1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. ‘Bırakmadılar ki, bıraksalar...’
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Bırakmadılar ki, bıraksalar...’

A+A-

"Tanımlanamayan bir şey
Sürüp giden aramızda
Çoğu zaman hüzün ama aşk değil asla..."

Lale Müldür...

--------------------------------------------------------------

‘Bırakmadılar ki, bıraksalar...’

 

Albümde bir fotoğrafım var.
Çok severim.
Babam elimden tutuyor.
Saçları siyah babamın, benim sarı.
Ana okuldayım, henüz 4-5 yaş yani.
Askılı kıyafetler moda, tulum gibi.
23 Nisan günü...
...
Babam elimden tutuyor sıkı sıkıya...
Biliyorum, bıraksa koşacağım, illa ki kaçacağım oynamaya...

***

Ne kadar çok gün birikmiş...
Aynı günün üzerine, ne kadar çok gün...
Ne kadar çok koku...
23 Nisan, çocuk bayramı.
23 Nisan, barikatlar inmiş aşağı.
23 Nisan...
Emin abinin babasını vurmuşlar o gün!

***

Bir çocuk babasız kalmış...
Çocuk bayramında.
Yatağında vurmuşlar, kalleşçe...
İnsaf...
Katilden beklemek ne aptalca...

***

Emin abi bizi alıyor önceki hafta, maça gidiyoruz, güneye...
Omonia hastası...
Beyaz sakallarına karışıyor saçları, dudaklarından çok gözleri bağırıyor O'nun...
Dili Türkçeye çarpıyor, Rumcayla öpüşüyor, Almancayı okşuyor arada...
Emin abi, dünya dilinde gülmeyi de biliyor...
Sinirli olunca korkutucu baksa da, güzel gülüyor.

***

Tam da o gün yıl dönümü, maç günü, o gece, tam da...
54 sene evvel...
Emin abi, o zaman çocuk, o zaman daha 2 yaşında.
2 adım ötede babası...
Babası uyuyor, vuruyorlar, yatağında, Emin abi öksüz bir gecede...
Sene 1962.
Emin abi, 1960'da doğmuş, Cumhuriyet çocuğu, Kıbrıs Cumhuriyeti...
Babasının gazetesi var, ‘Cumhuriyet’.
Artık yok...
İki toplumun kökünü kanatanları yazacaktı tam da babası, vuruyorlar...
“Avukatlar” katlediliyor, şiddetin mimarları kendini gizliyorlar böylece...
Emin abi, o zaman çocuk ya...
O gün büyüyor...

***

Omonia’nın tribünündeyiz, kale arkası, kuzey tribünü…
En ateşli yer burası…
Çok seviyorlar bizi, çünkü onlar barışla ve çok kültürlü Kıbrıs’la sevdalı…
Mesela biz Türkçe konuşuyoruz, hemen dönüp bakıyorlar, gülümsüyorlar...

***

Ses bombaları atıyorlar tribünden...
Bu sesler, 54 sene önceden farklı...
Birileri çok kültürden korkuyordu o zaman, çok dilden, çok insandan...
Şimdi de korkuyor ya...
O birileri, korkak!..
Gecenin karanlığını örtünüyorlar...

***

Emin abi ses bombalarını sevmiyor...
Hiç konuşmuyoruz bu konuyu…
Yatağında uyurken silah sesini, iki yaşını, bilinçaltını...
Babama gidiyor aklım, elimi tuttuğu güne, 23 nisana…
Emin abi oğlumu seviyor tribünde…
İçimden bir yaş damlıyor.
“O cinayetin emrini verenler, acaba nasıl tutmuştur sonra çocuklarının elinden” diyorum.
Hiç tutmamışlar galiba!
Öyle bir fotoğraf anımsamıyorum.

***

Emin abiyi röportajlarından biliyorum; Moskova’da tıp eğitimini yarım bıraktığını, Amerika’ya gittiğini, sonra Almanya’da ekonomi okuduğunu… Suudi Arabistan’da çalıştığını… Oradan Güney Afrika’ya geçtiğini… Kıbrıs’a döndüğünü nihayetinde…
Türkçe, Rumca, Rusça, Almanca, İtalyanca, İngilizce konuştuğunu…

***

Dostoyevski seviyor Emin abi, biliyorum.
“Biri eğer gözlerini senden kaçırıyorsa; emin ol ki o gözlerde sana ait bir şeyler vardır” diyen o büyük yazarı…

***

“Kendi insanların arasında yabancı ve yabancılar arasında kendin olmak... Benim durumum bu... İki sandalye arasında oturuyorum, her ikisine de aittim ve hiçbirine ait değilim...” demişti Emin abi Sevgül’e…
Okudukça anlamaya çalışıyor, tanıdıkça yaşıyor, göz göze geliyorum.

***

Kıbrıslıtürk ama kuzeyde “vatandaş” değil Emin abi; güneyde yaşıyor ama Kıbrıslırum değil, vatandaş ancak seçmen değil falan…
O’nun öyküsü Kıbrıs sorunu gibi…
Babasız bir öykü…
Cinayetle örülü bir öykü…
Yine de umuda yeminli bir öykü.

***

Yeniliyoruz maçta, hem de Apoel’e…
O ‘faşist’ bir takım…
- “Oynayamadık be abi” diyorum.
- “Bırakmadılar ki” diyor, “Bıraksalar, oynayacaktık…”

----------------------------------------------------

Garsonlar bir anda ‘çaça’ya başlamaz mı!

Belirli bir düzeni, özeni, çağdaş ve yenilikçi yaklaşımı olan işletmeleri severim...
Aşkla dokunulmalı her mekana, hissederek...
Geleneksel yerler kadar böylesi Avrupalı işletmelere fazlası ile ihtiyacımız var.
Henüz çözüm olmasa bile Kıbrıs’ın kuzeyine önemli markalar geliyor.
Siz bir de Birleşik Federal Kıbrıs’ı hayal ediniz, o günleri...

...
 

Johnny Rockets’in Lefkoşa’daki yeni mekanına gittim, içe kapanmış ruh halimden arındım.
Bir baktım, dört garson dansa başlamışlar.
Çok uyumlu, harika!
Küçük bir kız çocuğunun yaş günü kutlanıyor.
Ama nasıl sempatik, nasıl bir sürpriz anlatamam.
İlk dikkatimi çeken, artık, böylesi yerlerde çalışanların profili değişiyor.
Kıbrıslı değil, yine...
Ama dünyanın farklı ülkelerinden. Çoğunlukla öğrenci...
Ve genç, dinamik, temiz giyimli, güler yüzlü garsonlar, şefler...
İşletmelere gösterilen özen umarım çalışanlara da yansıtılır.
Sömürmeden...
Bir günde on iki saat çalıştırıp, ezmeden...

---------------------------------------------------------

Annelerin gözünde

...
En sıkıntılı ve zor anlarımda, en umutsuz ve yılgın zamanlarımda gülüşüne sarılırım mutlaka…
Annem, gülümser bana her zorlukta, hiç bir karşılık beklemeden.
Başaracağımı söyler...
Israrla ve inatla başaracağımı…
Ve güç verir mutlaka…
Tüm anaların yüzünde görürüm, aynı umudu.
...

Ben, hâlâ aynı çocuğum...
İlla ki annemin gülüşünü isterim...
İnsan, kaç yaşında ve nerede olursa olsun, o sıcaklığı hep özler...
Ve bilirim, annelerin gözünde hep “bebek” kalır büyükler...

--------------------------------------------

h a f t a n ı n  n o t c u k l a r ı

• Suyu boruyla, elektriği kabloyla TC'den getirelim de oyulan dağları ne yapacağız? TC'den tırlar dolusu dağ mı getireceğiz?


Kalyoncu’yu  en iyi Davutoğlu anlıyor şimdi!


• “Kalp kalbe karşı”ydı eskiden, şimdi “kalp kalbe taglı” ya da “like like karşı...”


• O kadar kitap birikti ki sırada, bir kopyamı okumak için tam mesai evde bıraksam, ne hoş olurdu.

 

• Orhan Eskiköy'ün "BAŞGAN" filmi Arif Salih Kırdağ'dan yola çıkarak siyasetimizin traji-komik hallerini anlatıyor, yurdumuzun acı gerçeğini. 12 Mayıs'a kadar MISIRLIZADE'de, kaçırmayınız derim!

 

Yarı yurdumun değişmez çilesi: Bakanların veda ziyaretleri, yeni müdürlerin tanışma heyecanları, eskilerin görev devretme çileleri, geride kalanların da değişmez söylemleri: Çok sürmez, bunlar da gider!


Lefkoşa’da sigaraya ek vergi gelirse, asfaltlar yenilenecek, kanalizasyon boruları döşenecek, bisiklet yolları yapılacak, şehir temizlenecek mi? Benim derdim bu!


• Bizim berber nasıl şikayetçi, anlatamam:
“Toplamda 750 lira tabela vergisi istediler, 350 lira meslek vergisi... Ne bu ya!” Belediye esnafın üzerine biraz fazla mı gidiyor ne?

Bu yazı toplam 2003 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar