1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. …BİR AVUÇ HAYAT
…BİR AVUÇ HAYAT

…BİR AVUÇ HAYAT

Ö.Ceren TÜRKOĞLU/Ufuk DENİZ: Hayat kendinize hiç yakıştırmadığınız, size çok uzak gelen, ayıpladığınız, küçük gördüğünüz durumların içinde oluverişinizdir. Çok sıcak ve dayanamayacağımız bir suya girmek gibidir

A+A-

Ö.Ceren TÜRKOĞLU/Ufuk DENİZ

 

Hayat kendinize hiç yakıştırmadığınız, size çok uzak gelen, ayıpladığınız, küçük gördüğünüz durumların içinde oluverişinizdir. Çok sıcak ve dayanamayacağımız bir suya girmek gibidir. Önce dayanılmaz gelir; sonra bir bakmışsın alışılagelmiş, hatta biraz daha sıcak su ekler gibi olmuşuz. Hayat, “Seçimler dizgesidir…’’ Belki de beklentilerin getirdiği hayal kırıklıklarının oluşturduğu bir bütündür. En çok var olan, en az hatırlanan yaşama içgüdüsüne sebebiyet veren seçimsiz başlangıçtır “hayat’’... Kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir. Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir. Neyi söylediğiniz ve neyi kastettiğinizdir. Hangi önemli hüküm ve kararları verdiğiniz ve de niçin verdiğinizdir. İçinizde sevgiyi taşımak, büyütmek ve dağıtmaktır; ama en önemlisi, yalnız başına asla gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapmak, hayatınızı, başka insanların kalbine dokundurabilmektir. Başkalarının kalplerini etkileyecek yolu ancak siz seçersiniz.
Ve hayat bu seçimlerdir zaten.
Hayat, silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır. Yaşama kendimizden ne katarsak, yaşamdan da onu alırız...Çok boyutludur hayat tanımı…

Bunun için de erkeğe göre hayat kavramını betimlemeye çalışalım:

‘’-ölümüne taraftarları model almalıyız…’’ hayatla mücadele edip ve bunu değiştirme savaşında… Değişimi ve gelişimi onların maça gitme ve maç seyretme isteği kadar güçlü tutmalısınız. Ölümüne maç seyretme ve ölümüne takım destekleme güdüleri sayesinde, hiçbir şey onları maça gitmekten ve tuttukları takımı desteklemekten alıkoyamaz. Elbette burada ölümüne taraftarların yaptıkları ve sebebiyet verdikleri yıkıcı, üzücü ve zaman zaman yaralanma ve ölümle sonuçlanan insanlık dışı vukuatlarını modellemenizi istemediğimi anlamışsınızdır. Benim isteğim, tamamen geçici dünyevi isteklerin bu derece ölümüne istenebilmesi karşısında, sizin de kendi hayatınızla ilgili gerçek hedeflere ulaşmak arzunuzun en az onlar kadar yüksek olmasıdır.

Hayattaki hedeflerinize, en az onların kendi takımlarını tuttuğu gibi kuvvetle sarılmalısınız. Her maç öncesinde yenileceklerini bilseler bile, kameralar karşısına geçip büyük bir şevkle “Beş,beş,beş!..’’diye bağırdıkları kadar, siz de başaracağınıza inanmalısınız. Ceplerinde beş para olmamasına rağmen, ne yapıp edip, maça gitmenin bir yolunu buldukları gibi, kendi hayat hedefinize azimle ilerlemelisiniz. Maça gitmek için hiçbir şeyin mazeret teşkil etmediği gibi, siz de hedefinize doğru yol almalısınız. Hayatın zorlukları karşısında vazgeçmemek kaydıyla. Bütün yolları denemelerine rağmen, stadyuma girememeleri durumunda, yakın bir apartman veya ağaç tepesine çıkarak maçı izledikleri gibi, başarı için yeni alternatifler bulmalı ve yeni yeni yolları denemelisiniz. Bıkmadan, pes etmeden, inatla, azimle..

En çok var olan, en az hatırlanan yaşama içgüdüsüne sebebiyet veren seçimsiz bir başlangıçtır “hayat.” Öz benlik, öz saygı, öz güven vs…vs tüm bunların karmaşıklığına dayanan  basit bir nefes alıştır. Verilen kararların temelinde yatan,  hazır halde bulunan, bu hazır bulunuşluğuyla tüm cevaplara sorduğumuz sorularla doludur.

 

Kadına göre hayat ise;

‘’-ölümüne makyajı model almalıyız...’’ Kendisinin peşinden koşturduğu bir sevgili adayı gibidir; ama kadın bunun için modaya ayak uydurmalıdır. Mesela, kısa bir mutluluk giymelisin, biraz da transparan olmalı üstündeki umutlar. İçini yansıtmalı ama tam da sırrını çözdürmemelisin. Sonra biraz kalp dekoltesi gerekli. İlgi çekmeli ve yansıtmalı duygularının vücut ölçülerini. Topuklu olmalı seni hayata bağlayan düşler, yürüyüşünde ne bitişler yaşanmalı, ne yitirilişler ve tabi endamlı bir yaşam seçmelisin kendine. Takıların sevinçten olmalı, ojelerinin rengi umutlarını yansıtmalı. Bir baloya gider gibi giyinmelisin sözcüklerini diline… Rimelinden akıtmalısın gözyaşlarını.

“…Ne renk olursa kaşın gözün, o renge bürünmeli "hayat.” Mutsuzluğu bile yaşanılır kılmak; ancak bir kadının becerebileceği iştir. Rüzgarda dalgalanan saçlarınla en güzel şiiri yazmalısın "hayata dair"; yerine göre davranmasını bilmelisindir…”

Mutlulukta aşçı, acılarda ev hanımı, aşkta dişi bir dokunuş olmalısındır. Her şeye inat, sen mükemmel bir nefes almalısındır. Belki o zaman "hayat" kıskanır ve peşinden koşar. Kadına göre hayat; yaptığı makyaj gibidir. Etkileyici, büyüleyici, göz kamaştırıcı; ama silindiğinde gerçeği yansıttığı düşünülürse, sahtelikten uzak olmalıdır. Gerçekte olanı sadece daha süslü hale getirmelidir yapılan "hayat" makyajı. İşte o zaman ne manikür gerektirecektir düşlere, ne pedikür yapılacaktır umutlara. Olduğu gibi kalmalıdır hayat. Sadece daha yaşanılası gözükecektir bu makyajla. Sağlamdır kadının "hayat makyajı" ilk günkü gibidir tazeliği, asla akmaz.

Her gün yaşadığımız, bazen varlığını bile unuttuğumuz “hayat” acıların mutluluklara karıştığı, umutlarımızla gözyaşlarımızı sildiğimiz, yıkılıp yıkılıp yeniden ayaklandığımız bir iç savaştır... Hem kazanan hem kaybeden olduğumuz bir oyundur hayat. Futbol maçına giden adamların arasına karışmış, tam makyajlı kadınlar diyarı, değerli kılınması gereken en büyük parçamız, karmaşanın arasındaki en doğal basitlik, bu basitliğin arasında düştüklerimiz, düşürüldüklerimiz; fakat her seferinde kalkmasını bildiğimiz kör dövüştür. Adımlarımız öyle sağlam olmalı ki bizi “hayata” bağlayan ve bu bağlılıkla unutulan yaşanmışlıklar bir kez daha yaşanmaya değer kılınmalı her hatırlandığında… Her adım yeni bir umut doğurmalı ki; başarının sırrı, çekilen çilenin harflerinde gizlenmiş olan acılarımızı, mutluluklarımızı hatta düşmelerimizi, kalkmalarımızı kalbimizin alfabesiyle ilerletebilsin. Alfabenize sahip çıkın! Unutmayın ki; “hayat” kalbinizin alfabesiyle yazılmaktadır.

İnsanoğlunun yaratılışından ileri gelir; bir bencillik vardır doğasında. Bu iç dünyasının ona oynadığı bir oyun mudur bilinmez; ama insanlar hayata tutunmak zorundadırlar. Ve bunu yaparken yanında başkaları da olsa hep tektir.  İnsan zamana ve yaşama yenik düşer mi hiç? Ya yarım kalanlar ya yarım bırakılanlar… Bütün olmanın savaşında yitirdiğimiz umutlar. Anlatılmaya çalıştıkça uzaklaşılan, uzaklaştıkça daha çok üstüne üstüne gidilen bir yoldur. Karanlığın ortasında küçük bir ışık yansımasıdır. Gerçek olan ve sahte fikirlerle dolandırılmayan bir geri dönüştür. Beynimizden kalbimize yapılan kısa yolculuklardır. Hem engelimizdir hem hediyemiz. Bir kuyunun içinde yaşam vardır. Kuyunun başında biz; kuyunun içine attığımız bir kalp parçasıdır “hayat.” Yaşamla buluştuğunda görülmeyen ama sesi duyulan bir efsanedir. Bu efsaneye rağmen; hayat zor, yaşamak kolay gözükür asıl ayakta kalabilmek zordur! Nefes almak değildir yaşamak, hayat mücadelesi vermektir. Kararlı ve azimli olun! Kendinize de çevrenize de ‘’balık tutmayı öğretin, balık vermeyi değil!” Tuttuğunuz takımın her vurduğu gol olmasa da direkten dönse de umutlarınız vazgeçmeyin. Umutlarınıza yaptığınız makyajlarla bir kez daha haykırın sevdanızı. Kaçan bir penaltının gözden akan rimelden farkı yoktur; yeniden yeniden sürüleceğine yılmadan, pes etmeden bir sonraki pozisyonun gol olacağına inanaraktan geçin ayna karşısına en kusursuz makyajla en kusursuz şutunuzu çekin.

“…Hayat basittir; seçimini yaparsın, arkana bakmazsın!” Yaptığınız seçimlerden sonra atabileceğiniz her adımda hayatımızın ve hayatınızın kahramanı olup güçlü olmaya ne dersiniz…?

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1094 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler