1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. Bir şey yapmalı!
Mert Özdağ

Mert Özdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir şey yapmalı!

A+A-

YURTTAŞ EKONOMİSİ…

 

Döviz gittikçe tırmanıyor.
Ekonomistlere göre önümüzdeki senaryo 'daha vahim'…
TL değer kaybetmeye devam edecek.
Türkiye'deki istikrarsızlık düzelse de kayıp sürecek.
Böylesi bir tabloda herkes “ne yapılabiliri” konuşuyor, kuşkusuz…
Ne yapılabilir?
Hayal kurmaya gerek yok.
Dövizde müdahale şansımız yok.
Ekonomistler ithal mallarda vergilerin biraz düşürülerek hayatının pahalılaşmasının önüne geçilebileceğine işaret ediyor.
Ediyorlar etmesine de bizim hükümet tam tersini yapıyor.
Tabii bu durum maliyenin işine gelmeyecek, kendi de farkında…
Zira 'gelir kaybı' devletin hoşlanmadığı bir durum.
Kimse kusura bakamasın ama beni devletten çok, sade vatandaş ilgilendiriyor.
Düşük gelirli vatandaş…
Hani bizde 'orta' sınıf denilen kalabalık kitle…
Çünkü dövizin yükselmesiyle ciddi anlamda gelir kaybı yaşayan, yaşam standardı gerileyen, yurttaş…
Devlet, hele hele KKTC gibi bir devlet, gitsin nerden kapatırsa kapatsın açığını!..
Yurttaşın, hele hele de kamudan maaş çekmeyen özel sektör çalışanının çektiği çile yeter…
Dedim ya, herkes “ne yapılabiliri” konuşuyor.
Elbette yapılabilecek şeyler vardır.
Mesela özel okullar!..
Birçoğumuzun çocukları özel okullarda eğitim görüyor, mecbur!
Ödemeler dövizle.
Niye?
Gideriniz döviz mi sizin?
TL'ye niye geçmiyor bu okullar?
Devletin sade vatandaştan yana politikaları devreye sokarak “dövizle eğitim” safsatasına son vermesi mümkün değil mi?
Elbette mümkün…

Diğer yandan kira bedelleri…
Kirada ikamet eden düşük gelirli de bir başka eziyet altında…
Onlar da dövizle…
Ev sahibinin döviz gideri mi var?
Hayır!.. Peki araç-ev satışları gibi büyük paraların döndüğü sektörler?
Niye dövize endeksli?
Adam arabayı Japon parası ile satın alıyor, sterlin ile satıyor.
Kendi ellerimizle yabancı para birimini hayatımızın içine çektik, kendi yeteneğimizle (!)
Özür dilerim ama kimi hallerde de dövizi biz kendi kucağımıza aldık.
Ve şimdi bundan kurtulmanın yollarını arıyoruz.
Devam edelim…
Mesela dövizle kredi…
Kimse bizi zorla döviz borçlanmaya itmiyor.
Bile bile kendimiz borçlanıyoruz.
Niye?
Çünkü TL'den daha düşük faiz oranları nedeniyle…

Faiz konusunda TL'den daha 'çekici'…
Bu konuda ne yapılabilir?
Borçları yeniden yapılandırma…
Yani TL'ye çevirme…
Bankacılık sektöründe, ya da faizlerde yeni bir düzenleme ile döviz borçlanan yurttaşların borçlarının TL'ye çevrilmesi mümkün…
Ancak yine yasal bir düzenleme gerekiyor, yani devlet müdahalesi…

Yasal düzenleme ile dövizin iç piyasada etkisi azaltılabilir kanımca…
Az da olsa etkiyi düşürmek mümkün.
Elbette esas mesele enerji giderlerine dayanıyor.
Çünkü dövizdeki yükselme yakıt-enerji giderlerinin artmasıyla doğrudan etkili…
Ancak enerji dışında kalan sektörlerde devletin küçük de olsa müdahale şansı var. Başta eğitim olmak üzere-iç piyasadaki dövize endeksli duruma “yasak” getirilebilir.
En azından birkaç yıllığına…
Yeter ki istek olsun.
Yeter ki “sade vatandaştan yana” siyaset devreye girsin.
Olur, olmaz diye bir şey yok.
Elimizdeki argüman az da olsa, ateşi dindirmek için çabalamak lazım…
Hiçbir şey yapmamaktan, olanları seyretmektense, bir şeyler yapmak daha akılcı duruyor.

-------------------------------------------------

• BİR YORUM…

KAMPLAŞ-MA!

Kıbrıs sorunu öylesine ciddi bir sorun ki.
Hepimizin günlük yaşamına direkt dokunuyor.
Öyle dolambaçlı değil, doğrudan hepimizi ilgilendiriyor.
Hele hele de mülkiyet!..
En önemlisi kanımca…
Mülkiyet konusunun müzakerelerde ele alınmaya başlamasından sonra ciddi anlamda bir tedirginlik baş gösterdi.
Bir süre önce “verilecek köyler” safsatası yeniden ısıtılıp toplumun önüne konuldu.
Sonra da iş, içinden çıkılmaz bir duruma doğru sürüklenmeye başladı.
Tam da böylesi bir dönemde Kıbrıslı Türk toplumunda insanlar birbirini suçlamaya-ötekileştirmeye, gruplara ayırmaya başladı.
En kötüsü de bu!.. Kamplaşma...
Ülkeyi yönetenlerin, en başta da Cumhurbaşkanı'nın şunu çok iyi bilmesi gerekiyor: Mülkiyet çok hassas bir konu…
Dikkat etmek gerekiyor.
İnsanları kırmamak lazım.
Toplum içinde kamplaşmalar yaratmamak elzem.

Çözüm siyaseti güttüğünü iddia edenlerin, mülkiyet konusu nedeniyle kaygılı olanlarla ilgili “ganimetçi” yakıştırmasından uzak durması lazım.
Yarın referanduma gidersek, süreç bizi o noktaya taşırsa eğer; bu “ganimetçi” dediklerimiz de oy verecek, unutmamalıyız...
Elbette zor bir konu mülkiyet.
Herkesin evet diyeceği bir durum ortaya çıkarmak tabii ki olanaksız.
Ama toplumda Rum malına ev yapan herkesi “ganimetçi” ilan ederek bir yere varamayacağımızı da anlamamız gerekiyor.
Annan Planı döneminde değiliz!
Havada öyle büyülü bir atmosfer yok.
İnsanlar ekonomik durumun derdinde.
Ekonomi can acıtıyor.
İnsanımız günü geçirme telaşında…
Çok zor şartlarda ev yapan genç-yaşlı bireyleri ötekileştirmeden konuya eğilmek gerekecek.
Endişeli olanları ötekileştirerek kamuoyu yaratacağımızı sanıyorsak yanılıyoruz kanımca…


-----------------------------------------------

• BİR GÖZLEM…

‘Garanti’ şart mı?

Garanti sisteminin soğuk savaş döneminden kalma bir sistem olduğunu aşikar!
Keşke böyle bir talebi olmasa toplumun.
Ancak benim izleyebildiğim kadarıyla (umarım yanılırım) toplumun büyük bölümü bunu bir “ihtiyaç” olarak görüyor.
Nedenleri elbette tartışılabilir ama eğer ortada bir realite de varsa bunu görmezden gelemeyiz.
Evet ben de garanti anlaşmasının gereklilik olduğunu düşünmüyorum.
Ancak kimi Kıbrıslı Türklerin (azımsanamayacak sayıda) güvenlikle ilgili endişeleri hala canlı, hala sıcak…
Söylemeye çalıştığım bu endişeleri gidermek adına adımlar atılması gerekliliğidir.
Yani devam eden müzakere sürecinin bir barış sürecine çevirme gerekliliği…
Eğer barış gerçek anlamda sahada içselleşmeye başlarsa zaten kimse güvenlik endişesinden, garantiden, savaştan bahsetmeyecek.
En azından yıllar sonra…
Ancak şimdi “garanti” talebi ağır basıyor.
Ve Cumhurbaşkanı da bu konuda ‘toplumun genelini düşünerek’ doğru yapıyor.
Sol kesimden eleştiri alsa da…

----------------------------------------------------

• BİR SORU…

Makam arabası tamam, peki ya örtülü ödenek?

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın hükümetin “makam arabası” teklifini reddettiği haberi dün sosyal medyada paylaşıldı, durdu.
İyi güzel hoş da; Sayın Akıncı’nın seçimden önce vaat ettiği “örtülü ödeneğin üzerindeki örtüyü kaldıracağım” sözü ne oldu?
Örtülü ödenek hala kullanılıyor bildiğimiz kadarıyla…
Üstelik hiçbir denetimden de geçmeden!..
Örtülü ödenek konusunda da şeffaflık istersek “kötü niyetli” mi olmuş oluruz?
Yoksa çözüm karşıtı mı?

 

--------------------------------------

 

Geceleri Lefkoşa'da ağır bir koku var birkaç gündür... Belediye sebebini biliyor mu acaba? Dereden mi? Kanalizasyon mu? Yoksa iddia edildiği gibi tavuk çiftliği kokusu mu?

Bu yazı toplam 1017 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar