1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bir Dönemin Anlayışı: Denktaş
Bir Dönemin Anlayışı: Denktaş

Bir Dönemin Anlayışı: Denktaş

Yaz aylarıydı. Dönemin Eğitim Bakanı Erbil Akbil, beni odasına çağırdı. Bir törenden gelmişti. Denktaş’ın törende kendisine “Kıbrıs Tarihi kitaplarını değiştirin, eski arkadaşlara söylüyorduk, Vehbi Bey’i gücendirmeyelim diyerek değiştir

A+A-

 

 

 

Yaz aylarıydı. Dönemin Eğitim Bakanı Erbil Akbil, beni odasına çağırdı. Bir törenden gelmişti. Denktaş’ın törende kendisine “Kıbrıs Tarihi kitaplarını değiştirin, eski arkadaşlara söylüyorduk, Vehbi Bey’i gücendirmeyelim diyerek değiştirmiyorlardı.” dediğini anlattı.

Denktaş’ın kitapların değiştirilmesini istemesine şaşırmıştık.

Komisyonu önceden kurmuş ve çalışmaları başlatmıştık. Uygulama ve teoriyi birleştirmek amacıyla öğretmen ve akedemisyenlerden oluşan bir komisyon kurmuştuk. Ali Eftal Özkul, Meltem Onurkan Samani, Müge Şevketoğlu, Gül Barkay’dan oluşan akademisyen grupla Güven Uludağ, Ahmet Billiroğlu, Mete Oğuz, Aysun Tuzcu, Sevinç Baki, Yurdagül Akcansoy’dan oluşan öğretmen grubu birlikte çalışıyorlardı.

1955 olayları yazılırken, konu İngilizlerin EOKA olaylarına karşı Kıbrıslı Türklerden oluşan yardımcı polis (auxiliary) birlikleri kurmasına gelmişti. İki üç paragrafta, İngilizlerin sömürge politikası olan “böl ve yönet”le birlikte anlatıldı. Metni görsel açıdan desteklemek amacıyla, kitabın resimlemesini yapan Mehmet İlkerli’den, bu politikayı anlatan bir resim çizmesini istemiştik. O’da bir kalabılığı orta yerden bölen bir el çizmişti. Elin ceket kısmında bir İngiliz bayrağı vardı. Resmin altına ise “Böl ve Yönet”  yazılmıştı.

Bir sonraki bölümde 1958 olayları, TMT’nin kuruluşu ve genç bir avukat olarak Denktaş’ın siyaset sahnesine çıkışı anlatılıyordu. Komisyondaki arkadaşlar bu metnin yanına Denkatş’ın güncel bir fotoğrafını koymuşlardı.

Resimle, metinde anlatılan konuların tarih olarak bir birini tutmadığını ve Denktaşı’ın genç bir resmini koymamızın çocukların daha çok ilgisini çekeceğini düşünmüştük. Arkadaşlar avukatlığa yeni başladığı, gençlik yıllarına ait bir resim buldular. Resimde Denktaş gayet genç ve zayıf görünüyordu. Bir elinde şapka, diğer elinde de diplomat çantası vardı.

Yeni Kıbrıs Tarihi Kitapları bitmiş, Eylül 2004’te okullara dağıtmaya başlamıştık. Aşırı Milliyetçi kesimden eleştiriler geliyordu. Kasım ayının içinde TAK Ajansı’ndan gazetelere bir haber servis edildi. Haber,  Cumhurbaşkanlığı’nın kitaplara yönelik eleştirilerini içeriyordu. TAK Ajansı’ndan Özgül Gürkut Mutluyakalı’yı aradım. Haberin nerden geldiğini, sordum. O’da Cumhurbaşkanlığı’ndan geldiğini, zaman zaman Cumhurbaşkanlığı’nın çeşitli konularla ilgili açıklamalarını TAK’a gönderdiğini ve servis ettiklerini anlattı. Sanki düğmeye basılmıştı. İzleyen günlerde aşırı milliyetçilerin yoğun eleştirileri başladı. Televizyon, gazete, radyolardan “Türklük elden gidiyor” söylemileri ayyuka çıkarıldı. Volkan ve Güneş gazeteleri, yazarlara yönelik, “hainler”, “devşirmeler”, “katli vaciptir”e kadar uzanan saldırı ve tehtidler yağrıdılar.

Dönemin Başbakanı Mehmet Ali Talat beni başbakanlığa çağırarak kitapların içeriği ve pedagojik yaklaşımıyla ilgili bilgi almıştı.

Denktaş, 15 Kasım 2004 törenlerindeki konuşmasında tarih kitaplarından dolayı hükümeti eleştirerek "Kitaplar Rum'u Türk'e melek! gibi tarif etmektedir. Öyle melekler!

ki bizim, 'millet', 'bayrak', 'vatan', 'anavatan' dememiz, '1963-74' dememiz, bize yapılanları hatırlamamız gerekli değilmiş..." (15 Kasım 2004 TAK) diyerek bizimle görüşeceğini duyurmuştu.

Kitaplarda şoven unsurlar çıkarılmıştı. Sadece toplumlar arası çatışmalara değil, sosyal ve kültürel olaylara da yer verilmişti. Çetinkaya Spor Kulubü’nün başarısı, düğünlerimiz, yemeklerimiz, gelenek, göreneklerimiz, adetlerimiz... bizi biz yapan sosyal ve kültürel unsurlar ne ise onlar yazıldı. Nitekim daha sonraları iktidara gelen UBP hükümeti Kolej sınavlarında şeftali kebabının nasıl yapıldığını sormuştu.

Çok geçmedi... Cumhurbaşkanlığına çağrıldık.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Eğitim Bakanı Erbil Akbil, Ali Eftal Özkul, Güven Uludağ ve ben saraya gittik.

Toplantı salonuna geçtiğimizde Denktaş kitaplarla ilgili genel eleştirilerden sonra, 1940’tan günümüze kadar olan olayların anlatıldığı üçüncü kitabın sayfalarını çevirmeye başladı. II. Dünya Şavaşı için yazılan bir şiir vardı kitapta, onu görünce ayağa kalkıp, o dönemde okunan bir marşı ellerini sallayarak okumuştu.

Sayfaları çevirmeye devam etti. Yukarıda anlattığım gençlik resmine gelince durdu: “Siz beni çocuklara bölücü ve yönetici olarak göstermek istiyorsunuz.” dedi

Meğer üsteki çizimin altında yazan “böl ve yönet” yazısı, grafik tasarımda Denktaş’ın gençlik resminin üzerine gelmişti. Denktaş’ın başının üzerinde “böl ve yönet” yazıyordu. Gözümüzden kaçmıştı, böyle bir anlam çıkarılabileceğini de düşünmemiştik.

Grafik tasarımdan dolayı olduğu anlatıldı.

Talat, dipomatik bir dille niyetin bu olmadığını, böyle bir anlamın çıkarılmaması gerektiğini ifade ederek, bir sonraki baskıda bunun düzeltilebileceğini söyledi.

Denktaş gülerek, “Tabi canım bilirim, niyetiniz olsaydı daha iyisini yapardınız.” diyerek şaka yapmıştı.

Son olarak da Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan’ın vurlması olayına yer vermemizi eleştirerek, toplantıyı sonlandırmıştı. Sanırım esas konu da buydu...

***

Ne idi yaşadıklarımız?

1963 olaylarının yarattığı toplumsal koşullar ve çalkantılar içinde doğan  anlayış, “değişime ve dünya”ya ürkek bakıyordu. Beraberinde getirdiği göç olgusu da güvenlik duygusunu azaltmıştı. Denktaş bu anlayışın kararlı ve güvenli sesi olmuştu. İnsanların umudu olmuştu.

Ne var ki 2000’li yılların başından itibaren dünyaya ürkek değil, cesaretle bakabilen  bir anlayış gelişmeye başlamıştı. Düşmanlıklar yerine, bir birini anlama, dünyayla bütünleşme isteniyordu. Akvaryumda yaşamak yerine, okyanuslara açılmak özlemi önemli bir söyleme dönüşmüştü.

Aslında yaşananlar değişim, dönüşüm sürecinin sıkıntılarıydı. Kuşaklar ve anlayışlar arasındaki çatışmaydı.

Denktaş, zor bir dönemde siyaset sahnesine çıkarak, akıl, cesaret, öngörü, fedakarlık ve kararlılığıyla tarihi olayları etkiledi. Şimdi Kıbrıs’ta onun hayalleri üzerinde, iki ayrı devlet olgusunda, 1963’leri, 74’leri yaşamayan yeni kuşaklar tarih ve siyaset sahnesinde yerini almak üzere. Yeni anlayışlar, beraberinde yeni açılımlar, söylemler, oluşumlar da getirecektir...

Yaslı ailesine başsağlığı diler, mekanı cennet olsun.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1288 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler