1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Biraz Geçmiş
Biraz Geçmiş

Biraz Geçmiş

Geçmişe yolculuk etmek, kimilerine göre gereksiz olarak algılanabilir. İleriye bakmak varken niye gerilere “ha bire” dönüyorsun diyenleriniz de çıkabilir. Ama geçmişi ben; geleceğe taşıyan altyapı gibi görüyorum. Hani müzikten bahsettiğim

A+A-

 

 

Geçmişe yolculuk etmek, kimilerine göre gereksiz olarak algılanabilir.

İleriye bakmak varken niye gerilere “ha bire” dönüyorsun diyenleriniz de çıkabilir.

Ama geçmişi ben; geleceğe taşıyan altyapı gibi görüyorum.

Hani müzikten bahsettiğimizde, Bob Marley hayranları bilecekler, bir plağında; Survivor ya da Roots olabilir, şöyle bir söz alıntısı yapmışlardı arka kapakta: “Geçmişini bilmeyen bir toplum, köksüz bir ağaçtan farksızdır...”

Bizim ülkede yıllarca “geçmiş” denilen şey; sadece toplumsal mücadele, Rumlarla yapılan kavga, ölümler, öldürmeler, savaşlar, dağılan aileler... diye giden bir “savaş geçmişi”nden öteye anılmadı, bu toplumun “diğer” geçmişi yokmuşcasına.

Neredeydi bu toplumun kültürü?

Savaşlardan arınmış yemek kültürü, edebiyatı, manileri, giyim kuşamları, gelenekleri, düğünleri, müzik geçmişi, sporu?

Neredeydi meyhanecileri ve meyhane kültürü, sinemaları, çığırtkanları, çörekçileri, boyacıları, dülgerleri, kahvehaneleri?

Neredeydi halkevleri, düğün salonları, çalgıcıları, işadamları, tüccarları, doktorları? Neredeydi köy okulları, öğretmenleri, müstemlekedeki orta-lise okulları, duhul imtihan geleneği..?... say say bitmez.

İşte tüm bunlar ve unuttuklarım bu toplumun “gerçek” tarihidir, yani sözlü tarihi, yani varoluş nedeni ve varolduran mihenk taşlarıdır.

Bu toplum; sadece savaşlarla varlığını korumadı, bir toplum olmanın gereğini sadece silahla gerçekleştirmedi.

Aksine... bu toplum; varlığını işte bu yukarıda saydıklarımla yaşattı.

Aslında zaman zaman bazılarının burun kıvırdığı, bir yemek kültürünün bile bir toplumun varlığında nasıl bir önem taşıdığının farkına varılmaksızın yaşayıp gitmekteyiz.

Ama bilmiyoruz ki bu “ayrıntılar” bizi biz yapandır, “ayrı” koyan, “varlık” olmanın gereğidir. Bundan dolayıdır ki “geçmiş” dediğimiz anılar, sosyal yaşantımız içerisindeki her ayrıntı aslında bu toplumun kültürünün, örf-adetinin, geleneklerinin oluşmasında, süreğen hale gelmesinde ve “kendine özgülük” taşımasında önemli bir yer tutmaktadır.

Diskoteklerden bahsetmişten bir yazımda. Birçok elektronik posta gelmişti o dönemleri hatırlayanlar tarafından. Ve genelde “ahh”lar işittik geçiş anıldığında, sanki bugünün karmaşasında kaybetmekte olduğumuz birçok şeyi “görmüşcesine”.

Bundandır “diskotek” deyip de geçmediğim, dj deyip de “boşvermediğim”, “şarkıcıklar” deyip de küçümsemediğim. Çünkü biliyorum ki bu toplumun sosyal yaşamında şarkıcıklara da, şarkıcıkları çalanlara da, bu mekanları işleten geçmiş işletmecilerimize de, müzik adına çok şey borçluyuz. Ve bundandır ki “geçmişteki diskotek kültürü” diye bir deyim kullanmıştım geçmiş yazımda, bugünkünden farklı olduğunu hatırlatmak ve anlatmak için.

Hatırlayın bakalım 1974 öncesi ve biraz daha öncesini... arabalarınızda bugün cd çalarınız var, bazıları mp3, bazıları da bluetoot’u bile bağlıyor artık. Ya öncesi... yani kasetçalardan öncesini hatırlayanlarınız vardır mutlaka, özellikle benden eski olanlar... şöyle VHS ile Betamax kaset arasında bir büyüklükte “kocaman” kasetler vardı araba kasetçalar olarak kullanılan. Yarım inçlik bir bandı vardı içinde ve sanırım kaseti ters yüz etmeye gerek kalmadan, önce üst çizgisi sonra da alt çizgisindeki şarkılar çalardı. Haa bandın, arabanın sarsıntısından sarıldığı da olurdu, o da başka macera... bunu hatırlıyor musunuz? Kimlerin şarkıları vardı artık benden eskiler bir yazsınlar buraya da kaydedelim...

13 yaşımda Huzur Ağaç restoranında Ali Selenge hocamızın kurduğu orkestrada Cumartesi akşamları çalmaya başlamıştım. İlk para kazandığım zamanlar. Yıl 1976-77 filan... o zamanlar bugünkü gibi gelişmiş ses düzeni yoktu, öyle bir düğmeyle reverbe, eko versin ya da sesi ekolayzer ile oynansın... Ayrı bir cihaz vardı “eko” diye ve bunun üzerine “eko bandları” takardık. Yarım inçlik banlardı bunlar ve üzerindeki makaralardan geçirerek dönmesine olanak tanınırdı. Band döndükçe sen de eko miktarını bir düymeyle azaltıp çoğaltırdın. Böylece “Baharı bekleyen... yen... yen...” diye uzayıp giderdi.

Piyasada müzik yapmayanlar bunu bilmez... bir de ritmbox’larımız vardı. Bugün de özellikle gitar eşliğinde MD olarak gelişmiş şekilde kullanılıyor sanırım. Bu ritmbox olayını ilk kez Hammond orgların üzerinde gördüm. Dome Hotel’de İbrahim Belevi hocamızın kullandığı bir Hammond org vardı. Sonra ritmbox’ların ayrı taşınır biçimleri de çıktı, orgun üstüne şöyle bir kutu şeklinde, ses düzenine bağlıyordun, üzerinde de sadece batı ritmleri vardı. 4/4, 2/4, 12/8 gibi ya da ismiyle anılan: slow-beat, rock, çaça, ballad, rumba gidi... o zamanlar oyun havaları ya da 5/8, 9/8 ritmler ne arardı... bugün envayi şekilde akompani’li ritmler var, davullu zurnalı... sahi, bu kutu şeklindeki ritm-box’ları kaçımız hatırlıyor?

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 737 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler