1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Birlikler üzerinden sektörel korumacılık var mı?'
Birlikler üzerinden sektörel korumacılık var mı?

'Birlikler üzerinden sektörel korumacılık var mı?'

TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi: “... Eğer bu, “bu ülke sendikalar Cumhuriyeti

A+A-


 

 

EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (2)




TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi:



“... Eğer bu, “bu ülke sendikalar Cumhuriyeti oldu” noktasındaki gibi, şimdi de üretim kesiminin zayıflatılması için ”bu ülke birlikler cumhuriyetine döndü” yaklaşımı gelişecekse, iş çok zor olacak, bizi önemli gerginlikler bekleyecek demektir…”

“… Türkiye’de her ilin Esnaf Odası ve sanayi birlikleri, o ilde yapılacak ve açılacak işyerleri ile ilgili yasalarla konmuş yetkilere sahiptir. İsteyen istediği yerde, istediği şekilde iş yapamaz. Hal böyle iken, rekabetin engellenmesinde birlikler neden KKTC’de sorun olsun?...”


“… Türkiye’deki siyasi erkin de bakışı, “liberal–muhafazakârdır”.  Ancak bakış açısı Türkiye toprağına ve insanına dönük pencereden şekillenmektedir. Sayın Akça, Kuzey Kıbrıs’a, Kuzey Kıbrıs penceresinden bakmamaktadır. İşte aramızdaki önemli bakış farkı budur…”


Raporda  “Liberal- Muhafazakar” bakış açısına ters bir tanımlama dikkatimi çekti. “Özel Sektörün faaliyetleri üzerindeki denetim eksikliği”. Sayın Akça bunu şu vurgu ile bütünleştirmektedir:

“Özellikle birlikler üzerinden kurulan sektörel korumacılık.”

İşte bence işin önemli bam tellerinden biri budur. Eğer bu noktada tekelleşme ve rekabet özelliğine aykırı düzenlemeler söz konusu olsaydı, “özel sektörün denetimi” tanımlamasına, başka türlü bakabilirdim. Ancak mesele bu değildir. Bunu adım adım açarak, olayın dibine bakalım…

Fakat haksızlık da yapmak istemem. Raporun 74. sayfası 3. madde de “ Eksik Rekabet- Korumacılık” başlıklı bölümde bu konuda oldukça önemli ve doğru tespitler de yapılmaktadır.

Şöyle ki:

“KKTC ekonomisinin temel sektörlerinde eksik rekabet söz konusudur. Eksik rekabet kimi zaman tek bir firmanın yer aldığı monopol piyasa şeklinde olurken, kimi zamanda az sayıda firmanın piyasayı domine ettiği, oligopol piyasa şeklinde karşımıza çıkmaktadır… Bunun yanında yerli sermayenin kendi içindeki rekabeti de ‘belli bir alanda sadece bir firma faaliyet gösterir’ görünmez kuralı gereği engellenmektedir…. Rekabet hukukunun henüz yeni olması, eksik rekabeti güçlendirmektedir”.. .denmektedir.

Bu tespitlere “hayır” demek mümkün değildir. Bunlar doğru tespitlerdir.

 Ancak, 74. sayfada bu doğru tespitlere rağmen, önsözdeki ifade ile çıkış arandığına göre,  ana mantığa katılmam mümkün değildir.

 Burada esas olan nokta, siyasi anlayış ve hedef farklılığımızdır… Öncelikle Sayın Akça’nın  bu konuda önerdiği ana mantığa bakalım...

“KKTC’de rekabet iki şekilde engellenmektedir. Bunun en yaygını, yabancı sermayenin ülkeye girişinin engellenmesi nedeni ile eksik rekabetin oluşmasıdır… İthal mallara uygulanan yerli üretimi korumaya yönelik fonlar, rekabetin önündeki bir diğer engeldir” demektedir.

Doğru bazı tespitlerden yola çıkarak yapılan bu önermelerden ilki ile başlayalım. Önsöz’de ifade edilen ”özel sektörde birlikler üzerinden kurulan sektörel korumacılık” ifadesi başlangıç noktamız olsun.

KİMDİR BU BİRLİKLER?

 

Müteahhitler Birliği,  Taşeronlar Birliği,  Esnaf Odası, Sanayi Odası, Ticaret Odası, K.T.M.M Odaları, Tabipler Birliği, Taksici Birlikleri, Narenciye İhracatçıları Birliği, Hayvancılar Birliği, diğer üretici birlikleri, Koop’lar vs mi?

Eğer bu, “bu ülke sendikalar Cumhuriyeti oldu” noktasındaki gibi, şimdi de üretim kesiminin zayıflatılması için ”bu ülke birlikler cumhuriyetine döndü” yaklaşımı gelişecekse, iş çok zor olacak, bizi önemli gerginlikler bekleyecek demektir.

Dün, iş dünyası ile sendikal hareketin arasında oluşamayan dayanışma neticesinde sendikalar kan kaybına uğradıktan sonra,  şimdi sıraya, “Birlikler üzerinden kurulan korumacılık” ifadesi ile tüm ekonomik alanlardaki kan kaybı mı gündeme getirilecek?

Rekabet eksikliğine gerekçe yapılan “yabancı sermaye girişinin engellenmesi” tespitine dayalı olarak da, herhalde birliklerin düzenleyici etkisinin değiştirilmesi gündeme gelecek!

Yani “açın açın, dileyen gelsin…”

İsteyen gelsin dükkan açsın, isteyen gelsin inşaat işi yapsın, isteyen gelsin market açsın, taksi alsın taksicilik yapsın, proje yapsın, tabiplik icra etsin,  makinist dükkanından, berber dükkanına kadar her şey yapılsın, fabrika kurulsun. Bu mu gelecek olan?

Evet, ülkenin yabacı sermayeye ihtiyacı vardır. Ama hangi alanlara gireceği, nasıl bir ek kapasite yaratacağı önemlidir.
Berberin işsiz kaldığı ülkeye, yeni berber dükkânlarının açılması ne getirir?

TÜRKİYE’DEN ÖRNEKLER, ORDU VALİLİĞİ VE NİHAT ERGÜN


 Sayın Akça’ya şu örneği vermek isterim. Türkiye’nin Ordu Valiliği, fındık toplama maksadı ile Ordu vilayetine gelecek geçici düz işçiler için ikamet, çalışma, barınma, yaş ve benzeri düzenlemelerle ilgili genelge yayınladı. Üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde bir il;  TC yurttaşları için dahi bunu öngören bir düzenleme yapma ihtiyacı gösterdi. Peki Kıbrıs’ta, kaynakları kısıtlı ve dar bir ada ekonomisinde, gerek işgücü, gerekse belli meslek ve iş guruplarının idamesi için var olan düzenlemeler neden çok görülsün?

Ayrıca, Türkiye’de her ilin Esnaf Odası ve sanayi birlikleri, o ilde yapılacak ve açılacak işyerleri ile ilgili yasalarla konmuş yetkilere sahiptir. İsteyen istediği yerde, istediği şekilde iş yapamaz. Hal böyle iken, rekabetin engellenmesinde birlikler neden KKTC’de sorun olsun?

Türkiye’de Tabipler, Mühendis, Mimar Odaları, Hukukcular v.s Birlikleri o alanlardaki düzenlemelere sahip değiller mi? Yabancı sermaye Türkiye’ye, Türkiye’nin öncelikleri çerçevesinde düzen ve intizamla girmiyor mu?

Bu arada sayın Akça’ya Türkiye’den bir örnek daha vermek isterim. Çünkü yerel sermayeye ve iş dünyasına dönük düzenlemelere “korumacılık” diyerek gayet anlaşılır bir tepki koymaktadır ve bunu yabancı sermayeye dönük engellemeler ile özel sektörde var olan birliklere dayandırmaktadır.Bakın; Türkiye’de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Nihat Ergün, bence çok yerinde ve doğru iki adım attı.

Bunlardan biri, kamu alımlarında Türkiye’de üretilen ürünlerin alınması… Bunu ilerletti, Sayın Akça’nın ifadesini kullanayım, bu konuda ciddi farkındalık yarattı… Yani devlet ihalelerinde öncelik, yerel malların alımında olacak!

Ayrıca ara mallardan ve yatırım mallarından hangisinde ithalat fazla yapılmaktadır konusunu ele alarak, teşvik sisteminin yeniden düzenlenmesine ve Türkiye yerli sermayesinin bu alanlarda yatırımının desteklenmesine karar verildi. Maksat ithalatı azaltmak, yerel katkıyı artırmak…

Her iki konu, hem bir nevi korumacılık, hem de aynı zamanda yabancı sermayenin ticari alanda daraltılması ve yerel sermayenin yatırım alanında öne alınması demektir.

Türkiye’de bunlar cari açığın azaltılması için ele alınırken, küçük Kuzey Kıbrıs ekonomisinde Sayın Akça, bize özel sektördeki birlikler konusunu nasıl olur da korumacılık olarak gösterir?

Sayın Akça , Kuzey Kıbrıs için bize Türkiye’deki uygulamanın tersini önermektedir.

Türkiye’de kamu ihalelerinde, yerli malı alınması ön görülürken, Kuzey Kıbrıs’ta açılacak ihalelerin, Ankara yerine, Lefkoşa’da açılması ve yerel emek ile sermayeye dönük belli destek, teşvik ve kollamaların yapılmasını, bizde neden eleştirisel olarak ele alır?



MALTA’YA BAK, GÜNEYE BAK

Malta gibi, Güney Kıbrıs gibi, AB üyesi olan ada ülkelerinde, dev gibi Avrupa anakarasına dönük belli korumaların da yer aldığını bildiğimiz bir noktada bu yaklaşım, bence aramızdaki ciddi bakış farklarından biridir.

Bizde de Türkiye’de yapılana ihtiyaç vardır. İster turizm sektöründe olsun, isterse eğitim, bu sektörlerin ihtiyacı olan üretim ve insan kaynağı, öncelikle Kıbrıs’tan karşılanmalıdır.
Bunun için yerli malı kullanımı ile ilgili destek ve teşvikler yapılmalıdır. İstihdamda da teşvik ve destekler gelişmelidir.

Maliyetleri aşağıya çekecek ve kaliteyi yükseltecek destek ve teşvikleri buralara yöneltmek ve teşvik sistemini Türkiye de yapıldığı gibi değiştirmek gerekir...
Ama Rapor bunu değil, aksini öngörmektedir. Neden?

Çünkü, Türkiye’deki siyasi erkin de bakışı, “liberal –muhafazakardır”.  Ancak bakış açısı Türkiye toprağına ve insanına dönük pencereden şekillenmektedir. Sayın Akça, Kuzey Kıbrıs’a, Kuzey Kıbrıs penceresinden bakmamaktadır. İşte aramızdaki önemli bakış farkı budur.

 

MALİYETLERDE SORUN, YALNIZ ELEKTRİK Mİ?

Peki Kıbrıs Türk ekonomisinin kendi içinde oluşan tekelci yapı ve  oligopol uygulamalarla sakat olduğu doğru değil mi? Evet. Peki bunun yanı sıra, tüm ekonomimizi negatif olarak etkileyen başka faktörler yok mu?

Örneğin Türkiye ve güneye göre KKTC’de tüm şirketlerin ve esnaf ile üreticinin, üretkenliğin en önemli gereklerinden biri olan krediye erişimde, faiz yükü çok fazladır. Bu maliyet unsurunu son derece negatif olarak etkilemektedir. Peki neden bu önemli unsur bu tespitler arasında yok?

Türkiye’de %5’ ler civarında olan faizlerle, bizde minimum %12 olan faizler arasındaki olumsuz etken, içte ve dışta rekabet edilebilirliği olumsuz olarak etkileyen faktörler arasında değil mi?

Peki, Türkiye de ya devlet desteği, ya da düşük faiz olgusu ile üretim, ya da hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir işletme, KKTC’ de yatırım yapsa, hangi “yerli” kuruluş onunla rekabet edebilir? Bu destekle fiyatı belirlenmiş ürünleri piyasamıza sürdüğünde, onun karşısında hangi sanayici, hangi ticaret adamı durabilir

Ayrıca kuzeyde yer alan Ziraat Bankası dahil, Türkiye’nin özel şube banklarından daha düşük faizle kredi alan işletmelerin, alamayan diğer işletmeler karşısında sahip oldukları eşitsizlik de haksız rekabet değil mi?  Bu nasıl olur, bir ülkede bir bankacılık sisteminde, bu kredi faizlerinde bu denli uçurum, nasıl olur?  Sayın Akça raporunda buna değinmemektedir.

Elbette ki  Sayın Akça’dan farklı düşüneceğim ve bu raporda olmayan bu ve benzeri başka gerçeklere de değineceğim. Çünkü ben burayı yurdum olarak görmekteyim. Mesela Türkiye’de tonuna 100 dolar ihracatı teşvik primi alan bir UN ihracatsının unu ile KKTC’ deki bir yerel değirmen rekabet edebilir mİ?

 Girdi maliyetlerinde Türkiye ile aramızda her alanda ciddi fark vardır.
Sayın Akça, girdi maliyetlerindeki fazlalığı tek bir noktaya bağlamaktadır. Bu da elektrik fiyatıdır.

Bu doğrudur, elektriğin fiyatı Türkiye’den fazladır. Bunu düşürmek gerekir.  Ancak mesele, yani girdi fiyatlarındaki yükseklik yalnızca burada mı? Hayır.

Yarın, tüm bunları ele almaya devam edelim!..



YARIN: İthalat vergilerindeki artış ve ödemeler dengesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu haber toplam 618 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler