1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Bir Kıbrıslı Ermeni kadın: Nuritsa Nacaryan… 1
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Kıbrıslı Ermeni kadın: Nuritsa Nacaryan… 1

A+A-

Nuritsa Nacaryan, bir Kıbrıslı Ermeni kadın – iyi bir arkadaşımız – aslında bir arkadaşımızın annesiydi o – arkadaşımız Can Nacaryan’ı birkaç yıl önce kaybettik, bir kalp krizi onu alıp götürdü… Nuritsa Nacaryan, ileri yaşına rağmen her zaman iki toplumlu etkinliklere katılıyor, “kayıplar”la ilgili iki toplumlu “kayıp” yakınları ve katliam kurbanlarının oluşturduğu “Birlikte Başarabiliriz” örgütünün faaliyetlerinde hep ön saflarda bulunuyor…

Nuritsa Nacaryan, bir başka arkadaşımıza, Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği yetkililerinden Alev Tuğberk’e 8 Haziran 2012 tarihinde Lefkoşa’da, ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde yaşam öyküsünü anlattı. Video kaydı yapılan bu öyküyü deşifre ederek siz okurlarımız için yayına hazırladık. Bu video kaydını deşifre ederken, Nuritsa Nacaryan’ın konuştuğu Türkçe’yi hiç ellemedik – onun vurgularını, onun sözcüklerini aynen kağıda dökmeye çalıştık…
Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği yetkililerinden Alev Tuğberk’in Nuritsa Nacaryan’la röportajı şöyle:

SORU: Aileniz Kıbrıs’a ne zaman geldi?
NURİTSA NACARYAN: Ailemiz kıtaldan sonra 1921’e kadar çöllerde orada burada gezdikten sonra Kıbrıs’a gelmişler 1921’de, yeni, taze evliymişler… Doğrudan vapurnan İskele’ye gelmişler. E lisan bilmezler… Babam Urfalı’ydı, Türkçe çok az bilir, konuşmaz, cesareti yoğudu konuşmaya. Mamam da yalnız Türkçe bilir idi, hiç Ermenice bilmezdi. Annem Tarsuslu’ydu, Adana’da büyümüş, Adanalı diye biliriz biz. O vakıt mamam 14 yaşındaymış, kıtalda 12’ymiş, 2-3 sene orda burda, çöllerde filan geçirmiş…

SORU: Çok sefalet çektiler biliyorum onu…
NURİTSA NACARYAN: Gayet çok… Çok acılı vakıtlar geçirmiş. Mamam 12 yaşındaymış, dayısı varmış, çöllerde çadırlar kurmuşlar o vakıt, çadırın içinde, bir dayım vardı, ondan çok tesirlenmiş idi… Gelmiş dayım büyükanneme “Mama” demiş, “geldiler, götürecekler beni” demiş. “Askere gidecem, asker olacam…” Üç tane da Türk asker varmış, golundan dutmuş böyle… Büyükannem demiş ki, “Oğlum bir sen kaldın” demiş, erkek yani, “yanımızda… Hiç olur mu? Gitme! Gitme!” yalvarmış… Türk çocuklarına da, askere yalvarmış, “Götürmeyin, bir bu oğlumdur, biz üç karı burda..” 8 yaşında teyzem, 12 yaşında mamam…

Onun üstüne asker de golundan dutmuş dayımı, çekmişler, “Hayır gidecek, mecburdur, olmaz…” Nenem bir yandan çekmiş, o vakıt birbirlerine geçmişler tabii… Ağlayış filan… Türk’ün biri, dayımın kafasını keser, orada bırakır… “Ya gidecek, ya burda kalacak, yanında kalırsa böyle olur…” diye… Büyükannem o vakıt şok geçirmiş, ırsal olmuş gorkudan, zatı üç gün sonra büyükannem ölmüş… Vefat etmiş… Teyzem 8 yaşında, annem 12… Amerikalılar öksüzhane gibi bir şey kurmuşlar, hep sorarlarmış öksüz çocuklara, “Sen ne iş bilin? Ne yapabilin?” Biri dermiş işte “Nakış yaparım”, Amerikalılar iplik getirirler, kumaş getirirler, yaparlar ve onu alırlarmış, boğaz tokluğuna, para yoktur. Onlar da zavallılar, evleri barkları yoktur, işlerler… Amerikalılar onu götürür satarlarımışlar… Sonradan annemler duyuyor… Ama hiç ses de çıkartmıyorlar, diyorlar ki “Boğazımız doyuyor, bir de sigurta bir yerde, bir şey yoktur, dövme, çalma, yapma…”

Üç sene annem böyle… Zatı o vakıta kadar çok çekmişler doğrusu, korkular filan… Neyisa, öyle çalışmışlar. Teyzem de iğne işi yaparmış, güzel el işi, mendil işlerlermiş. O vakıt mendil bilin çok modayıdı… Ya kız istemeye giderlerse ya… Oyalı mendil ya ceplerine koyarlardı, ya ellerinde hanımlar… Neyisa, iğne işi yaparmışlar. Sonra bakmışlar ki mamam da orada kalıyor işte, çok yetenekliymiş annem. Hastane yapmışlar. Hastanede annem güzel nörs olmuş, sonra head nörs olmuş (başhemşire)… Bir Türk getirmişler, Türk genç, ayağı kesik, böyle… Mamam mesul olmuş ona… Derdi ki, “Yarasını değişirkan derdim ki” deridi, “çok yaptınız siz bize, çok çektik amma ahdım yoktur, ben seni eyi yapacam, yani bakacam, tedavi edecem…”

Çok eyi bakmış… Genç de çok eyi biriymiş, bir gün bir misafiri gelir kendine, bir arkadaşı gelir, der ki “Aman bir Ermeni kız var burda” der, “Head sister olur (başhemşire), o kadar eyi, o kadar eyi bakar, hem çok vicdanlı…”

O da der, “Kimdir?” der.
“Obir gelişinde gösteririm” der…
“Aman hakikaten hem güzel, hem becerikli…” falan filan…
“Bak” der, “benim bir arkadaşım vardır Ermeni” der, “ona tanıştıralım bu kızı” der.
Tanıştırır, o da olur sonunda babam…
Mamam deridi ki “Et eyilik, denize at” deridi, “balık bilmezse alık bilir, alık bilmezse Allah bilir… Böyle buldum ben kocamı” deridi…
Diyeceğim orda evlenmişler, yani çölde…  Sonra 1921’de duymuşlar ki vapur geliyor, tüm öksüzleri filan götürüyor…

Devam edecek...

Bu yazı toplam 1641 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar