1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bir Kitap: Kripto Geldi mi?
Bir Kitap: Kripto Geldi mi?

Bir Kitap: Kripto Geldi mi?

KKTC’nin ilânı ile ilgili bu “eylemin” en çok konuşulan tarafı; ilân sonrası yaşamaya başladığımız olumsuzluklar silsilesiyle geldiğimiz bu günlerdir. Zamanlaması, sonrasında başlayan ambargolar, iç siyasette bu durumun kullanılması, hat

A+A-

 

 

KKTC’nin ilânı ile ilgili bu “eylemin” en çok konuşulan tarafı; ilân sonrası yaşamaya başladığımız olumsuzluklar silsilesiyle geldiğimiz bu günlerdir. Zamanlaması, sonrasında başlayan ambargolar, iç siyasette bu durumun kullanılması, hatta günümüzdeki “ilân” nedeni ve bugünün duruş içerisindeki “çelişkiler”, 15 Kasım 1983’den sonrasıdır. Peki ya; bu sürece gelirken tolum, siyaset dünyamızda neler yaşandı, neler yaşatıldığı pek de dillendirilmemiş. Bölük pörçük bilgilerle, gazetecilik deyimiyle; “spotlarla” KKTC ilânına gelindiği bilgisiyle donatlıldık.

Tarihçi, sevgili dostum Ahmet Billuroğlu, yeni yayını “KKTC’nin ilânının perde gerisi-KRİPTO GELDİ Mİ?” ile bilmediğimiz, sadece kulaktan dolma bilgilerle yol alınan bu sürece adeta mercek tutmuş. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; ülkemiz yazın yaşamına iddialı bir şekilde giren Söylem Yayınları’nı da kutlamak isterim. İddialarında haklı olduklarını, her ay bir “Kıbrıslı” yayın çıkararak ıspatlamış oluyorlar.

KKTC’nin ilânına giden yolu Billuroğlu, 3 bölümde anlatıyor.

1.bölümde; Toplumlararası Görüşmeler ve Siyasi Gelişmeler (1968-1974)

2.bölümde; Federasyon Tezi ile Tez Temelinde Siyasi Yapılanmalar ve Görüşmeler (1974-1983)

3.bölümde ise; Bağımsız Kıbrıs Türk Devleti Düşüncesi ile Bu Düşünce Temelindeki Gelişmeler, Derğerlendirmeler ve Tartışmalar.

Aslında KKTC’nin ilânından öncesi, özellikle İngiliz müstemleke dönemi hakkında pek bilinmedik konular açısından da bilgi verilmekte. Örneğin; İngiliz Sömürge Döneminde Kıbrıs Rum Milliyetçiliğinin, “sömürge karşıtı” görülen ama özünde Yunanistan’a bağlanmanın yattığı başkaldırılar alevlendiğinde, o dönemde milliyetle değil din-inanç unsuruyla anılan Müslüman Kıbrıslılar arasında ilk kez bir siyasi oluşuma gitmeleri ve “Evkafçılar” ile “Halkçılar” olarak iki cephenin oluştuğunu da görmekteyiz.

Amaç-niyet ne olursa olsun bir önemli bilgi daha var bu konuyla ilgili, o da şudur: daha EOKA resmen kuruluş ve hareketine 1 Nisan 1950 tarihinde geçmeden önce, özü Komünist Partisi’nden gelmekte olan AKEL’in, (kitapta belirtildiği şekliyle) gerek Enosisçi sağ görüşten gerekse yine Enosisçi Kilise taraftarlarından kendisine sempatizan toplamak amacıyla 1943 yılında ENOSİS anlayışını ve inancı kabul etmeleridir. Gerçi Ahmet Billuroğlu bu konuda; Yunanistan’daki komünist partiye Enosis’le bağlanarak birlikte mücadele etme gibi bir düşünce yatmış olabileceğini belirtse de, elbette herşeyi kendi zamanı içerisinde değerlendirerek doğru bir yargıya varabiliriz. Fakat buradaki en önemli unsurlardan biri olan; az da olsa Kıbrıslı Türklerin üye olduğu AKEL’in böylesi bir karar aşamasında, “tek taraflı” bir tutum izlediği ve böylesi bir “bağlanmada” Kıbrıslı Türklerin ne olacağının pek de düşünülmediğidir.

Aslında bir benzeri de bizde yaşandı. 15 Kasım 1983 tarihinden bir gün önce, sn.Denktaş’ın, parti lider ve yöneticilerini çağırdığı acil Saray Toplantısında bu “kararı” açıklaması, sol partiler içerisinde ve özellikle CTP meclisinde “onay verme” konusunda büyük tartışmaların yaşandığını yine kitaptan öğreniyoruz. Bir kesim; tıpkı 1943 yılında AKEL’in düşüncesine paralel; “onaylayalım ve mecliste kalıp mücadelemizi öyle sürdürelim” derken, bir diğer taraf ise; topyekün karşı çıkılsın ve sn.Denktaş’ın Saray Toplantısı’nda tehditvari söylemi (kitaptan); “...ya da siyasetten silinirsiniz”i göze alarak “hayır” demeyi savunmaktaydı. Parti kurulunda yapılan oylamada tek “1” oya farkla KKTC’nin onayına “evet” denilmiş oldu. Ondan sonraki süreç malum...

Kitapta dikkat çeken konulardan, saptamalardan bir diğeri ise şudur: halen sürmekte olan görüşmelerin “temelinde”, “federasyon” mlodeli üzerine sözler, fikirler, planlar konuşulurken, ve Türk tarafı iki bölgeli, siyasi eşitlik, kendi alanında egemen ve “tek bir çatı altında” modelini savunurken, diğer taraftan da “KKTC Sonuza dek Yaşatılacaktır” nutukları, Ahmet Billuroğlu’nca da en önemli “çelişkilerden” biri olarak görülmektedir.

Gerisini ve diğer detayları artık okurlar, kitaptan öğrenir...    

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 901 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler