1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BİR PAZAR MEKTUBU
BİR PAZAR MEKTUBU

BİR PAZAR MEKTUBU

Kiminizi hiç tanımadığım siz okurlara bir mektup yazmak gibi bu Pazar yazıları... Bazılarınızın her hafta gazete denen “posta kutusu”nu yokladığını, boş bulursa üzüleceğini sanıyorum. Vazgeçemiyorum işte bu yüzden. İnsanın bin bir türlü hali

A+A-

 

Kiminizi hiç tanımadığım siz okurlara bir mektup yazmak gibi bu Pazar yazıları... Bazılarınızın her hafta gazete denen “posta kutusu”nu yokladığını, boş bulursa üzüleceğini sanıyorum. Vazgeçemiyorum  işte bu yüzden. İnsanın bin bir türlü hali oluyor. Bazen kelimeler küsüyor içindeki kargaşadan yorulup… Kafanda bir netlik olmuyor. Kendine bile itiraf etmekten korktuğun bazı durumlarla boğuşuyorsun. Sayısız haber geliyor çevreden;  seni dehşete düşüren gizli işaretlerini görüyorsun hayatın...

Kıbrıs Sonbaharları, genelde yıpratıcı geçer benim için... Yaz, bir türlü sonlanmamıştır çünkü... Veda edilmemiş yaz halleri içinde başlar hayatın yoğunlukları. Kimi kez en sevdiğin şeyi yapmaya bile uymaz ruh halin… Yazımı yazmalıyım diye kendimi masa başına çivilediğim bu anda, bedenimle ruhum arasında dayanılmaz bir huzursuzluk yaşanmakta örneğin.  Bunun özel bir nedeni de var tabii... Arka arkaya iki yolculuk beklemekte beni... Hafta sonu Istanbul ve geriye döndükten dört gün sonra bir konferans için Bilbao ve Guernika. Bunları sizinle paylaşacağım mutlaka. Özellikle bombalanmanın yıldönümünde Guernika’da bulunmak özel bir deneyim olacak. İşleri nasıl yetiştireceğim diye biraz gergin ama oldukça da heyecanlıyım.

Yolculuklar hazırlık ister. Teknik meseleler dışında ruhsal bir hazırlık da gerekir tabii ki… Bavul hazırlamak epey sıkıcıdır benim için... Hele günümüzde unutulmaması gereken öyle çok şey var ki. Koca bir liste oluyor önünde... Yalnızca bazı elektronik aletler için ek bir çanta bulunuyor yanımda. Günümüz kentli hayatları bütün bu ayrıntıların organizasyonu ile geçiyor zaten. Hatırlamamız gereken sayısız şifre, İngilizcede ölü çizgi anlamına gelen  “deadline“lar yani “aman sakın ola geçirme” zamanları ve daha niceleri... Bunlar bazen hayatı bir korku filmine dönüştürüyorlar. Oysa bir yazarın en çok ihtiyacı olan şey, aylaklık.

Niye yerinde durmuyorsun diye sorabilirsiniz.  Doğrusu, hazırlıkları yorsa bile seviyorum yollarda olmayı... Dünyaya doğru uzanabilmeyi, uzaklara dokunmayı... Bilirsiniz, yeni varılan bir şehirde bazen derin bir ıssızlık, yersizyurtsuzluk duygusu yaşar insan. Ama ben kendi şehrimde de yaşıyorum bazen bunu... Onunla derin tanışıklığımı anımsamak için çocukluğuma gitmek, çocukluğumun mekanlarını ziyaret etmek teselli oluyor böyle zamanlarda.

Üstelik, çocukluk dediğim hiç de özlenecek bir güzel zaman olmamıştır benim için. Doğrusunu isterseniz, Şehrimin kavrulan  kaldırımlarına düşen yağmurlu bulutlu bir çocukluğum vardı benim... Çerden çöpten bir kendim, hep gidesim vardı. Ama nereye bilmezdim.

Şimdilerde de hep gidesim var her ne halse... Gittiğim o yerlerde şehrimin çağrısı da içimde oluyor ama. Uzaklardan bir şeyler alıp geriye dönmeyi, şehrime yolculuklarla zenginleşmiş  yeni bir “ben” armağan etmeyi seviyorum.

Bir yerlere gitmiş olmak birilerinden ayrılmış olmak değil şimdilerde... Zaten en yakın arkadaşlarını bile pek fazla göremiyorsun artık. Özel randevular yapmak gerekiyor. Herkesin kendi programı, kendi yoğunluğu oluyor. Buluşmalar özel çabalarla gerçekleşiyor hep. Sosyal paylaşım siteleri üzerinden yapılabiliyor arkadaşlara dair bilgi alışverişi…

Dokunup kaçma dünyası bu… Yeni tanışmalar yaşanıyor sürekli. Yollarımız kesişip duruyor birileriyle…  Belki de ölene kadar hiç karşılaşmayacağımız bazı insanlara hayatımızı anlatıyoruz ve onların hikayelerini dinliyoruz.

Sevgi ve ilgi arayışı bitmiyor hiç. En güzeline kavuştum derken bile bir yitirme korkusu başlıyor. Hep eksik, hep imkansız bir şey var insanın serüveninde.

Galiba en önemlisi kendi içinde yaşayabileceğin olgunluk ve huzur…  Bunu bozmak isteyen sayısız faktör hep olacaktır ne yazık ki... Birileri canını sıkıp dengeni bozmak için devrede olacaktır çoğu zaman.

Bazen insan bazı şeyleri hiç görmez ya da başka bir ışık altında görür. Bir sahne kendine eşlik eden müzikle başka bir ruh ya da anlam kazanır. İçimizin de böyle bir müziği vardır.

“Mektubumu” bitirirken size söyleyebileceğim koşullar ne olursa olsun onları başka bir ışık altında görüp başka bir müzikle algılamamızın mümkün olduğu… İçimizdeki sesi kısıp hayatın başka seslerini dinlemeye gayret edersek belki değişik bir deneyim yaşayabiliriz bugün.

Ben yolculuklara çıkmaya hazırlanıyorum ve buna eşlik edecek en uygun iç müziğini arıyorum. Bildiğim bir şey var:  Kesinlikle melankolik olmayacak!

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1190 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler