1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bir 'Teşkilat' kurbanı: Eftagomili Abdi Mustafa...
Bir Teşkilat kurbanı: Eftagomili Abdi Mustafa...

Bir 'Teşkilat' kurbanı: Eftagomili Abdi Mustafa...

Eftagomili Abdi Mustafa, 3 Kasım 1961’de Eftagomi’den (Yedikonuk) ve bazı başka civar köylerden gelen bazı maskeli “Teşkilat” adamları tarafından öldürülmek üzere tuzağa düşürülmüştü... Eftagomili Abdi’nin suçu neydi? Efta

A+A-

 

 

 

Eftagomili Abdi Mustafa, 3 Kasım 1961’de Eftagomi’den (Yedikonuk) ve bazı başka civar köylerden gelen bazı maskeli “Teşkilat” adamları tarafından öldürülmek üzere tuzağa düşürülmüştü...

Eftagomili Abdi’nin suçu neydi?

Eftagomili Abdi’nin hiçbir “suçu” yoktu – Eftagomi, karma bir köydü... Köyde hem Kıbrıslırumlar, hem Kıbrıslıtürkler yaşıyordu... Eftagomili Abdi, köyün destebanı olduğu için köydeki Kıbrıslırumlar’la diyaloğu vardı...

Onu kıskanan bir kısım akrabası önce ona bir “damga” vurmakla işe giriştiler: Onlara göre Abdi madem ki Rumlar’la iyi gidiyordu, demek ki o bir “hain”di ve ortadan kaldırılması gerekiyordu.

Abdi, köyde “Teşkilat”ın ilk komutanıydı evlatlarına göre – “Teşkilat”a ait silahları ve bombaları da o saklıyordu...

Abdi öldürüldükten sonra, “Teşkilat”a ait tüm bu silahlar ve bombalar, bir tamam, Abdi’nin onları gömdüğü yerlerde bulunup çıkarılmıştı...

Eftagomili Abdi Mustafa’dan bana ilk kez Karpazlı bir okurum söz etmişti, onunla ilgili birşeyler yazmıştım bu sayfalarda... Sonra ailesinden telefon edenler oldu, elektronik postayla bana ulaşanlar oldu.

Sonuçta Abdi Mustafa’nın ailesiyle buluşmaya gittim Eftagomi’ye... Geçtiğimiz Nisan ayında Abdi Mustafa’nın sevgili eşi Şehinaz Çetinkayalı, torunu Abdi Çetinkayalı ve yine Abdi Mustafa’nın adını taşıyan oğlu Abdi Çetinkayalı’yla buluşmaya gittim... Şehinaz Hanım, kocası öldürüldüğü zaman dört aylık hamileydi, oğlunu beş ay sonra dünyaya getirdiğinde, ona öldürülen eşi Abdi’nin adını vermişti... İngiltere’de yaşayan kızı Fatma Cemal da oradaydı, onunla da konuştuk. Sonra da gidip Abdi Mustafa’nın mezarını ziyaret ettik, mezarlıkta Abdi Mustafa’nın oğlu Mehmet’in de mezarı vardı – o da bir kalp krizi sonucu vefat etmişti... Sonra oğlu Tahir’le de konuştuk...

Babasını maskeli kişilerin takip ettiğini hatırlıyordu hayal meyal – babası öldürüldüğünde henüz 8-9 yaşlarındaydı. Babası öldürülmeden önce, onu öldürmek üzere pusu kuran, onu takip eden maskeli katilleri görmüştü...

Abdi Mustafa öldürülünce, altı çocukla kalakalmıştı – havettaya, patatese, çalıya, zeytine giderek evlatçıklarını yetiştirmeye çalışmıştı... Ancak köyde Abdi Mustafa’yı çekemeyip de onu öldürtmek için komplo kuranlar acımasızdı: Abdi Mustafa’ya vurmuş oldukları damgayı, yıllar yılı sildirtmemek için ellerinden geleni yapacaklardı. 50 senelik derin bir nefret ve kinle yanıp tutuşuyorlardı... Ne yapıp edip “Teşkilat”ı kullanmayı “becermişler” ve masum bir insanı öldürtmeyi başarmışlardı... İskele’nin eski Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğulları köyde bir sokağa Abdi Mustafa’nın adını vermeye kalktığı zaman, onu öldürtmüş olanlar kıyametleri koparmışlar ve sokağa ismi verilmesin diye “büyük mücadeleler” vermişlerdi...

Abdi Mustafa’nın torunu Abdi Çetinkayalı, bir zamanlar Afrika gazetesinde Memduh Ener’in Abdi Mustafa’yla ilgili bir yazı yazdığını, bu yazıyla ilgili açılan davada hem Memduh Ener’in, hem de gazetenin sahibi Şener Levent’in altışar ay hapse mahkum edildiklerini hatırlatıyor...

“Teşkilat”ı kendi amaçları uğruna kullanarak Abdi Mustafa’yı öldürtmeyi başaranlar, toplumumuz için büyük bir utanç olsa gerek... O yıllarda “damga” vurulup da hayatları zehir edilen, ekmekleri ellerinden alınan, çoluğu çocuğu açlığa mahkum edilen ne çok insan vardı... Ama bunlar bir adım daha ileriye giderek, “Teşkilat”ı kullanıp Abdi Mustafa’yı öldürtmeyi bile başarmışlardı...

Abdi Mustafa’nın evlatları ve torunları artık bu “damga”nın silinmesini, her çaldıkları kapıda, her başvurdukları yerde bu “damga”nın karşılarına çıkarılmasından vazgeçilmesini, bunun silinerek Abdi Mustafa’nın onurunun iade edilmesini istiyorlar... Bu, onların talebi... Onları duyabilecek herhangi bir makam var mı acaba? Bundan son derece kuşkuluyum ama yine de, Abdi Mustafa’nın öyküsünü kaleme almak benim için bir görevden de öte, bir insanlık borcu...

Bir “Teşkilat” kurbanı olan Abdi Mustafa’nın ailesiyle yaptığımız röportaj şöyle:

 

SORU: Şehizan Hanım, sizi tanıyalım biraz...

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: 88-89 oralarda... Eftagomili’yim... Annemin adı Zühre, babamın adı Tahir... Benim anam 8 tane etti ve anamın çocukları hepsi ölürdü ve benim da anam çok ağlardı. Ağlayınca rüyasına geldi, dedi ki kendine “Sen gebesin kızım” dedi. “Ve kız edecen, adını Şehizan koyasın, şehidaların adını” dedi, “da yaşayacak” dedi. Sonra annem bana anlattı bunu, “Rüyama gelen o kadın böyle beyazlar içinde ve kanatlanıp uçtu kaçtı” dedi. Böyle dedi bana annem, rahmetlik. Ben kaldım, kalmaz olaydım... Bak....

 

SORU: Yok, yok... Bak ne güzel çocucukların, ne tatlı toruncukların var... Abdi da mı Eftagomili’ydi?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Abdi da buralıydı. O da buralıydı. Onun babasının adı Mustafa’ydı, annesinin Ayşe’ydi. 5-6 kardeştiler. Mehmet Emin, Abdi, Ratibe, Tayyibe, Emin kadın... İki tanesi kaldı hayatta. Hayatta kalan Ratibe’ynan Emin kadın... Ratibe bunda oturur, diğeri da İngiltere’de oturur – o da hasta çünkü benden 10 yaş daha büyüktü o da...

 

SORU: Abdi’yi köyde görürdün da seni istediydi, nasıl olduydu?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Köydeydi, istedi beni ama babam ona vermezdi. En son kaçırttı aldı beni! İki defa kaçırttı! Napayım, işte kısmet idi oldu!

İlk geldiğinde da bubam vermezdi, 15 yaşındaydım. Sonra 17 yaşında aldı beni... Evlendik, gene bu köye. İlk aşağıda kaldık babasının evlerde, sonra geldik bizim eve. Bu ev vardı, babamın babasınındı... 100 seneden daha eskidir bu ev. Bunda kalırdık.

 

SORU: Ne iş yapardı Abdi?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: O zaman ki aldım, bir şey yapmazdı... Belki da 19 yaşlarındaydı, bir yaş büyüktü benden. Güzeldi, çok güzeldi. Fotoğrafından belli değil? Ne çok beyazdı, ne çok esmerdi... Uzun boyluydu...

 

SORU: Hiç torunlardan ya çocuklardan var mı benzeyen? En çok benzeyen hangisidir?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Vallahi hepsi da andırır torunları kendini... Kızımın kızı çok benzer kendine...

İlk çocuğum Mustafa’ydı, o çocuğum öldü... Yedi aylık doğurduydum, öldüydü, yetilmediydi daha, öldüydü. Sonra Tahir’i doğurdum, sonra Mehmet’i – o şu ki rahmetlik oldu, kalp krizinden, Mehmet’ten sonra Fatma, Fatma’dan sonra Tayyibe, Tayyibe’den sonra Kemal... En son bunu dört aylık gebeydim, bu hiç bilmez babasını, adını da babasının adını koyduk, Abdi...

 

SORU: Ondan sonra desteban mı olduydu Abdi?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Evet, oksillari polis olduydu... Sonra çıktık geldik köye. Oksillari polisken Mağusa’daydı, ben da gittiydim Mağusa’ya. Çarşının yanında ayakçalı evler vardı, orada kalırdık. Ondan sonra ne olduydu bilmem da çıktı da geldik köye. Desteban oldu.

 

SORU: Bu köy Kıbrıslıtürk-Kıbrıslırum, karışıktı...

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Evet, Rum-Türk karışıktı. Mahalleler ayrılırdı ama bir köydeydik.

 

SORU: Nasıldı ilişkileriniz?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Vallahi kızım, ilişkilerimiz tezden, biz onlara, onlar bize giderdik. Kolay değildi altı çocukla kaldıydıydım... Onun için kozak kesmeye, burçağa, havettaya giderdim, hepsi işe başladıydı, besledim büyüttüm kendilerini...

 

SORU: Abdi’yi kimdi çekemeyen?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Abdi, TMT’ye girdi ve TMT’de benim kocam gibi millete çalışan yoğudu. Ama bilin ya, insanı çeken da var ve çekmeyen var...

 

SORU: Kıskançlık çoktur bu memlekette...

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Evet, yoksa benim kocam gibi hükümete çalışsın... Dr. Küçük müydü, kimdi, geldiydi ve çocukların ayağında ayakkabı yoğudu ve bayrak satın aldı ve arkasına aldı ve yüklendi... Ama fena insanlarımız vardı... Yoksa benim kocam gibi millete çalışsın, yoğudu...

 

SORU: Sonra nasıl öldürdüler kendini? 1961’di... 3 Kasım 1961...

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Ben evde yatırdım... Bilmezdim da... Hala destebandı...

 

SORU: Bana anlatanlar dedi ki mahsus dedikodu çıkartmışlar kendine ki Kıbrıslırum destebanla iyi gider bu köyde...

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: İşte mahsus... Kıştı... Bir takırtı duydum, dedim çıkayım dışarı, belki da beni gördüler, ne bilirim? Sabah oldu beklerim gelsin eve, beklerim gelsin, oğlum Mehmet’e dedim “Gidesin nenene da bakasın”, gittiysa, buraşta hemen tarla varmış, o tarlada... “Anne!” dedi, “Babam yatır, kanlıdır başı!” dedi. Bağırdım da yürüdüm, aldım kendini kucağıma böyle, aldığımda kucağıma böyle elleri düştü... Ben kendimden geçtim... Bildiri yayınlamışlar mahallede sokağa çıkmasınlar diye... 30 yaşındaydı öldürüldüğünde. Mehmet yedi yaşındaydı... En büyük çocuğum sekiz yaşındaydı, en küçüğü da karnımdaydı...

Mehmet yatırdı ve ölene kadar geceleri babası rüyalarına girerdi... Ve benilerdi...

Bir baykuş girdiydi eve, haber verdi... Köpekler havlardı, bilmezdim kızım, bilmezdim, dedim portokallara geçerler belki, bahçe vardı o yanda. Ne bilirdim?

Ondan sonra hastaneye götürdüler çünkü yaralıydı... Ama Türkler alıp da götürmedi hastaneye, Rumlar alıp götürdü...

 

SORU: Korktular herhalde...

ŞEHİNAZ ÇETİNKAYALI: Emine Hanım götürdü Abdi’yi Rum polisiyle beraber hastaneye... Mağusa Hastanesi’ne götürdüler. Ben hazırlanırdım nice gideyim bakayım kendine hastanede, dedi Mehmet Emin kardeşi, “Ağlama gelin, ağlama” dedi. “Benim kardeşim öldü, hastaneye gittim, o hastaneyi alsam üstüme, öyle hafif gelirdi bana... Kardeşim öldü... Artık ne yapalım?” dedi.

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (torunu): Dedemin öldürülmesinin gerekçesi, işte “Teşkilat”a, “Bu Rumlar’la işbirliği yapar” dendi. O dönem “Teşkilat”ın silahları dedemdeydi fakat dedemin bir tane av tüfeği vardı kendine ait, işte eskiden demircilerde yapılan, tavşan-keklik avında kullanırdı. Köyün muhtarı Rum’du, Rumlar’la ilişkisi iyiydi çünkü zaten kendi destebandı. Köyün muhtarının adı Luka’ydı, bu muhtarla iyi gittiği için bir zaman muhtar kendinden av tüfeğini istemiş, o tüfekle o da ava gitsin. Verdi mi, vermedi mi, sonuçta diyalogları iyiydi. Bu tüfeği Rum’a sattığını iddia ettiler. İşte “Teşkilat”a bildirildi, dedemi “Teşkilat”tan Lefkoşa’ya çağırdılar, gitsin, o dedi ki “Ben kendimi temiz bilirim, niye gideyim? Ben böyle bir şey yapmadım...” Vatanını, milletini seven bir kişiydi. Hatta bizim aldığımız bilgilere göre, Balalan tarafından çıkan silahları gitti dedem çıkardı – Balalan’dan Türkiye’den gelen silahları gidip yüzerek alıp gelmişler. Bu silahlar evin önünde bir badem ağacı vardı, öldürüldükten sonra o silahlar lastiklerin içinde sarılmış, preslenmiş, bir tamam hepsi çıktı. İftira olduğu belli ama halen daha bu adamı ve bizim ailemizi 50 yıldan beridir köyde çekemeyen insanlar, bu adamın “vatan haini” olduğunu öne sürdüler. Bu insanlar bu adamın torunlarıdır, bize her zaman için bu damga vuruluyor. Basit yöntemlerle insanları kötüleme politikası, 50 yıldan beridir devam ediyor bu ülkede.

 

SORU: Kimler öldürdü Abdi’yi? Bu köyden miydiler?

ABDİ ÇETİNKAYALI (torun): Bu köyden da var, etraf köylerden da var. Hatta bir tanesi çakmağını yakarken, tabancasıyla elinden vurdu... Ve bu adam aynı geceden Rum tarafından İngiltere’ye gönderildi. Öldü zannedersam şimdi. Bu başka köylüydü, bizim köylü değildi.

Bu cinayet işlendiğinde, Hacımuratlar’ın olduğu bölgede oldu, hiçbir insan çıkıp da bakmadı... Sabaha kadar orada iniledi ama kimsesi evinden çıkamadı, köpekler havladı...

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (Abdi’nin oğlu): Bu olayı yapmadan önce o mahalleye bildiri yayımladılar. O mahalleye ev ev gezip, babamın evi dışında, “Bu gece sokağa çıkmayınız, sokağa çıkma yasağı vardır” diye bildiri da yayımladılar. Ve o bildiriyi yayımladıktan sonra geceyarısından sonra 1’di, 2’ydi, 3’üdü, bu olayı gerçekleştirdiler.

Babam Abdi kahvedeydi, onun geçeceği yol belliydi... Bir gece mesela aşağı mahalleden gelse... Onu bir hafta takip ettiler. Mesela Pazartesi bu yolu, Salı bu yolu...Hep aynı yolu kullanmazdı babam, değişik değişik yollardan giderdi çünkü bilirdi yani, uğraşırlardı...

 

SORU: Tamam da bunun altında bir şey olması lazımdı... Ya biri isterdi köydeki “Teşkilat”ın başına geçsin diye babanızı ortadan kaldırmaya çalışırdı, ya da başka ne olabilirdi?

ABDİ ÇETİNKAYALI (Abdi’nin oğlu): Şimdi babam hem oksillarilik yapardı, hem destebanlık yapardı. Köyde .... isimli birisi vardı, bu adam babama gıcık gittiydi, “Niye bu adam hem oksillari, hem destebanlık yapsın...” Hatta ..... diye bir akrabamız vardı, onun da gözü vardı bu mevkide, üvey oğluyla birlik olup... Kendi yakın akrabalarımızdı yani bunu tezgahlayan...

 

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Ben hazırlanırdım nice hastaneye gideyim da bakayım, “Kazanlar konsun üstüne, sular kızsın” dedi birisi...

ABDİ ÇETİNKAYALI (Abdi’nin oğlu): Bundan bir hafta önce bize bir şahıs geldi, “Bekledim babanızı öldüren son kişi ölsün” dedi “da ondan sonra geleyim, söyleyim size ki rahat edesiniz” dedi. O adam da TMT döneminde altı tane kurşun yedi kafasından, adı ......’dur, ...... köyünden geldiydi. Ailesini hiç hatırlamazdı, altı sene sonra şuuru yerine geldi. O adamın deyişi, “Rahat olunuz” dedi, “çünkü babanıza yapan son şahıs da öldü” dedi. Bunlar, onun bildikleri. Bu köyün içinde bilmedikleri daha var yani... Babamın ahbabıydı bu adam, ikisi da TMT’deydi çünkü, onu da öldüreceklerdi...

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (torun): Dedem, işi gereği Rumlar’la diyalog içerisindeydi çünkü destebandı... Ama onu çekemeyen çok insan vardı, hem mevkisi itibarıyla, hem köydeki konumu itibarıyle. İftirayla bu adam öldürüldü. Tek “suçu” da “Rum’la iyi diyalog içerisinde olması”ydı.

 

SORU: Öldürüldükten sonra köydeki “Teşkilat”ın başına kim geçtiydi?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: ........ geçtiydi...  Kocam öldürüldüğünde korkardım da gece kalkar, çocukları sayardım, gece eve geldiler, gelmediler, hep çocukları sayardım...

 

SORU: Nasıl büyüttüydün çocuklarını?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: İşlerdim... Patatese gittik, portokala gittik, oduna, çalıya gittim, ağır ağır yoğururdum, işte böyleliknan, ahınan, vahınan geçirttim...

Dört aylık hamileydim son çocuğuma, kocam öldürüldükten beş ay sonra doğurdum.

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (torun): İşin tuhafı, mesela Tahir amcam, 14 yaşında, 15 yaşında, 1963’te mücahit yazıldı, dedem 1961’de öldürüldüydü. Bu ülkeyi korumak için çocuklarının eline silah verildi...

 

SORU: O “hainliğin” yalan olduğu bundan belli!...

ABDİ ÇETİNKAYALI (torun): 14 yaşında, 15 yaşında benim babam ve amcam ailesini geçindirmek için mücahitlik yaptılar, 10 yıl, 11 yıl, 1974’e kadar da en zorlu görevlerde, en önde olanlar gene babam ve amcamdı. Ve halen daha bazıları kendilerine menfaat sağlamak için bu basit şeyleri politika yapıp işte devletin iyi kademelerine gelmek için, devletin nemalarından, ganimetlerinden faydalanmak için bu düzeni hala daha korumaya çalışıyorlar. 50 yıldan beridir bu düzen devam ediyor, inşallah bu düzen kalkar, bu bir “faili meçhul” cinayettir aslında – faili meçhul cinayetlerin aydınlanması gerekir – aslında biz buna geç bile kaldık. Bunu artık İnsan Hakları Mahkemesi’nde... 50 yıldır bu ülkede hükümet edenler, Kıbrıs Türk Federe Devleti oldu, KKTC oldu, Kıbrıs Cumhuriyeti dahi bu olaylarda suçludur...

 

SORU: Araştırmadığı için...

ABDİ ÇETİNKAYALI (torun): Bu kadın 50 yıldır kaybetti, kocasını kaybetti, çoluk çocuğunun geleceğiyle oynandı... Ve eşekten düşen insanlar bugün “şehit ailesi” oldu, “gazi” oldu. Ne bileyim ben, kendi işinde işleyen insanlar, bir yerini sakatladı, bu şekilde oldu – biz dedemizi hala Türk mü öldürdü, Rum mu öldürdü, bilmiyoruz.

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (Abdi’nin oğlu): Yağmurlu bir geceydi, Kıbrıs Cumhuriyeti polisi o gece bir tim çıkardı, kurt köpekleriyle beraber, 9-10 kişi... Geldiler fakat iz süremediler. Yapan şahısların izini ve kimliğini bulamadılar. İlk önce ........ akrabamızın kocasına teklif ettiler, babamı öldürsün diye. O da “Olmaz” dedi ve gelmedi. O da rahmetlik oldu, Allah rahmet eylesin...

Her gittiğimiz yerde, yüzümüze kapılar kapanır – açtığında da Abdi Mustafa’nın evlatları ya da torunları çıkar, “Zaten siz vatan hainisiniz” denir bize hala daha! Köyde babamın adını bir sokağa vermeye çalıştı İskele Kaymakamlığı, köy yerinden oynadı “Niye Abdi Mustafa Sokağı?” diye. Sadece bizim evlerin olduğu bir tür iç avluya koyabildiler sokak ismini, kendi arsasına...

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (torun): O dönemin kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğluları, kendi insiyatifini kullanarak koydu bu sokak ismini çünkü olay çığırından çıkmıştı yani... Bu adam ne için koymayacaktı? Adamın evine giden bir sokak vardı, o sokağa, en azından adamı bir ödüllendirelim, ismini olsun yaşatalım...

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (Abdi’nin oğlu): Tabii maddiyata dayanır bu, çok paran olacak ve İnsan Hakları Mahkemesi’ne verecen...

 

SORU: Bir oğlunuz polis oldu Şehizan Hanım... Ötekiler ne yaptı?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: O da polis oldu... Birisi sıhhiyedeydi, birisi karayollarındaydı, iki kızım da evhanımıdır.

 

SORU: Abdi nasıl birisiydi? Mesela neleri severdi?

ŞEHİZAN ÇETİNKAYALI: Herşeyi pişirirdik ama mesela o ava giderdi, tavşanlar, keklikler, ızgaralar, böyle muhabbeti çok severdi. Gezmeyi da severdi. Bir atı vardı... Çok atikti... Atınan giderdi... Ben gitmezdim. Kaleburnu’na kadar atla giderdi. Sonra ne olduydu at, hatırlamam, bilmem... Kızlarımı erken zamanda evlendirdim ki laf söylenmesin, laf çıkmasın... 16-17 yaşında evlendirdim kendilerini.

 

ABDİ ÇETİNKAYALI (torun): Nenem şimdi 91 yaşındadır, Emin kadın, hayattadır. İngiltere’de yaşar...

Şöyle bir şiir yazdı dedem Abdi için o zaman öldürüldüğünde:

“3 Kasım gecesi bana pusu kurdular,

Muratlar arasında, anam anam ne çare, başımda nacak, kolumda bıçak yarası... Anam anam nedir bunun çaresi?”

Başına nacakla vurduydular dedemin...

“Hastaneye vardım anam, doktorlar geldi, çare yok anam...

Neye kaderim böyleymiş?

Babama haber söyleyin,

Beni alsın yanına...

Anneme selam söyleyin,

Mezarım kazılsın, kefenim dikilsin...

Söyleyin anama,

Beni ağlasın, karaları bağlasın..

Ablama söyleyin bana yasin okusun,

Hem evlatlarıma sahip olsun..”

Böyle bir şiir yazdı nenem Emine...

 

TAHİR ÇETİNKAYALI (oğlu): Ben 1952 doğumluyum. Babam öldürüldüğünde 9 yaşındaydım. Hayal meyal hatırlarım. Maskalıydılar... Kaç defa gece kalktık da gördük, öldürülmezden önce, maskalı adamlar... Takipteydiler, babamı takip ederlerdi...

14 yaşında mücahit yazıldım. Piyadeyi kaldırmazdım daha, kolaydı?

 

SORU: Köylüler nasıl davrandıydı?

TAHİR ÇETİNKAYALI (oğlu): Köylülerden bilen vardı, hepsi da bilirdi aşağı yukarı, bilirdi ama söyleyemezlerdi, korkarlardı... Babam “Teşkilat”ın silahlarını sakladıydı, öldürüldükten sonra bombaları, silahları bir tamam çıkardıydılar. Yukarıda bağın içindeydi... Hep orada gömülüydü, bombalar buraştaydı, tenekenin içinde sakladıydı...

Babamın öldürülme nedeni, damga... Damga vurdular kendine, damga vurmak içindi benim anladığım kadarıyla. Bir akrabaları vardı, iyi gitmezlerdi, o da koydu postayı, öldürttü kendini... İçeriden, “Teşkilat”a neler söyledi, “Teşkilat” tarafından öldürüldü, bu damgayı vurdular kendine... “Casus” dediler...

 

FATMA CEMAL (kızı): Babam öldürüldüğünde ben beş yaşındaydım. Dokuz yaşında işlemeye giderdim. Dokuz yaşında giderdik, havetta sökerdik Rumlar’a, patates toplardık, portokala giderdik, her yere giderdik. Pamuk toplamaya giderdik, zeytinlere giderdik. Zeytinin burnuna çıkarırdı beni Rumlar, küçüktüm diye... Potin yoktu, yiyecek yoktu... Başkası verirdi da giyerdik, nereden bulacaktı annem da alsın bize?

Babama vurulan bu damga lüzum temizlensin çünkü öyle bir şey yok... Bu damga çocuklara iyi bir şey değildir, onun için lazım silinsin.

 

TAHİR ÇETİNKAYALI (oğlu): Öyle bir şey yoktur, lüzum temizlensin. Bombaları bulduk, silahları bulduk bir tamam... Mağaranın deliğinde sokulu, torbada sarılı, onu da buldular...  İlk bu köyün TMT komutanı babam Abdi Mustafa’ydı... Ondan sonra başkalarının gözü vardı bu yerde... Yerine geçmek isteyenlerdi bu lafları çıkaran... Akrabalarımızdı yani bu şahıslar... Bir kara çalıp adamı öldürttüler...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1352 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler