1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BİR ÇOCUK BAKANLIĞI KURULMALI...
BİR ÇOCUK BAKANLIĞI KURULMALI...

BİR ÇOCUK BAKANLIĞI KURULMALI...

Son dönemde konuştuğum pek çok insana, ‘Ülkemizde en yakıcı çocuk sorunu nedir?” diye soruyorum. Aldığım yanıtları yoğunluk sırasına göre yazdığımda şu gerçekler sıralanıyor: “Kimsesiz çocuklar, çocuk ölümleri (özellikle de Küçük Mustaf

A+A-

 

Son dönemde konuştuğum pek çok insana,  ‘Ülkemizde en yakıcı çocuk sorunu nedir?” diye soruyorum. Aldığım yanıtları yoğunluk sırasına göre yazdığımda şu gerçekler sıralanıyor: “Kimsesiz çocuklar, çocuk ölümleri (özellikle de Küçük Mustafa’nın babası tarafından öldürülüşü, toplumun her kesimini çok derinden yaraladı), suçlu çocuklar, zekâ engelli çocuklar, çalışan çocuklar, yetersiz eğitim alan çocuklar ve sakat çocukların durumu…”

OYUN SORUNU

Çok az değinildiği için bir “yakıcı sorunu” da ben eklemek istiyorum… ki, gerçekten de en hali vakti yerinde olan aile çocukları için de yakıcı bir sorundur: “Oyun sorunu” ki,

Bu sorun her gün daha da artarak, artırarak zararlarını büyüyor… Çünkü, yapılaşma dokusu içinde ‘yeşil sistem’ oluşturulmadığı + yerleşim yerlerimizde çocuk sayısı arttığı ve daha da artacağı için: Her metre kareye çocuk oranı konumlandırılmadığı için…

Değil bugün… yarına ve her gelen yarına daha da büyüyecek bir sorundur bu…

Bir özeleştiri daha: Ülkemizin planlama çalışmaları sırasında çocuğu ne zaman düşüncelerimize kattık ki biz!

Bütün bakanlıklara tek tek soruyorum: “İleriye dönük, amacı belirlenmiş, çağdaş bir ‘çocuk politikamız’ var mıdır bizim? Hiç olmuş mudur?”

Peki, çocuğa ana babaların, yönetimdeki sorumlu kişi ve kuruluşların ve toplumun bakış açıları nedir? Onlara ne vermekte ve onlardan ne beklemekteyiz? Verilenler yeterli midir? Beklenenler gerçekleşmekte midir?

Zamanım elverse, “Devletimizin Çocuklara Bakış Açısı” diye bir kitap yazmak isterdim.

***

Cezaevini görmek çok şey kattı bana…

Ve, şu anda aklıma getirdiği konuyu da yazmak istiyorum:

Cezaevine düşen / Cezaevinde doğup büyüyen ve dışarıda sorunlu çocuklara bile katılamayan çocukların / orada büyük erkeklerle kalan çocuklarının durumu…

ÇOCUK BAKANLIĞI.

Gülünüp geçilmemesi / üzerinde ciddi olarak durulması gereken bir de önerim var:

“BİR ÇOCUK BAKANLIĞI’NIN KURULMASI…

Çünkü, çok gerekli…

Çünkü, ülkemizde çocuk, aile ölçeğinden – devlet ölçeğine kadar, var olan çevrelerde, rastlantıların biçimlendirildiği bir olgudur.

Bunun, ne denli ağır sonuçlar doğurabilecek (aslında doğuran), toplumsal bir tutum olduğunu her geçen gün: Çocuğun toplumsal sistem içindeki konumunun ağırlaştığını bilecek… Ve, daha ne kadar sağır ve dilsizliğimizi, sorumsuzluğumuzu sürdüreceğiz…

Çocuğu, ‘toplumsal sistem’ içinde bir ‘alt sistem’ olarak düşünmek gerekir…

Doğal olarak, toplumsal sistemin bütününü oluşturan parçaları arasında; yani, “toplumun, çocuktan başka diğer öğeleri (gençlik, erişkinler, yaşlılar) ile çocuk arasında, bir “ilişki düzeni” bulunmaktadır…

Bu ilişki düzeninin en karakteristik özelliği de, toplumsal sistem içinde bulunan diğer alt sistemlerden, “çocuk – alt- sistemine” yönelik tek taraflı etmen durumunda olmasıdır.

ALICI ÖGE

Çocuk toplumsal sistem içinde ‘alıcı öge’ durumundadır, toplumsal sistem içindeki bu tek taraflı ilişki düzenine karşı, “savunma olanağı” da bulunmamaktır…

Çok partili demokratik sistemlerde, savunma mekanizması oy kullanabilme gücü ile kurulduğundan, çocuk, yaşı nedeniyle, bu olanaktan mahrum kalmakta ve, sistem içindeki “alıcı öge” olma özelliğine, bir de “zayıf öge” olma özelliği eklenmektedir.

Yani… Çocuk…

Çocukluk döneminde, toplumsal sistem içinde “alıcı durumunda” zayıf bir öge olması nedeniyle içinde yaşadığı çevrenin yönlendirmesine, kayıtsız şartsız açıktır… Bu ise, söz konusu çevrelerin, kendilerini sürekli yinelemeleriyle eş anlamlıdır. Çünkü,

Çocuğun, belirtilen özelliklerine ek, bir özelliği de, onun, “toplumun kaynağı” olmasıdır…

***

Çocukluk döneminde, gelişimine özen gösterilmeyen rastlantılara bırakılan ulusal kaynak / çocuk, bir zaman sonra, erişkinliğinde, içinde yaşadığı grubu yenileyemeyecek… yineleyecektir…

Bu  durumda, toplumsal bir bütünlük içinde hedeflenen gelişime nasıl ulaşılacaktır ???

Söyler ve kolları sıvar mısınız bu konuda… Daha da geç kalmadan…

 


 

YÜRÜR DURURUZ…

Giyinerek hayatın yalnızlık hırkasını

Gezinir durur peşimizde ‘hu hu’ diye

Bir ahir zaman meczubu

İzimizi sürer…

 

Bizse bu kentin buzul sokaklarında

Yürür dururuz sisli bir geçmişi

Arkamızda bir yangın bırakarak…

 

Hangi tanrılara adak tutacak

Bu kentin şarkıları susmuş kadınları

Ve onca soyguna vurguna bulaşmış

Erkek silüetlerini

Kağıttan bir oyuncak gibi

Elleyen çocukları

Hangi iklimlere hazırlıyorlar

Gençliklerini…

 

Artık, söyleyecek bir sözü

Ve, güne çıkacak bir yüzü

Yoktur yüreğimizin…

 

Neriman CAHİT

 


 

PARANTEZ

Bir yerde işler kötüye gitmeye başlayınca, ilk suçlu “en yakın çevrede” aranır… Daha da kötüye giderse, artık akıl ve mantığın yerini hırs, öfke ve intikam duygusu alır…

Böyle bir ortamda ise sağlıklı karar alınması olanaksızdır…

 Tıpkı bizde olduğu gibi…

 

 

 

 

Bu haber toplam 954 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler