1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bir ‘gidiş’in düşündürdükleri…
Bir ‘gidiş’in düşündürdükleri…

Bir ‘gidiş’in düşündürdükleri…

Bir ‘gidiş’in düşündürdükleri… Stella Aciman Nazan Er’e… ‘Yıldızlar, ateşböceği sanılmaktan korkmazlar…’ der Tagore. Bir ateşböceği gibi uçucu, masum, iyimser, nazik, duyarlı… Pırıl pırıl sürekli pa

A+A-

 

Bir ‘gidiş’in düşündürdükleri…

Stella Aciman

Nazan Er’e…

‘Yıldızlar, ateşböceği sanılmaktan korkmazlar…’ der Tagore. Bir ateşböceği gibi uçucu, masum, iyimser, nazik, duyarlı… Pırıl pırıl sürekli parlayan bir yıldız misali,  ateşböceği zarafetiyle etrafımda-etrafımızda, Kıbrıs’ın her köşesinde sevgiyle uçtunuz. Şimdi ise bir kırlangıç misali göç zamanınız geldi… Ama bilir misiniz, kırlangıçlar özenle hazırladıkları yuvalarına bir gün mutlaka dönerler… Yolunuz açık olsun Sevgili Nazan ve Ünal Er.

Yazıya bu giriş neden oldu? Nedeni şu;

TC Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşaviri Nazan Er Lefkoşa’daki görev süresini doldurdu ve Ada’dan ayrılıyor. Bu zaman içerisinde görevi gereği gazetecilerle kurduğu dostluklar bundan sonra da devam edecek gibi görünüyor. İşte bu hafta Nazan Er’in ve eşi Ünal beyin Ada’dan ayrılmasıyla ilgili dostları, gazeteciler neler söylediler onu vermek istiyoruz. Gazeteciler duygularını, düşüncelerini yazdılar, biz de sizlerle paylaşıyoruz.

 


 

Mehtap Tekin-BRTK

Konuşurken zorlandığım pek olmaz ama yazarken zorlanıyorum. Duygularımı yazmak haber yazmaya hiç benzemiyor, hele de bu bir ayrılık yazısıysa… Üç yıl önceydi… Sizleri  gördüğümde  ‘birbirine ne kadar yakışan bir çift. Sıcacık, güven veren, samimi insanlar’ diye düşünmüştüm. Bazı arkadaşlarım, ‘ilk görüşte karar verme, bazen çok ön yargıyla yaklaşıyorsun insanlara’ uyarısında bulunsalar da bunca yılda çok az yanıldığım oldu. Sen Nazan’cığım ve Ünal Bey; beni yanıltmadınız, sizleri ilk gördüğüm anda çok iyi dost olacağımızı anlamıştım… Bu 3 yıl boyunca ne çok şey paylaştık sizlerle… Paylaştıkça da birbirimize duyduğumuz sevgi, saygı ve güven arttı. Nazan, senin 5 yıllık görev sürenin sonunda emekli olup KKTC’de kalacağınıza öylesine inandırmıştım ki kendimi, ‘Tayinim çıktı gidiyoruz’ dediğinde inanamadım, şaka yaptığınızı düşündüm. Ne oldu, neden oldu, 5 yıl yerine neden 3 yıl? Tüm bunları sorgulasak da, tahminler yürütsek de sonuç değişmiyor… Gidiyorsunuz biliyorum, hiç bitmeyecek dostlukları geride bırakarak… Burada bir değil birçok eviniz olduğunu bilerek gidiyorsunuz. Sizleri çok seviyorum… Yolunuz açık olsun sevgili dostlarım.


 

Hatice Dülgeroğlu

Sevgili Nazan ve Ünal Bey; İkinizi düşündüğüm an bana verdiğiniz izlenim; sevgi, mutluluk dolu bir aile, bu hisleri karşısındakine de verebilen mükemmel kişiler. Hayatıma hoş geldiniz. Sizin gibi dostlarla olmak benim için büyük bir şans. Zamanımızdaki nadir insanlardansınız, gönlünüz sevgi ve güzelliklerle kaplı ve bunu dışarıya aksettirmekte de çok cömertsiniz. Bu aralar Kıbrıs’tan ayrılıyorsunuz ama mesafeler dostlukları etkileyemez. Sizi çok özleyeceğiz. Her zaman görüşeceğimize inanıyorum. Yüreğimde her zaman müstesna bir yerde kalacak olan sıcacık mükemmel iki dost.


 

NEZİRE GÜRKAN-Gazeteci

Nasıl tanıştığımızı hatırlamıyorum; belki diğer tanışıklıklar gibi tesadüf/iş gereği karşılaşma olmasından, belki de fazla paylaşımdan/biriktirdiklerimizden. Ve büyük olasılıkla Büyükelçilik çalışanlarının geneline olduğu gibi “nasıl olsa mesafelidir” önyargısıyla… Süreç içerisinde nasıl oldu, nasıl gelişti bilmiyorum ama biz onu, onları çok sevdik. Galiba onlar da bizi; adayı, adalıyı… Birlikte yürüdük, dağları/ovaları keşfettik; şeftali kebabının ve çiçek dolmasının tadına baktık. Şaraplarımızı yudumladık defalarca. Geleneksel iş ilişkilerinin ötesinde, hatta çoğu zaman işten konuşmadan biriktirdik. Nazan ve Ünal Er’in adayı, adalıyı; kültüründen tarihi eserine kadar adım adım keşfine bazan tanıklık ettik; bazan da takdirle gözledik… Ne mutlu onlara ki 3 yıl gibi kısacık KKTC yaşamlarında birçok Kıbrıslı’dan fazla adım adım ve üstelik hazmederek, severek bu kültürle yoğruldular. Sıcaklıklarıyla yüreğimizi ısıttılar, yaşam boyu sürecek insan birikimi sağladılar… Güle güle güzel insanlar.

 


AHMET TOLGAY-Kıbrıs Gazetesi

Nazan Er’le vedalaşma zamanı gelince derinden hüzünlendim. Basın mesleğine profesyonel adımımı attığım ilk günlerden bu yana tanıdığım TC. Büyükelçiliği Basın Müşavirlerini anımsadım. Kimler yoktu ki bunlar arasında… Kıbrıs kökenli Mehmet Ali Pamir, efsane isim Selahattin Sonat, Dündar Arcayürek, Kıbrıs Türk basın tarihini kapsamlı bir çalışmasında ilk kez yazan ve kendisiyle “Kıbrıs” gazetesinde birlikte çalışma onuruna eriştiğim Cemalettin Ünlü ağabeyimiz, unutamadığım dost Sakarya Ulusoy ve Leyla Mağara… Hepsi de halkımızla derin dostluklar kurmuş, birikimleri ve kişilikleriyle basınımızın gelişmesine katkılar koymuş, bizimle birlikte gülmüş, bizimle birlikte ağlamış seçkin değerler… Metin Güner’in de Büyükelçilik çatısı altında etkin ve özel bir danışmanlık yaptığını anımsayan kuşaktanım. Bu saydıklarımın bazıları şimdi yaşamda değil ama anıları capcanlı yaşamakta… O saygın zincirin son halkasında Nazan Er hanımefendiyle tanışmış olmak benim için bir başka zenginlik. Ondan da önce eşi, değerli bilim adamı, sağlık hukuku uzmanı Ünal Er beyefendiyle tanışmak, dostluğumuzu daha bir ileriye taşıdı ve ailevi ilişkilerimiz gelişti. Pek çok etkinlikte birlikte olabilmemizin önemli nedenlerinden biri de Er çiftinin eşsiz Kıbrıs sevgisiydi. Kıbrıs Türk halkının kültürüne ve geleneklerine çok sıcak yaklaşımlar gösteren bu saygın çift, halkımızı ve ülkemizi büyük bir açlıkla tanımaya çalıştılar. Her boş zamanlarını halkımızın içinde ve ülkemizin bir başka otantik ortamında geçirdiler ve kesinlikle bizden birileri oldular. Son olarak Baflıların Bağcıl Kulübü’ndeki geleneksel palüze gecesinde ve Kıbrıs Tiyatro Festivali’nde birlikteydik…  Onların şahsında Kıbrıslı Türkler olarak çok değerli dostlar kazandık. Bu kadar kısa sürede, bu kadar güzel ve anlamlı anının sahibi olmak arkalarından hüzünlenmemin açık nedenidir. Dostlukların mesafe ve sınır tanımadığına inananlardanım. Kıbrıs Türk halkının bu dostlarının Kıbrıs’la ilgilerini asla kesmeyeceklerine, nerede olurlarsa olsunlar yüreklerinin aramızda atacağına, güzelliklerimize hep katkı koyacaklarına ve bir gün yeniden bizlerle birlikte olacaklarına hiç kuşkum yoktur. “Kıbrıs virüsü” onlara da bulaşmış durumda. Kıbrıs’ın gizeminde işte böylesine bir tılsım vardır. Virüsünü bulaştırdıklarını mutlaka kendinden yapar, mutlaka hep kendine çeker. Ve herkese de bulaştırmaz bu virüsünü sevgili Kıbrıs’ımız. O konuda oldukça seçicidir ha!.. Şimdi seçilmişleri arasına Nazan ve Ünal Er dostlarımızı da kattı. Nazan ve Ünal Er dostlarımı yeni görev ortamlarına uğurlarken, onlarla yeniden buluşmanın özlemini de şimdiden yüreğimde hissediyorum.     


 

Dr. Dt. Filiz Besim-Yazar

Onu nerede nasıl tanıdım hiç hatırlamıyorum, sanki çocukluğumdan beri hep yaşamımda. Hayata gülebilen, hem zor, hem de keyifli anlarda yanında olmasını isteyeceğin özel insanlardan biri... Elbette bu benim sevgili Nazan’la kişisel dostluğum ama Nazan Er Kıbrıslıtürklerle, Türkiye arasında iplerin gerildiği zor bir dönemde Türkiye Büyükelçiliği’nde görev yaptı. Kıbrıslıtürklerin Türkiye tarafından anlaşılmaya en çok ihtiyaç duydukları günlerde… Elçiliğin basın danışmanı olarak medyanın ortasında krizleri yönetmek gibi zor bir noktadaydı. Krizleri gördü, takip etti ve makamı gereği elinden geldiğince iyi yönetmeye çalıştı.  Kıbrıslıtürklerle empati kurdu. Görevi gereği her gün tüm gazete yazılarını okudu, her farklı görüşü anlamaya ve yorumlamaya çalıştı. Kendini bir kafese kapatıp, bu ülke insanına demir çubuklar arasından bakmadı. Parmaklıkları kırdı, aramıza karıştı ve Kıbrıslıtürklerin düşüncelerini saygıyla anlamaya çalıştı. Beyniyle dinledi ve yüreğiyle hissetti. Nazan Er, Kıbrıslıtürklerin kültürel farklılıklarını sindirdi ve alışkanlıklarını özel yaşamına taşıdı. Bu güzel ada onun yaşamına bir dekor ya da tamamlanması gereken bir görev olarak girmedi. Kıbrıs onun yaşamında gerçek bir karakter olarak yer aldı. Eşi Ünal Er’le birlikte hep keşfetti ve dostlarıyla paylaştı. O içimizden biri oldu, yüreklerimize taht kurdu. Tıpkı tüm diplomatların yapması gerektiği gibi… Belki aramızdan görevi gereği erken ayrılıyor ama biliyorum ki yüreği Kıbrıslı dostlarla ve gerçek Kıbrıs sevgisiyle dopdolu… Yolun açık olsun Nazan Er…

 


Perihan Aziz-Gazeteci

TC. Lefkoşa Büyükelçiliği’nin giriş kapısının hemen önünde karşılaşmıştık. Bir diplomat davranışıyla ama sıcak bir dost eliyle “hoş geldiniz” demişti. Aslında TC. Lefkoşa Büyükelçiliği Basın Müşavirliği görevine yeni başlamış olan Nazan Er’e, ben “hoş geldiniz” demeye gitmiştim. Hani bazı insanlar vardır ya… İlk görüşte ilk temasta onlarla iletişim kurabileceğinizi, dostluk köprüsü oluşturacağınızı hissedersiniz. Nazan Er’le ilk karşılaştığımız ve karşılıklı olarak birbirimize “hoş geldiniz” dediğimiz anda bu duyguyu yaşamıştım. Aradan geçen üç yıl yanılmadığımın göstergesi oldu.  Büyükelçilik çatısı altındaki ilk görüşmemizde; gazetecilik, meslek bağımızın ötesinde, AÜ SBF Basın Yayın Yüksek Okulu’nda eğitim almış, okuldaşlık bağımızın olduğu da ortaya çıktı ve yıllar öncesinin anılarına uzandık. Nazan Er, görev süresince sorumluluklarının bilincinde çalışırken çevresini de hep açık tuttu. Ciddi bir şekilde ama hep yardıma hazır, yapabileceğini yapmaya, istenilen bilgileri vermeye çaba harcadı. Özel isteklerimizi bile  “bu benim görevim değil” düşüncesine kapılmadan karşılamaya çalıştı. Bildiği konularda yanıt verdi,  bilmediklerini araştırarak sonucu anlattı… Tam bir gazeteci hassasiyetiyle. Her şeyden önemlisi etrafına duvarlar örmedi. Eşiyle birlikte bizim bir parçamız oldu. Gerçek dostluğu yaşadık. Güncel  konuları tartıştık… Her görüşün, farklı vurgularıyla söylenen her sözcüğün, ayrı bir renk, ayrı bir güzellik olduğu bilinciyle… Ve birçok konuda da görüşlerimiz örtüştü. Doğamızı, insanımızı, kültürümüzü tanıdı. Mulihiyayı, kolakası, gullirigyayı tattı ve tüm zarafetiyle herşeye “güzel” dedi.  Üç yıl önce Lefkoşa’da Nazan Hanım’ı karşılamıştık. Şimdi O’nu Sevgili Nazan diye uğurluyoruz. Başarılı bir Basın Müşaviri olan Nazan Hanım’ın adı Büyükelçilik kayıtlarında bizlerin anılarında kalacak. Sevgili Nazan ve Ünal’ın yeri ise dostluk hanemizde ve hep yüreklerimizde olacak. Güle güle Sevgili Nazan… Dostlukla, sevgiyle.


 

Sami Özuslu-Gazeteci                 

TC. Büyükelçiliği ile Kıbrıs Türk medya mensupları arasında temelde iki çeşit ‘ilişki’ modeli vardır. Bunlardan en yaygını ‘yağ çekme’ üzerine kurulu olanıdır. Kimi ‘gazeteci’ arkadaşlar gerek büyükelçi, gerekse diğer elçilik mensuplarıyla adeta ‘ast-üst’ ilişkisi içinde gibidirler. Bu kategoridekiler genelde ‘el üstünde’ tutulurlar. Yaptıkları ve yazdıklarıyla elçi ve elçilikten övgüyle söz etmeleri en belirgin özelliklerindendir. Bir diğer model ise, elçilikle ‘mesafeli’ duranlardır. Mesleğinde bir duruşu olanların tarzı böyledir. Ancak bu gibiler elçilik camiası tarafından pek tutulmaz. Soğuk bir ilişki sürer gider. Türkiye’yi, elçiliği eleştirmekten sakınmadıkları için, sabah basın taramalarında bu gazetecilerin yazıları ayrı bir dosyada değilse bile ayrı bir özenle okunur, altı çizilir. Lafı uzattım ama 20 yıllık gazetecilik yaşamımda TC. Lefkoşa Büyükelçiliği ile basın arasındaki ilişkilere dair gözlemimi paylaştıktan ve ‘ikinci kategoride’ yer aldığımı söyledikten sonra konuya girmek istedim. Nedeni de şu: Bugüne kadar elçilerle ve elçilik mensuplarıyla ‘yakın’ sayılabilecek bir ilişkim olmadı. Ama Büyükelçi Kaya Türkmen ile ‘sıcak’ sayılabilecek bir diyalogumuz vardı ve belki de bu dostluğa dönüşecekti. Ama malum... Türkmen apar topar görevden alındı. Görevden alınmasının nedenlerinden biri de muhtemelen Kanal SİM’de, benim sunduğum programda dönemin Kıbrıs İşleri Sorumlusu Cemil Çiçek’le ilgili eleştirileriydi. Çiçek, Ercan’da kendisini protesto edenler için “Rumlar da böyle yapıyor” demiş, Kaya Türkmen ise “Ben olsam bu şekilde konuşmazdım” diye bu açıklamaya itirazını dile getirmişti. Kıbrıslı Türkleri anlamaya çalışan bir diplomatın apar topar merkeze çekilmesi ve yerine bürokrasiden gelme, teknik heyet başkanının atanması aslında Kaya Türkmen’e değil, burada yaşayan ve Türkiye ile ‘düzeyli’ ilişkiden yana olanlara verilen bir cezaydı!

Nazan Hanım görev süresince hep iyi diyalog kurabilen, taleplerin takipçisi ve her şeyden önce saygı ve sevgisini esirgemeyen tavırlarıyla basın camiasında güzel bir yer edinmiş, eşi Ünal beyle birlikte sosyal etkinliklerde sürekli basınla birlikte olmuştu. Demek ki Kıbrıs’ta ‘iyi ilişkiler’ kurmak, TC. Büyükelçiliği mensupları açısından ideal bir durum değilmiş. Baksanıza, ‘iyileri’ burada tutmuyorlar hiç. Kaya Bey gibi Nazan Hanım’ı da çok arayacağız. Her ikisine de teşekkürler... Bizi anlamaya çalıştıkları için...

 

 

 

 

Bu haber toplam 596 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler