1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. ‘Birbirimizin umuduyuz’!
‘Birbirimizin  umuduyuz’!

‘Birbirimizin umuduyuz’!

Adanın iki yanında kanserle mücadele ediyor, ortak yurt bilinciyle işbirliği yapıyorlar

A+A-

İki Kıbrıslı çocuk, Kemal ve Andreas’a ilik aramak için 2000 yılında ortak kampanya düzenleyen Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı ile Karaiskakio Vakfı, bu kez YENİDÜZEN ve HARAVGİ için bir araya geldi, işbirliğinin önemini konuştu.

O günden bu güne, daha birçok büyük kampanya ve işbirliğine imza atmış iki vakfın temsilcileri, Kıbrıslıların benzer genetik yapısına ve bunun ‘Birbirimizin umudu’ olmamız açısından önemine işaret ediyor.

 ‘Ne kadar çok donör, o kadar çok umut’ ortak mesajı veren vakıf temsilcileri, dünyaya açık ilik havuzu aracılığı ile birbirlerine umut olan Kıbrıslı Türk ve Rumlar olduğunu da ifade ediyor…

 BİYOLOG ANİTA KOUMOULİ: “Adanın kuzeyinden 2000 yılında ilk örnekleri aldığımızda, bu grup donörlerin Kıbrıslı Rumlardan çok farklı olmadıklarını gördük… Bizim gördüğümüz, Kıbrıslı Türkler’in genetik yapısının Türkiyeli’lerden farklılık arz ettiğiydi… Kıbrıslı Rumlar da Yunanlılar’dan farklıydı… Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türkler’inse genetik yapılarında çok benzerlikler vardı.”

ÖVGÜ İNCE: “Biz ne kadar çok donör kaydı alırsak, o kadar çok özelde Kıbrıslıların donör bulma şansı artıyor. Birbirimizin hastalarına umut ve donör olduğumuzu söyleyebiliriz ama ‘ne kadar olduğunu’ söylememiz mümkün değil.”

Meltem SONAY- Anna MİSİAOULİ

İki Kıbrıslı çocuk, Kemal ve Andreas’a ilik aramak için 2000 yılında ortak kampanya düzenleyen Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı ile Karaiskakio Vakfı, bu kez YENİDÜZEN ve HARAVGİ için bir araya geldi, işbirliğinin önemini konuştu.

Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı Koordinatörü Övgü İnce ile Karaiskakio Vakfı Gönüllü Donörler Sorumlusu, Biyolog Anita Koumouli, 2000 yılında yapılan ortak kampanyanın, belki de bugüne kadar yapılmış en büyük ortak etkinlik olduğunun da altını çizdi.

O günden bu güne, daha birçok büyük kampanya ve işbirliğine imza atmış iki vakfın temsilcileri, genetik olarak Kıbrıslıların benzer yapısının, ‘Birbirimizin umudu’ olmamız açısından önemine işaret ediyor.

‘Ne kadar çok donör, o kadar çok umut’ ortak mesajı veren vakıf temsilcileri, dünyaya açık ilik havuzu aracılığı ile birbirlerine umut olan Kıbrıslı Türk ve Rumlar olduğunu da ifade ediyor…

 

  • YENİDÜZEN- HARAVGİ: Vakıflar ne zaman, nasıl kuruldu? İki vakıf nasıl bir araya geldi ve ne tür faaliyetler sürdürüyor?
  • Anita KOUMOULİ: Karaiskakio Vakfı 1996’da kuruldu… O dönem lösemi hastası 6 yaşında olan Andreas Karaiskakis’e donör bulunması için yola çıkılmıştı. Andreas Karaiskakis’e donör bulunamaması nedeniyle vefat etti.
    Çocuğun vefatının ardından babası, donör bulunması ve plantasyon yapılması için çocuğu İngiltere’ye götürme amacıyla toplanan parayı Sağlık Bakanlığı’na verdi, Bakanlık da bu konuda çalışmalar yapılabilmesi için bu parayı fon olarak kullandı ve bu vakıf kuruldu.
    O dönemde biz gönüllü donör kayıtlarına başladık. 2000 yılına kadar ki bildiğiniz gibi o zamana kadar barikatlar kapalıydı, adanın güneyinde 30 bine yakın gönüllü donör kaydettik.
    Tabii bu 30 bin rakamına büyük güçlüklerle ulaşıldı. 2000 yılında lösemi hastası olan Kemal Saraçoğlu ve Andreas Vasiliou’nun durumları gündeme geldi.
    İki çocuğun ebeveynleri İngiltere’de tanıştılar, çocuklarına plantasyon yapılması için İngiltere’ye gitmişlerdi. Bu çocuklara donör bulunabilmesi için büyük bir kampanya başladı.
    O zaman kapılar kapalıydı ve Birleşmiş Milletler bize Ledra Palace’da özel bir yer vermişti, orada kuzeyden ve güneyden kimyagerlerin yardımı ile donör bulunabilmesi için kayıtlara başlanmıştı.
    Ne yazık ki Kemal Saraçoğlu yaşamını yitirdi… Babası benzer durumla karşılaşacak çocuklara yardımcı olma amacıyla vakfın kurulmasına öncü oldu.
    Andreas Vasiliou şanslı çıktı… Donör bulundu ve şimdi iyi… Hukuk tahsilini tamamladı şimdi çalışıyor. Dolayısıyla da 2000 yılından itibaren Saraçoğlu ve Karaiskakio Vakıfları arasında da işbirliği başladı.
    Her iki vakfın da kendi amaçları, faaliyetleri ve etkinlikleri var. Saraçoğlu Vakfı aracılığıyla biz adanın kuzeyindeki donörlerle temasa geçebiliyorduk. O yıllarda gerçekten büyük güçlüklerle karşı karşıya kalıyorduk çünkü kapılar kapalıydı. Tüm bunlara rağmen Saraçoğlu adanın kuzeyinde yoğun çalışmalar gerçekleştirerek 30 bin Kıbrıslı Türk donör kaydetmeyi başardı.
    2000’de toplam 56 bin kişi kaydedilmişti. Bu 56 binin 12 bini adanın kuzeyindeydi.
    2000’e kadar dediğim gibi 30 bin kayıt vardı ama 2000’de bunun üzerine 56 bin daha eklenince Kıbrıs olarak dünya çapında nüfusuna oranla en büyük donör kaydına sahip ülke haline geldik.
    Bu 56 bin kayıt 1 ay içerisinde toplanmıştı. Şimdi buna 10 bin, 15 bin kayıt eklememiz için, yaklaşık 1 yıl çalışmamız gerekiyor.
  • Övgü İNCE: Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı, Kemal’in vefatının ardından 2001 yılında kuruldu.
    Vakıf, bu hastalıkla mücadele edenler ve ailelerine destek olmak ve rehberlik etmek amacıyla kuruldu. Şu an, halen en büyük amaçlarımızdan biri Kıbrıs’ın kuzeyinde kemik iliği donör kayıtlarını ve rezervlerini çoğaltmak ama bununla birlikte kanser hastalığı ile mücadele eden çocuklara ve ailelerine maddi, manevi yardımda bulunmak da en büyük amaçlarımızdan bir tanesi. 
    Bu gün itibarıyla 0-21 yaş kanser hastalığı ile mücadele eden 79 tane üye çocuğumuz mevcut… Bu hastalıkla mücadele derken hastaları çok uzun bir süreç bekliyor, bu süreçte aileler maddi ve manevi olarak sıkıntıya düşebiliyorlar. Psikolog yardımımız var, tüm aile üyeleri Vakfımızın psikoloğundan ücretsiz olarak hizmet alabiliyorlar. Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılmayan testler Karaiskakio Vakfı’nda yapılabiliyorsa ücretsiz oradan destek alıyoruz. Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde yapılamayan testleri de üyelerimiz için özel laboratuvarlarda vakfımız üstleniyor.
    Emar, tomografi gibi hastanede yapılamayan testlerle ilgili de yardımcı oluyoruz. Aile maddi sıkıntıya düşmüşse, bu anlamda da destek veriyoruz.
    Bizim için çocukların yaşama dönüşü de çok önemlidir. Yaşam atölyelerinde, sanat atölyelerinde çocuklara çalışmalar yaptırıyoruz ki, sosyal olarak da gelişebilirsinler. Okula gidemeyen çocuklarımıza hastanede ve evde eğitim verilmesi için bakanlıkla yaptığımız görüşmeler sonucu şimdi iki öğretmenimiz hastaneye ve eve eğitime gidiyorlar.
    Tatillere götürüyoruz, partiler yapıyoruz, sosyal aktivitelere büyük önem veriyoruz.
    En önem verdiklerimizden birisi de Eğitim Destek Bursu… Örneğinden çocuğun dersleriyle ilgili desteğe ihtiyacı varsa özel ders yardımı, üniversiteye gidiyorsa eğitim destek bursu veriyoruz.
    Çocuğun tedavisi için nereye gitmek istediği aileye sorulur… Türkiye’de tedavisini sürdürmek isteyenlere kira yardımı yapıyoruz.
    Tüm çocuklarımıza doğum günlerinde hediyeler alıyoruz, mutlu olmaları için de elimizden geleni yapıyoruz. Kanser konusunda genç nesilleri bilinçlendirme seminerlerimiz var.
    Kemal Saraoğlu Vakfı, çocukların yanı sıra yetişkinler için de Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılamayan testleri yine Karaiskakio Vakfı’yla yaptığımız işbirliği sayesinde ücretsiz yaptırabiliyoruz.
    Kıbrıs’ın kuzeyinden bir kişinin donör olması durumunda, Karariskakio Vakfı ile birlikte Kıbrıs Genel Hastanesi’nde buluşuyoruz. Bütün donörlerimizle başından sonuna süreçte birlikte oluruz.
  • Anita KOUMOULİ: Kıbrıslı Türk donörler Saraçoğlu Vakfı’nın refakatinde Lefkoşa Genel Hastanesi’ne gelip ilik nakli gerçekleştiriliyor…

 

“Şu anda arşivimizde 162 bin donörün kaydı var. Şu ana kadar dünya çapında lösemi hastasına 470 hastaya, 470 donörden plantasyon yapılması imkanı doğdu.

Bu 470 kişi, 32 farklı ülkedeler…”

 

  • YENİDÜZEN- HARAVGİ: İşbirliği yaparken karşılaştığınız sorunlar oluyor mu?
  • Anita KOUMOULİ:  Yaptığımız iş insani içerikli olduğu için doğrusu pek güçlükle karşılaştığımızı söyleyemeyiz. Konu çok insani olduğu için devletlerden de bu yönde destek var.
    Kemal Saroğlu da, Karaiskakio da insani yardım nitelikli vakıflar… Ekonomik destek sağlayan çalışmalar da yapıyoruz. Diğer yandan devletlerin açık bıraktığı, ya da kapatamadığı bir boşluğu kapatıyor vakıflarımız... İki vakıf da bu yaptıkları çalışmalarla donörler buluyor.
    Karaiskakio Vakfı gönüllü donörlerden bir arşiv oluşturmayı hedefleyerek yola çıktı. Özellikle Kemal Saraçoğlu ile işbirliği sayesinde bu arşiv çok kayda değer bir düzeye ulaştı. Dünya çapınca nüfusa oranla en yüksek arşive sahip hale geldi Kıbrıs…
    Şu anda arşivimizde 162 bin donörün kaydı var. Şu ana kadar dünya çapında lösemi hastasına 470 hastaya, 470 donörden plantasyon yapılması imkanı doğdu.
    Bu 470 kişi, 32 farklı ülkedeler…
     
  • YENİDÜZEN- HARAVGİ: Başka ülkelerden donör bulduğunuz oldu mu?
  • Anita KOUMOULİ:  Evet, bu konuda fazla istatistik yok elimizde. Kıbrıslı hastaların yurt dışındaki donörlerden plantasyon yaptığı oluyor.
    Yılda Kıbrıs’ın güneyinde uygun donör arayan yaklaşık 80 hastamız oluyor.
  • Övgü İNCE: Dünyaya açık bir havuz… Karaiskakio Vakfı sayesinde dünyaya bağlanıyoruz aslında.
  • Anita KOUMOULİ: Donörlere ilişkin çalışmalar, Karaiskakio Vakfı’nın yaptığı çalışmaların yalnızca bir bölümü… Bu durumdaki hastaları çeşitli şekilde destekliyoruz. Doktor elindeki veriler temelinde bu sonuca vardığında bize hastanın kanından örnek gönderiyor ve biz hücre analizi yaparak doktorun doğru tedavi verebilmesine yardımcı oluyoruz.
    Süratle teşhisin konulabilmesine yardımcı oluyoruz. Geleneksel tedavilerle çözüm bulunamayan hastaların durumunda ise plantasyon yolu ile çözüm bulmaya çalışıyoruz.
    Bu yıl çocuk kanserleri teşhis ve tedavisine yönelik olarak çalışmaya başladık. Çocuk kanseri çocuklarda sık karşılaşılan bir ölüm sebebi.
    Teşhis edilebilmesi her zaman kolay olmuyor ve buna karşı koymak da kolay değil.  Doğru ve zamanında teşhislerin yapılması gerekiyor. Çocuklar, büyüklere uygulanan tedavi yöntemlerine dayanabilecek bünyeye sahip değiller. Bir yetişkine uygulanan kimyasal tedaviye çocuğun bünyesi dayanamayabiliyor.
    Bu çocuklarda doğru teşhislerin zamanında yapılıp doktorların bilgilendirilmesi çok gerekli oluyor. Bu çalışmayı yeni başlattık…

 

“Adanın kuzeyinden 2000 yılında ilk örnekleri aldığımızda, bu grup donörlerin Kıbrıslı Rumlardan çok farklı olmadıklarını gördük…. Bizim gördüğümüz, Kıbrıslı Türkler’in genetik yapısının Türkiyeli’lerden farklılık arz ettiğiydi… Kıbrıslı Rumlar da Yunanlılar’dan farklıydı… Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türkler’inse genetik yapılarında çok benzerlikler vardı.”

 

  • YENİDÜZEN- HARAVGİ: Donör arşivinin iki toplumlu temelde olmasının ve bu anlamdaki işbirliğinin önemi nedir?
  • Anita KOUMOULİ: Ben biraz genetik boyutuyla konuşacağım… Adanın kuzeyinden 2000 yılında ilk örnekleri aldığımızda, bu grup donörlerin Kıbrıslı Rumlardan çok farklı olup olmadıklarını gördük.
    Yunanistan’dan ve Türkiye’den dönorlerin de örnekleri olduğu için, adanın kuzeyinden donörleri Türkiye ve Yunanistan’dan dönorlerin örnekleri ile karşılaştırma imkanımız da oldu.
    Bu konuda kesin konuşmak zor, bildiğiniz gibi Türkiye nüfusu çok kalabalık bir ülke. Türkiye’nin donör bankası arşivindeki kayıtlar, belki Türkiye’nin belirli bir bölgesini kapsıyor olabilir.
    Bizim gördüğümüz, Kıbrıslı Türkler’in genetik yapısının Türkiyeli’lerden farklılık arz ettiğiydi… Kıbrıslı Rumlar da Yunanlılar’dan farklıydı…
    Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türkler’inse genetik yapılarında çok benzerlikler vardı.
    İki toplumdan da donörleri kaydetmek yoluyla gerek Kıbrıslı Türkler, gerekse de Kıbrıslı Rumlar için donör bulabilme şansımız çok daha fazla artıyordu. Kıbrıslıların genetik yapısı diğerlerine nazaran farklılık arz ettiği için, genetik olarak bu özel duruma sahip olanların başvurabilecekleri bir arşivi de teşkil ediyoruz.
    Bu işbirliği aracılığı ile ister Kıbrıslı Rum olsun, ister Kıbrıslı Türk, isterse de yurtdışında yaşayan Kıbrıslı olsun, bu insanlar için donör bulabilme şansımız çok daha fazla artmış oluyor.
  • Övgü İNCE: Biz ne kadar çok donör kaydı alırsak, o kadar çok özelde Kıbrıslıların donör bulma şansı artıyor.
     
  • YENİDÜZEN- HARAVGİ: Hiç birbirimize donör olduk mu peki?
  • Övgü İNCE: Dünya İlik Bankası kurallarınca donör hastası ile; hasta da donörü ile tanışma fırsatı bulmuyor.
  • Anita KOUMOULİ: Bir kişinin donör örneği vermesi tamamen kendi isteği ile gönüllü bir faaliyetidir. Bu tıpkı kan bağışında bulunanların verdikleri kanın kime gideceğini bilmemeleri gibi bir şey…
    Bazı ülkelerde donörün kimliğinin hastaya verilmesine izin veriliyor ama Avrupa Birliği Yönetmeliği ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal düzenlemesi buna izin vermiyor, bunu yasaklıyor.
    Bu nedenle donörün kimliğini hastaya ve ailesine açıklamıyoruz.
    Ama şunu söyleyebilirim ki Kıbrıslı Türk ve Rumlar birbirlerine umut ve donör olabiliyor ve oldular da…
    Bir Kıbrıslı Türk’ü, bir Kıbrıslı Rum’un veya Yunanlı’nın donörlüğü hayata döndürebiliyor, bir Kıbrıslı Rum’u da bir Kıbrıslı Türk’ün veya Türkiyeli’nin donörlüğü de hayata bağlayabiliyor…
  • Övgü İNCE: Birbirimizin hastalarına umut ve donör olduğumuzu söyleyebiliriz ama ‘ne kadar olduğunu’ söylememiz mümkün değil.
    En önemlisi, dünyada ilik nakline ihtiyacı olan hastalara umut olabiliyorsak, ne mutlu bize… Özelde kendi ülkemizdeki insanlarımıza, genelde ise dünyadaki insanlara bu işbirliğimiz sayesinde umut olabiliyorsak ne mutlu.
     
  • YENİDÜZEN- HARAVGİ: Son olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?
  • Övgü İNCE: Öncelikle size bize böyle bir röportaj fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz. Unutmayalım ki ne kadar çok donör kaydı olursa o kadar çok insanın yaşam umudu da artıyor. Hastalığın dini, dili, ırkı milliyeti yoktur. Umarım ki sağlıkla ilgili dünyada hiçbir zaman politika olmasın… 
  • Anita KOUMOULİ: Umut ederiz ki adanın iki yanında da daha fazla insana ulaşıp daha fazla donör kaydı almamıza da katkısı olacaktır. Löseminin ya da kanserin ne zaman ve kimin başına gelebileceğinin garantisi yok.

 

Fotoğraflar: Burçin AYBARS

Bu haber toplam 844 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler