşünüyorum.

 


 

Üretmeyen toplum yok olan toplumdur”

 

·        YD: Ülkemizde alınan mali tedbirler, uygulanan protokoller sizce yerinde mi?

·        Togay: Gerek iç politikamızda gerekse Türkiye ile aramızda yapılan anlaşma protokollerinde, yerli sanayiciyi koruma düşüncesi devam etmediği sürece ekonomide büyük zorluklar oluşacağı inancındayım. İşte hükümetlerin aldığı ithalata dayalı iç ihtiyacı dıştan sağlama düşüncesi; bu böyle devam ettiği sürece  yerli sanayicinin fabrikaları kapanacak. Sanayicilikte ilk öğrendiğimiz nokta şudur: Üretmeyen toplum yok olan toplumdur. Üreten toplumun üreticisi her zaman için refah ve ferah içerisinde olandır. Bunları biz icat etmiyoruz. Düşünün ki Amerika’da bile, ülkedeki üretimi korumak için dıştan gelen ürünlere fonlar ve vergiler konur. Yani bu kadar ilerlemiş bir ülke bu fonu koymuşsa, bu demektir ki ülkesindeki yerli istihdamı, iş gücünü korumak, ekonomi ile imalat arasındaki dengeyi kurmak için yapmaktadır bunu. Yani her şeyi ithal eden bir ülke, her şeyi tüketen bir toplum konumuna geldiğimizde bunun ekonomiye çok büyük zarar vereceği açıktır. Bunun tartışması bile olmaz. Hükümetlerin, ekonomimiz parlak, çok iyi, dik yukarı doğru çıkmaktayız, uçuyoruz söylemleri belki evraklar üzerindeki rakamlardan kaynaklanır. Onları da takdir etmek lazım çünkü zaten bir siyasi adam, bir konunun evrağını takip etmekle mükelleftir. Yani kendine göre ekonominin çok iyi gittiğini savunbabilir. Maliye Bakanı bir mali müşavirdir. Yani kasasına girenle çıkan arasındaki denge eşit gittiği sürece kendine göre çok düzgün bir muhasebe tutmuş demektir. Ama ülkenin birçok kesimlerindeki sıkıntılar; işsizlik, insanların alım gücünün düşmesi, çalışırken yarınından dolayı huzursuz olması bütün bunlar ülke ekonomisinin doğru gitmediğini gösterir.

 

·        YD: Peki önerileriniz ne bu konuda?

·        Togay: Çok rahata alışmış bir toplum olarak; her kesim siyasi rozetlere bakmaksızın elini taşın altına koymalı, bencilliği bırakıp ülkesini düşünmeye, doğru hareket ve tavırlarda bulunmaya başlamalı. Ülkenin yüzölçümü bu ülkenin öz insanlarına yeter de artar bile. Refah seviyesi de en yüksek bir şekilde sağlanabilir. Ülke ekonomisi düze çıkabilir.Yeter ki insanlarımız duyarsız olmasın, hükümetler, kişiler sorumluluklarını yerine getirsin. Yani artık bu halk bana göre suni hayal dünyasından çıkmalı.Artık bazı alışkanlıklardan vazgeçilmesi lazım. Bir dönem yaşandı o refah bitti. Halk, bir öz Kıbrıslının yaşaması gereken statüye gelirse tahmin ederim ki bu statü ile birlikte ekonomi dengelenecek ve daha rahat yaşam koşullarına gelebileceğiz. Yani bizi bizden başkası kurtaramaz.

 


“Annan Planı dönemi geçti...”

 

·        YD: Annan planı döneminde bir inşaat patlaması oldu. Bu sizin sektörü de etkiledi. Şu an durum ne?

·        Togay: Annan Planı dönemi; Kıbrıs Türkünü, ekonomik açıdan hiçbir şekilde hayal edemeyeceği, yaşam standartlarını göremeyeceği bir düzeye getiren bir dönemdir. Ama bu dönem geçti. Bu dönemin devamlılığının olacağına inananlar kendilerini yok ettiler. Bu dönemi geçici, bugün var yarın yok gibi düşünenler, dönemden faydalanmak için ekonomisini düzgün bir şekilde idame ettirenler ise bugün bozulan ekonomiden dolayı bir sıkıntıya girmediler. Bu bilincin dışında Annan Planı’nın devamlılığı söz konusudur, yıllarca gidecek gibi düşünenler çok büyük bir hayal kırıklığına uğramış ve yatırımlarını yanlış yaparak, geleceğinin garantisini çok büyük tehlikeye sokarak, kendilerini yok etme aşamasına getirmişlerdir. İnşaat sektöründe batmalar oldu. Bu, bana göre kişilerin suçu. Onların öngörüsüzlükleri. Yani hükümetler, bu konuların hiçbir şekilde taahhüttü değildi, olamazdı. Bizler de çok büyük işler yaptık Annan Planı döneminde ama yarının olmayacağı düşüncesi ile yaptık. Yani bir ek külfet getirecek şekilde; bina olsun, arazi olsun, makine parkı olsun, işçi olsun, gayrımenkul olsun yatırımlar yapmayı hiçbir zaman düşünmedik. Çünkü bunun bir geçiş dönemi olduğu inancına vardık. Bu gelecek, geçecek, gidecek; bittikten sonra kazancımız belki elimizde kalacak, onun ötesindeki yaıtırımların hiçbir anlamı olmayacak. Tabii dezavantajımız, şansızlığımız bunu hiç kimse inkar edemez Dünya ekonomik bir krizde . Avrupa, Amerika, dünya devleri en büyük boyutlarda krizde. Geç de olsa ekonomik krizlerin bize yansıması hakikaten ülkeyi çok zor duruma sokmuştur. Ben böyle de gideceği inancındayım. İşte görüyorsunuz Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs’ın durumu.. Biz de onlar gibi olmayacağız diye bir garanti yoktur. Kesinlikle ben korkuyorum onlardan beter de olabiliriz. Bunlar gerçekler yani. Artı bizim en büyük sıktınımız; işte biz böyle durumlara düşersek, tanınmamış bir ülke olarak, daha da büyük problemler yaşayacağız diye düşünüyorum. Onlar tanınmış ülke olarak birbirilerine destek veriyorlar, AB üyeliğinin etkisi bir nebze olsun ekonomilerine katkıda bulunuyor. Ama bizler için çok zor günler olacağı inancındayım.


 

bir cümleyle

Ekonomi: Düzgün muhasebe

Para: Hiçbir şey

Döviz: Ülkemizde önemli

Hükümet: Ciddiyet

Özelleştirme: Gerekli

Sanayi Odası: Gerekli

Ticaret Odası: İhtiyaca göre

Medya: Şeffaflık

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1304 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler