1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3.  “Biz toplum değil, topluluk bile olamayız…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

 “Biz toplum değil, topluluk bile olamayız…”

A+A-

“Ecvet Yusuf’un mezarının düşündürdükleri…”

Dr. Derviş Özer

Denktaş’ın Anıt Mezarı  bitirilemedi diye veryansın edenler. Daha anıt mezarın bitirilmesine zaman var. 45 sene, 50 sene evvel ölen şehitlere bir mezar bile yapamamışız. Dördünü beşini üstüste gömmüşüz. En azından Denktaş’ın mezarı belli, tek başına ve kimlikli.

BİZ TOPLUM DEĞİL, TOPLULUK DAHİ OLAMAYIZ

...İnsan tarihinin en önemli değerlerinden biri de ölü gömme ritüelidir. Bu işlem, Homo neandertalis ile birlikte başlar. Paleoantropolojik kazılarda kemiklerin yanında çiçek polenleri, çeşitli tohumlar ve kokulu ağaçların kabukları bulunmuştur. Bu da gösteriyor ki yüz binlerce yıldır insan  ölülerini gömmektedir. Ama bu gömme işlemi bir hayvanın gömülmesi gibi değil, bir ritüel düzenindedir. Yani bir ölmüş hayvanın kokmaması için bir çukura atılması değil, onu, bir insan gibi uyku halinde dinlenmeye bırakmak niyeti taşır. Bu rituel ilkel topluluklarda bile görülmektedir.

Nitekim bu ilkel topluluklarda, savaşta yendiği bir düşmanın ölüsüne dahi saygı gösterilir. Çünkü düşman güçlüdür, düşman saygındır. Çünkü "benim düşmanım bana eşdeğerdir, bana eşdeğer olmayan düşmanla savaşmam" der. Ve öldürdüğü düşmanına bir mezar yaparak düşmanın hatırlanmasını sağlar. Böylece Düşman hatırlandığında onun da kahramanlığı, saygınlığını hatırlanır.

İlkel topluluklarda sadece düşman yüceltilmez, topluluğun kendi ölen kahramanları da yüceltilir. Ona yapılan tören daha görkemlidir. Onun kahramanlığı, onun amacı, idealleri  anlatılır ve unutulmaması için anıtlaştırılır. Öyle anlar olur ki törenler yapılamaz ama hiç bir şey yapılmasa bile başına bir taş getirilip konur. Yeri ve kimliği belli olsun, üzerine basılmasın diye.

Taş İsimlendirilir. O toprak parçasına bir isim verilir. Burada şu kişi yatmaktadır diye. İsimlendirme hiçliği yok eder, sıradanlığı bozar ve bir özellik kazandırır. O toprak parçası veya o taşa kimlik verilerek cansız olan bir kişinin yaşatılması sağlanır. Bu işlem de o topluluğun ayakta kalmasını sağlayan yapı taşlarını sıkıca birbirine bağlayan harçtır.

Peki bütün bunlar ilkel topluluklar tarafından yapılırken başka bir ilkel toplumda ne yapılıyor ?

Neler mi yapılıyor?

Savaşta ölen öldürülen düşmanlarını  kuyulara atıyor.

Yıllarca saklamaya çalıştıkları kemikleri çıkarıp başka başka yerlere dağıtıyor.

Bulunmasınlar isimlendirilmesinler diye yok ediyor.

Kendi kahramanlarını kamyonlarla getirip açtıkları çukurlara saygısızca gömüyor.

Bu kahramanların çocuklarını yıllarca "babanız şurada yatıyor" diye kandırıyor.

Ölen insanlarının üzerinden siyaset güdüyor

Milliyetçilik duyguları güçlü olan insanları istismar ederek iktidarda kalmaya çalışıyor.


“Tekke Bahçesi’nin çok daha planlı ve ayrıntılı araştırılmasının gerektiği gün gibi açığa çıkmıştır…”

Besim Baysal

Kimse bu ülkede; bu acıları, bu travmaları, bu adilik ve hainliği görmezden gelerek, çamura yatarak siyaset yaptığını zannetmesin... Ne milliyetçisi ne yurtseveri ne sağcısı ne solcusu.

Yaşayanlar bilir bilmesine de yaşayanlar da üç kişi beş kişi değil ki; aileleri var, arkadaşları var akrabaları var, çoluk çocukları var. Koskoca bir toplum var. Sadece aileler sadece akrabalar kandırılmadı, hepimiz kandırıldık. Nesiller boyunca kandırılmaya devam ettik.

Hiç sesini çıkarmayanlar, yetki ellerindeyken ailelerin taleplerini görmezden gelenler, askerden ve üç beş çapulcudan çekinenler hepsi 45-50 yıllık bu yalana bu hainliğe ortaktır.

Şht. Hüseyin Ruso yıllarca kayıp kabul edildi Tekke Bahçesi şehitliğinde bulundu. Herhangi bir küçük açıklama dahi gelmedi. Ama efsane Ruso’nun kemiklerini; ailenin, ‘vurulduğu yere gömülsün’ talebine rağmen aylarca oyaladılar. Korkudan iki büklüm oldular. Ortadan kayboldular.

Şimdi de başka bir efsane Şht. Ecvet Yusuf başka bir mezarda başka 4 şehitle birlikte bulundu. Kaç gün geçti yine kimseden ses çıkmadı. Ailelerin feryadı gazetelere yansıdı. Hepsi yine çamura yattı. Hatta toplumu temsil etme iddiası ortaya koyanlar geçmişte de görmezden geldikleri Tekke Bahçesi şehitliğindeki sıkıntıları şimdi de görmezden gelmeye devam ediyor.

Bu işin üstüne giden kayıp ve şehit aileleri, Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer Küçük yardımcısı Mine Balman ve emek veren herkes, 2007’den beri Tekke Bahçesi ile ilgili sıkıntıları yazarak ilmek ilmek ören Sevgül Uludağ takdiri hak ediyor.

Bu konuda irade koyan Halil Sadrazam’a ve en önemlisi de böylesi bir insani konuda cesurca insiyatif alan Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı’ya naçizane teşekkürlerimi iletmek isterim.

Hepimizi yarım asırlık bir yalandan kurtardılar.

Yakınları bulunan tüm ailelere başsağlığı ve sabır dilerim özellikle de son bir haftadır çırpınan ve bizi gözyaşlarına boğan Harper Orhon ve Nilgün Ecvet Orhon hocalarıma...

En önemlisi ise Tekke Bahçesi’nin çok daha planlı ve ayrıntılı araştırılmasının gerektiği gün gibi açığa çıkmıştır. Kayıbının bulunmasını bekleyen aileler de şehidinin mezar yeri muamma haline gelen aileler de eminim bunu beklemektedirler.


“Tekke Bahçesi Şehitliği tamamen ve acilen açılmalı…”

Küçük Kaymaklı Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği Asbaşkanı Ali Zeybekoğlu

Ben şimdi hiç vakit kaybetmeden Tekke Bahçesi şehitliğinin acilen açılması ve kayıpları olan ailelerin tüm meçhul mezarlar ve ismi yazılı olsa bile söz konusu mezarda bir kişi değil de beş kişinin çıkması, kafaları karıştırıyor. Tüm ilgilileri göreve davet ederim. Kayıpları olan ailelerin de bizlere bir ses ve destek vermelerini beklerim. Tüm ilgililer bu konuya artık neşter vurmalı, Kayıplar Komitesi Başkanı’nın da bu konuya el atmasını isteriz.

Kayıpları bulmak için neyi beklersiniz?

Tekke Bahçesi Şehitliği tamamen açılmalı…

1980’li yıllarda bir gece Tekke Bahçesi Şehitliği’nden alınarak Dikmen mezarlığına gömülen 11 meçhul mezar açılmalı… Hem de derhal… Sayın Başkan Gülden Plümer, sizleri göreve davet ediyoruz.


“Onlar Anıt Mezar için dilenirken, benim babamın bir mezarı bile yok…”

Sultan Osman Talat

Babam 1963 kasımda kaybolmuş 1970’e kadar 5 yaşında 6 ve 7 yaşında geriye 3 çocuk bırakmış zavallı annem 3 çocukla kalakalmış, sürekli Lefkoşa’ya gidip gelip Doktor Küçük, Denktaş, kimi bulursa saatlerce kapılarında bekleyip 3 çocukla ortada kaldığını ne yapacağını bilmediğini onlara anlatmaya çalışmış, sonunda 1970’de sonunda babamı kayıp kabuledip kayıp maaşı vermeyi lütfettiler haşmetvahaplar. Anneme 1996 vefatına kadar kayıp maaşı ödediler, sonraları Kayıplar Komitesince şehit kabul edilip albümlerine geçti, aileye madalyalar takıldı şovlarını yaptılar.

2003 kapılar açılınca Rum tarafı Kıbrıslıtürk kayıp listesini gazetelerde yayınlayınca listede babamın adını görmeyince gidip görüştüm, bana bizim tarafın 1987’de yolladığı listeyi yayınladıklarını söylediler. Tab,i doğal olarak bizim taraftakilere sorduğumda açıklama getiremediler. Sonradan kendi çabalarımla hepsi tek tek itiraflarda bulundular. Kendilerinin yanlış istihbaratçılar tarafından bu cinayeti işlediklerini, kandırıldıklarını itiraf ettiler. Giden gider, onlar için önemsizdir. Geriye kalanlar nasıl yaşar, çocukları nasıl büyür, ne acılar çeker fark etmez, önemsizdir. ONLAR ANIT MEZAR İÇİN DİLENİRKEN, BENİM BABAMIN BİR MEZARI BİLE YOK.


“Benim çiçeklerimi, baharımı, çocukluğumu çaldınız…”

Nilgün Ecvet Orhon

kk-094.jpg

Benim çiçeklerimi, baharımı, çocukluğumu çaldınız... Bölünmüş bir yurt ve kırık bir coğrafya verdiniz karşılığında...

Dünya yakışıklısı, komutan, öğretmen, babaların en iyisini aldınız benden... Kırkbeş yıl bir yalana mahkum ettiniz beni... Yasemin taşıdığım, ağladığım, güldüğüm, dertleştiğim belki de içi boş bir toprağa mahkum ettiniz...

Şehitlerin ölmediği, vatanın bölünmediği yalancılığınıza inandırın hade beni... Çatır çatır bölünen bu toprakta iki defa öldürdüğünüz babamın yaşadığına inandırın hade beni...

Sizin şehit dediğiniz o insanlar, ki bu günkü o iğrenç saltanatlarınızı sadece onlara borçlusunuz, (siz sıçan gibi deliklerde saklanırken onlar savaştığı için bu günü gördünüz)... o insanlar birilerinin babası, amcası, abisi, evladı, kardeşi... Hiç mi sızlamadı yüreğiniz onları bizden tekrar tekrar koparırken... Bizi boş ya da yanlış mezarlara yönlendirirken hiç mi utanmadınız...

Ben size kocaman bir hayat, süper bir baba verdim... Şimdi ondan kalanları alıyorum sizden ve onu huzura erdireceğim... Belki kendimi de... Ama yeminim olsun.. Yaşıyor ya da ölmüş olsalar da hayatımın 45 yılını çalanların iki yakasında olacak ellerim... Hepsini lanetliyorum, hepsinden nefret ediyorum ve bunun hesabını soracağım... Yaşıyorlarsa benden korksunlar artık, ölenler de geberip gittikleri yerde patlasınlar... Ben de babamın kızıysam eğer, yeminim olsun ki bana hesap verecek buna sebep olanlar... Benim canımı bu kadar yaktınız ya... Hepinizden nefret bile etmiyorum, duygularım nefretin ötesinde...

 

 

Bu yazı toplam 1232 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar