1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BİRAZ BALKAN, BİRAZ OSMANLI... BOSNA HERSEK
BİRAZ BALKAN, BİRAZ OSMANLI... BOSNA HERSEK

BİRAZ BALKAN, BİRAZ OSMANLI... BOSNA HERSEK

Filiz Besim: Yağmurdan öncesine değil, yağmura da değil ama yağmurdan sonrasına tanık olduk o çok kültürlü, doğa harikası Balkan ülkesi Bosna Hersek’in (Bosnia& Herzegovina) yaşadıklarına…

A+A-

 

 

Filiz Besim

 

 

Nereden başlayabilirim anlatmaya

Onurun, gururun,

Güzelliğin, zarafetin,

Hoşgörünün, güler yüzlülüğün erdemini taşıyan Sarajevoluları…

Nasıl tarif edebilirim

Kültürün, tarihin,

Doğanın sunduğu mucizevi güzellikleri…

Ve hangi kelimelerle yazabilirim beni çok derinden etkileyen,

Yüreklerine kazıdıkları o yüzyıllık acılarını…

 

 

Yağmurdan öncesine değil, yağmura da değil ama yağmurdan sonrasına tanık olduk o çok kültürlü, doğa harikası Balkan ülkesi Bosna Hersek’in (Bosnia& Herzegovina) yaşadıklarına…

 

Çok değil henüz on altı yıl geçmişti o büyük acıların, katliamların üzerinden.  

Tam üç buçuk yıl hep birlikte izlemiştik bu topraklarda yaşanan insanlık dışı vahşeti.

Bu benim Bosna Hersek’e ikinci gelişim. Deyim yerindeyse ilk gelişimde “tadı damağımda kalmıştı” bu sıcacık Balkan Ülkesi’nin. Hani acının şiiri vardır ya, acının şekillendirdiği toplumlar ve yaşam biçimleri de vardır. Yaşanmışlıklar ve yaşanmışlıkların bilinçaltına kazınması değil midir insanı insan ve toplumu toplum yapan. İşte öyle; dilimde kekremsi bir acıyla geziyorum ben bu kez Bosna’yı. Yüreğimde bir Kıbrıslıtürk olarak yaşanmışlıkların tanıdık acısı, gözlerimde her kareyi fotoğraflama uğraşısı…

 

Sarajevo (Saray Bosna) üç buçuk milyon nüfuslu Bosna Hersek’in başkenti. Sarajevo’nun nüfusu 400 bin. Bu çok kültürlü, çok dinli, tarihi kentin en canlı yeri Baş Çarşı. tam bir Osmanlı geleneği. Osmanlılardan kalan su sebili çarşının göbeğinde. Dün yapılmış gibi yepyeni, tüm ihtişamıyla 500 yıl öncesinin tanığı. “Buradan su için” diyor Sarajevo’lular, “Bu sebilden su içerseniz, bu şehre mutlaka tekrar geleceksiniz.

 

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden hemen sonra 1463’de almış burayı.

Osmanlının hoşgörüsünde, hep birlikte dinler, ırklar kardeşçe yaşamış tam dört yüz yıl. Baş Çarşı’nın merkezinde, bir km. kare içinde beş dinin simgeleri; cami, Ortodoks, Katolik ve Protestan kiliselerini ve sinagogu hep bir arada görmek farklı bir huzur veriyor insana. Yüzyıllar arasında bir yolculuğa çıkarsınız çeşit, çeşit mimari yapıların arasında dolanırken. Hepsi çok iyi korunmuş bu yapılar, insanlık tarihine olan saygının simgesi gibi pırıl, pırıl.

Osmanlı imparatorluğunun izlerini, Türkiye dahil hiçbir yerde bu kadar yoğun hissetmemiştim. Bakır cezvelerde ve tepsilerde, yanında Türk lokumuyla sunulan Türk kahvesi, tam bir tiryaki işi...

“Burada ne yiyelim?” diye sorduğumuz zaman, “kebap kokusunu takip edin ve gördüğünüz ilk yerde oturup Cici kebap yiyin” diyorlar. İnegöl köftesine benzer bir çeşit köfte. Özel bir pide içinde servis ediliyor. En popüler yemekleri ve olmazsa olmaz Boşnak börekleri… Sırf börek yapan öyle çok börekçi var ki burada, insanlar öğlen ya da akşam yemeği için sadece börek yiyebiliyorlar. Peynirli, kıymalı, ıspanaklı ve daha birçok değişik börek çeşitleri. 

 

İnsan Sarajevo’da gezerken güzelliğin, zarafetin içinde hissediyor kendini. Bu kadar güzel insana, iyi giyinen, tertemiz bir topluluğa dünyanın çok az yerinde rastlanır diye düşünüyorum. Kadınların ve erkeklerin hepsi çok güzel.

Tertemiz olan bu şehirde geçmişle günümüzü, iç içe geçmiş kültürlerini birlikte yaşarsınız. Nüfusun %55 Boşnak, gerisi Hırvat ve Sırp. Biraz da Yahudi var. Hırvatlar Katolik. Sırplar Ortodoks.

On altı yıl önce, 120 bin kişinin öldüğü, 30 bin kişinin de kayıp olduğu savaşı ve geçmişi unutmamışlar, acıları yıllara meydan okurcasına taptaze. Nasıl taze olmasın ki; Bosna Hersek’te gezerken her an her yerde yol kenarlarında kalabalık şehitlikler var.

En işlek caddenin kenarında bambaşka bir direniş sizi insanlık adına bir başka şekilde vurur. Evet, 16 yıl önce birbirlerini en kanlı şekilde katletmiş Boşnak, Hırvat ve Sırp askerler hep birlikte gösteri yapıyorlar. Sadece bir emeklilik maaşı için...

 

Yüzyıllar boyu iç içe yaşamışlar, birbirleriyle aynı sıralarda eğitim almışlar, birbirleriyle evlenmişler ve hatta mezarlıklarını bile ortak kullanmışlar Sarajevolular. Kendilerinin bile anlamakta zorluk çektiği nedenlerle, son yüzyılda en kanlı savaşları yine birbirlerine karşı yapmışlar.

İnsanoğlunu anlamak gerçekten çok zor ama Sarajevolular bu coğrafyada yine olgunluğun ve hoşgörünün erdemini hep birlikte haykırıyorlar dünyaya…

 

Evet, fakirler ama onurlu, başları dik bu insanlar yüzyıllık acılarını içlerine gömmüş, Boşnak, Sırp, Hırvat hep birlikte paylaşıyorlar yine Sarajevo’yu…

Nüfusun %45’inin işsiz olduğu Sarajevo’da ekonomi daha çok orada yaşayan yabancı asker, polis ve bürokratların elinde. Çok karmaşık bir yönetim sistemi var Bosna Hersek’te. Birçok bakanın olduğu bu federasyonda üç başbakan dönüşümlü görev yapıyor. Bosna Hersek federasyonunda Müslüman Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar birlikte bir gelecek arıyorlar kendilerine…

 

Sarajevo’yu gezerken şehrin bir yerinde “Sırbistan Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz” diye bir tabela ile karşılaşırsınız. “İlerisi Sırp Cumhuriyeti” diyorlar. Arada herhangi bir kontrol noktası veya barikat yok. Sadece yürüyün ve Sırp Cumhuriyeti’ne geçin.

 

Bir başka yaşanır Sarajevo’da geceler,

Balkan şaraplarıyla ıslanan acılı balkan nağmeleri,

hani o herkesin “benimdir” dediği melodilerle,

hepsi aynı dili konuşmaya başlar bir anda,

aynı müzikler ve aynı figürlerle doldurulur dans pistleri.

Sırp, Hırvat, Boşnak, Arnavut, Makedon ve daha onlarca değişik ırk,

hep birlikte oluştururlar Balkan korosunu…

 

Bazen yanık bir ses sıradan bir kahvehanede yakalar sizi. Türkçe konuşuyorsanız onlar için çok tanıdıksınızdır. “Sarı Gelin” ya da “Ayrılık” şarkısı bu kez bir Boşnak kahvehanesinde yağmur olur akar gözlerinizden…

 

Sarajevo’da, Aliya İzetbegoviç’in anıt mezarı ve binlerce şehitin yattığı şehitlik; Kanuni Sultan Süleyman’ın halasının oğlu Gazi Hüsrev Bey Camii, Bosna savaşında milyonlarca el yazması eserin günlerce yandığı ve şimdilerde restore edilmiş haliyle kütüphane, orijinal güneş sistemli saati ile Suhat Kula, Katolik Katedrali, Ortodoks Kiliseleri ve Yahudi Sinagogu, Birinci Dünya Savaşı’nın çıktığı yer olarak bilinen Latin Köprüsü ve yine Birinci Dünya Savaşı’nın bittiği yer olan, gece gündüz meşalenin yandığı anıt mutlaka ziyaret edilmeli…

Mümkünse Saray Bosna’yı ya da Saray Ovası anlamına gelen Sarajevo’yu yürüyerek gezin. Baş Çarşı’da önce sebilden su için ve bakırcılar çarşısını atlamadan şehrin daha modern olan tarafına doğru yönlenin. Baş Çarşı buram buram Osmanlı kokarken, devamında batının eski şehirlerine has kokusunu alacaksınız. Bu bölüm Osmanlı’dan sonraki Avusturya-Macaristan yönetiminin mimari etkisi altında kalmış. Sarajevo’yu ikiye bölen Miljacka nehri boyunca yürümek de ayrı bir keyif…

 


 

TRAVNİK:

 

 

Saray Bosna’da bir başka özel şehir de Travnik’tir. Bir zamanlar Bosna eyaletinin merkezi olan Travnik, şimdilerde de Merkez Bosna kantonunun başkenti. Travnik “vezirler şehri” olarak bilinir çünkü Osmanlı İmparatorluğu’na onlarca devlet adamı yetiştirmiştir. Bu şehirde bir fotoğraf karesine kırk caminin sığdığı söylenir. Gerçekten de Travnik sayısız cami ve türbeye sahip.  Şehirde çok sayıda Hırvat Katolik Kilisesi de var. Travnik’in bir başka özelliği de “Drina Köprüsü” ve “Travnik Günlüğü” gibi romanların yazarı, Nobel ödüllü İvo Andriç’in doğduğu şehir olması. İvo Andriç’in evi Travnik’te müze haline getirilmiş yanında hoş bir kafe ile ziyaretçilerini ağırlıyor. Kentin merkezindeki 1570 yılından kalma köprü halen kullanılmakta. 

Saray Bosna’da gezdiğim bütün yerleşim yerlerinde dikkatimi çeken, yerleşim yerlerinin hep yemyeşil vadi içlerine kurulması ve çevresinin dağlarla çevrili olmasıdır. Travnik de farklı değil; Vlanitsa ve Vlaviç dağları arasında kurulmuş. Vlaviç Dağı Bosna Hersek’in en yüksek zirvesi ve kayak pistlerine sahip. Travnik’te şehrin o çok nadide manzarasına bakmak için en ideal yer ise Osmanlı Kalesi olsa gerek.

Travnik’den ayrılmadan önce sokaklarında ufak bir gezinti yapıp Lutvina Kahve’de kahve yudumlamak gerek.

 

 


MOSTAR:

 

Bosna’ya gidip de Mostar’ı ziyaret etmemek olmaz elbette… Ama sakın ola Mostar’a giderken yol üzerindeki Konjic şehrinde durmayı, ahşap el işlemesi atölyelerden alışveriş etmeyi ve daha sonra Neretva Nehri üzerinde kahve molası vermeyi ihmal etmeyin. Hele de günün öğlen saatlerinde iseniz; nehir üzerindeki restoranlarda değnek üzerinde bütün çevrilen kuzu kebabından tatmayı unutmayın. Yine Jablanica yolu üzerinde görülmeye değer bir başka ilginç panorama da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Partizan askerlerin havaya uçurduğu Nazi treni ve yıkık köprüdür.

 

Nevretva Nehri’nin çevresindeki Podvelez ve Hum Dağları’nın eteklerine kurulan Mostar kasabası, yukarıdan baktığınızda sizi büyüleyen bir manzaraya sahip. Evleri tek tek itina ile çizilmiş, çevresine dağlar oturtulmuş, ortasına nehir kondurulmuş bakmaya kıyamayacağınız el emeği göz nuru nadide bir tablo gibi. Kent iki kısma ayrılmış. Nehrin doğu kısmında Çarşıya ve Konak gibi eski mahalleler var. Batı kısmı ise kentin yeni olan bölümü. Şu anda Hırvatlar batı kısmında, Boşnaklar doğu kısmında yaşıyor. Kentin bir zamanlar sakini olan Sırp’lar ise savaş sırasında bu güzel kenti terk etmişler.

Ve o meşhur Mostar köprüsü… 1556’da mimar Hajrudin tarafından yapılan bir mimari harikası. Savaşta tamamen yıkılmasına rağmen, yeniden, aynı tip taşlarla inşa edilmiş. Yüzyıllara meydan okuyan şaheser… Evliya Çelebi bu köprüye bakarken “korku ve merak” duymuş. Neden mi? Çünkü geceleyin köprünün çevresindeki herhangi bir kafeye oturup bu muhteşem eseri izlerken ay ile suyun dansına şahit olursunuz ama dikkat edin buradaki ay gökyüzündeki ay değil, Neretva üzerindeki “Kudret Kemeri’dir”. Hatta bazen kendinizi öylesine kaptırırsınız ki; bu kemer üzerinde yıldızlarla dolu gök kubbenin içinde sonsuzluğa doğru yolculuğa çıkarsınız. Elde mi korkmamak böyle bir güzellikten ve merak duymamak böyle bir sonsuzluğa…

Mostar tam bir sanat kasabası; burada yüzlerce kitap yazılmış, yüzlerce şarkı bestelenmiş. Tuna Nehri’nin böldüğü bu şirin kasabanın dokusunda, Ermeni ve Osmanlı ilmekleri var.

Mostar şehri 2005 yılında UNESCO'nun Dünya Kültürel Miras listesine alındı. Dillere destan sayısız aşka kucak açmış eski Mostar Köprüsü için yazılmış sevdalinkaların en tanınmışı Hırvat şair Alexander Santic'e ait. Mostar'ın karşı yakasından Müslüman kızı Emina'ya âşık olan Santic, Hıristiyan olduğu için sevdiğine kavuşamıyormuş. İmkânsız aşkı Santic'e, Mostar'ın en meşhur sevdalinkasını yazdırmış. Mostar'da bugün Santic Caddesi olarak bilinen nokta, savaş zamanında Hırvat ve Boşnak güçleri arasında yaşanan en şiddetli çatışmalara sahne olmuş. Santic ve Emina'nın aşkını yüzyıllar bile rahat bırakmamış.

 

Mostar çevresinde mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir başka doğa harikası nokta da Sarı Saltuk’tur. Dağların arasından fışkıran bir şelale ve toprağa düştüğü anda yemyeşil bir huzur suyu… Sarı Saltuk bir dergâh ama ille de dergâhı ziyaret etmek zorunda değilsiniz. Bu cennet ortamda tatlı su balığı yiyip, mis gibi kokan leylakları koklayabilirsiniz.

Buraya kadar gelip de Poçitel’i atlamak asla olmaz. Poçitel bir zamanlar, üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki son köyü. Mostar- Dubrovnik anayolu üzerinde dik bir yamaçtan Neretva Nehri’ni gözleyen olağanüstü güzel bir kale köy. Poçitel, Mostar’a 20 km uzaklıkta. Çağlar boyu hep ticaret yollarının en stratejik noktasında olmuş. Surları, kalesi, kuleleri, cami ve medreseleri,  taş evleri ile tam bir minyatür Ortaçağ köyü. Savaşta, burası da Boşnak ve Hırvat çatışmalarının en acımasızlarına sahne olmuş. Eğer görülmezse eksikliğini hissedeceğiniz bu şirin köy, UNESCO Dünya Mirası Listesinde…

Poçitel’e gitmişken bir taksiye atlayıp bir buçuk saatlik yol olan Hırvatistan’ın o özel şehri Dubrovnik’e seyahat şart olmuştur. Balkanlar’ın bu muhteşem coğrafyasında bir başka gezi yazısında da “Dubrovnik’te buluşmak üzere” diyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 516 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler