1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BİR TOPLU MEZARDAN NOTLAR (2)
BİR TOPLU MEZARDAN NOTLAR (2)

BİR TOPLU MEZARDAN NOTLAR (2)

Mart 2011’de yani geçen yıl bu sayfalarda Hamitköy’den okur ihbarlarıyla ilgili olarak şöyle yazmıştık: “Bu bilgileri bizlerle paylaşan bu okurumuza sonsuz teşekkürler. Konuyla ilgili olarak yaptığımız araştırmada, 3 kamyon dolusu Kıbrı

A+A-

 

 

 

 

 

Mart 2011’de yani geçen yıl bu sayfalarda Hamitköy’den okur ihbarlarıyla ilgili olarak şöyle yazmıştık:

“Bu bilgileri bizlerle paylaşan bu okurumuza sonsuz teşekkürler. Konuyla ilgili olarak yaptığımız araştırmada, 3 kamyon dolusu Kıbrıslırum esirin, esir değiş-tokuşuna götürülmek üzere Lefkoşa’daki Pavlides garajından alındığını ancak o gün Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamının haberinin gelmesi üzerine, bu esirlerin değiş-tokuşa götürülmeyerek Hamitköy yöresinde öldürüldükleri yönünde bazı öykülerle karşılaştık.

Konuyla ilgili olarak yaptığımız araştırmada, bir başka okurumuz bize “Bu üç kamyon dolusu insan, barajın yanına gömüldüydü. O dönem orada askeri bölge falan yoktu, sonradan orası askeri bölge oldu. Yani aradığınız kayıplar askeri bölgenin içerisinde kalmış olabilir” şeklinde konuştu.

Bir başka okurumuz ise bize şu koordinatları göndererek, barajın yerinin “Google”da görünebileceğini söyledi. Okurumuzun verdiği koordinatlar şöyle:

35° 14' 10" N

33° 21' 44" E

Konuyla ilgili olarak bir diğer Hamitköylü okurumuz ise, barajın yanının askeri bölge olmadığını, daha aşağıda, Merkezi Cezaevi’ne doğru giden yolun üzerinde bir koruluk olduğunu, bu korulukta bazı Kıbrıslırum esirlerin infaz edilmiş olduğu şeklinde bilgileri hep duyduklarını belirterek, “Orası askeri bölge sayılabilir – belki okurunuzun kastettiği yer orası olabilir” şeklinde konuştu.”

Anlaşılan bu okurumuzun sözünü ettiği koruluk halen kazı yapılmakta olan efkaliptolar bölgesi olabilir... Kayıplar Komitesi kazı ekibine “Kolay gelsin” diyoruz... Bize konuşan ve bu bölgede yaşananlarla ilgili bilgi veren Hamitköylüler’e de sonsuz teşekkürler...

Konuyla ilgili olarak daha ayrıntılı bilgi sahibi olan okurlarımızı, isimli veya isimsiz olarak 0542 853 8436 numaralı telefondan beni veya 22-83607 numaralı telefondan Kayıplar Komitesi görevlisi Mine Balman’ı aramaya da davet ediyorum.

 


ALPAY MUSTAFA DA BURAYA GÖMÜLMÜŞTÜ

Hamit Mandrezliler’in bize anlattıklarına göre Alpay Mustafa, 1967’de polis hücresinde vurulup öldürüldüğü zaman bu alana gömülmüş ilkin – sonra olduğu yerden çıkarılarak, mezarlığa götürülüp gömülmüş... Alpay Mustafa’yla ilgili yaptığım röportajlarda, gömüleceği zaman sırtının başının toprak içinde olduğu çünkü Hamit Mandrez’de gömüldüğü yerden çıkarılarak Lefkoşa mezarlığına getirildiği anlatılmıştı bana...

YENİDÜZEN’de bu sayfalarda yayımladığımız “Milliyetçiliğin öksüz bıraktıkları” başlıklı yazı dizimde Alpay Mustafa’nın eşi Huriye Alpay, şöyle anlatmıştı eşinin defnedilmesini:

“Alpay gömüldükten sonra, ölüsünü epeyi tuttular, vermediler... Gömmüşler, Hamitköy tarafında bir yere gömmüşler, etmişler... Orayı yasak bölge ilan etmişler, kimse gitmesin, etmesin... Alpay’ı oraya elbiseleriyle gömmüşler... Cenazeyi biz alamadık! Biz görmedik... Yani biz aile olarak görmedik, arkadaşları ilgilendi, ondan sonra dediğim gibi, ben 6-7 gün sonra cenazeye gittim... Ben zaten kendimde değildim, bilmiyordum, bana da hiç kimse bir şey söylemiyordu... Bunu da şart koşmuşlar, sonradan öğrendim... “İşte ailesi gidecek, camiye gelmeyecek...” Sanki biz dini bütün bir insan değilmişiz gibi... “Camiye gelmeyecek”... Çünkü bunların da büyük bir korku vardı içlerinde, dağdan arkadaşları, tüm silah arkadaşları inmişler... “Ya ölüsünü verirsiniz, ya şudur budur” diye çeşitli şeyler yapmışlar onlara, baskı yapmışlar... Arkadaşları cenazesine sahip çıkılınca vermek zorunda kaldılar.. “Biz mezarlığa getireceğiz, camiye gitmeyecek... Mezarlığa gelecek... Mezarlıkta da ailesi, birkaç tane arkadaşı olacak, başka kimse olmayacak” gibi şartlar ileri sürülmüş... Tabii bize işte dediler, “Cenaze vardır,” çıktık, beni götürenler kimdi bile bilmiyorum... Alpay elbiseleriyle gömüldü ve altı yedi gün kaldı toprakta... Elbiseleriyle gömüldü, saatı maatı, her birini arkadaşları hatıra olarak almış, ben hiçbir şeyi görmek istemedim. Hatta çok fotoğraflar da çekmişler o haliyle, ölmüş haliyle... Sadece beni götürdüler, işte gör filan diye. İnanır mısın Sevgül hanım? Gözünü açıp da bana konuşacaktı sanki... Yemin ederim, gözünü açacak sanki... Kirpicikleri böyle uzun uzundu... Kapkara gözleri vardı, kirpicikleri uzun uzundu böyle... Böyle yatır, burnundan yarası... Açacak böyle gözünü sanki bana, “Ben ölmedim” diyecekmiş gibi! O kadar, 6 gün, 7 gün, 8 gün kaldı... Ocağın içi, kıştı diye ve hiçbir şey bozulmadı... Sadece o kıvrık olan kirpikleri düzleştiydi böyle... Gözünü açıp konuşacakmış gibi, burnunun böyle burasından vurulmuştu, başka hiçbir yerini görmedim... Ama başka yerinde yara var, şu var, bu var, artık arkadaşları bilir ve bana da çok fazla bir şey söylemediler... Gördüm, ettim... Ondan sonra cenaze töreni yapıldı. Ama nasıl mahşeri bir kalabalık oldu! O yasaklı cenaze! İnsanlar, ovalardan, Dikmen tepelerinden, Dikomo tepelerinden akın akın gelirmiş insanlar, dağdan, bayırdan, köylerden akın akın... Yasakladılar ya... Camiye gelmeyecek, o olacak, bu olacak... Hoca geldi, okudu. Ve insanlar akın akın gelirmiş. Olanlarda fotoğrafları var ama bende yok! Bende yok yani... O akın akın gelenleri çekenlerde varmış, bende yok...”

 “Teşkilat”ın ya da “Teşkilat”tan bazı adamların, Hamit Mandrez’in bu bölgesine zaman zaman bazı Kıbrıslıtürkler’i getirerek dövdükleri ve “cezalandırdıkları” da anlatılıyor...

Tüm bunları düşündüğümde, bu toplu mezar yerinde tüylerim diken diken oluyor: İnsanların çığlıkları burada boğulmuş, ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar, kimseciklerin onları duyamayacağı bu yerde öldürülmüşler... Aradan neredeyse 40 yıl, 50 yıl geçtikten sonra şironun attığı her kepçeyle birlikte, bunca yıldır gömülü oldukları yerde sevdiklerine kavuşmayı bekleyenlerden geride kalanlar açığa çıkıyorlar... Onlarla birlikte gizlenmiş, saklanmış gerçekler de günışığına kavuşuyor... Tüm bunlardan toplumlar olarak ders çıkarıp bir daha bu topraklarda böylesi toplu mezarlar yaratılmasın diye daha çok uğraş vermemiz gerekiyor...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1412 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler