1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BİR APOEL KADAR OLAMAYAN KOCA TÜRKİYE
BİR APOEL KADAR OLAMAYAN KOCA TÜRKİYE

BİR APOEL KADAR OLAMAYAN KOCA TÜRKİYE

Fenerbahçe-AEL maçı yapıldı. Korku ve tahminlerin ötesinde, maç herhangi bir kavgaya neden olmadı. Rum basını, alınan geniş güvenlik önlemleri ve profesyonel titizliğe vurgu yaparak, Türkiye Devlet Bakanı Egemen Bağış’a sesleniyor. “Kabile o

A+A-

 

Fenerbahçe-AEL maçı yapıldı.

Korku ve tahminlerin ötesinde, maç herhangi bir kavgaya neden olmadı. Rum basını, alınan geniş güvenlik önlemleri ve profesyonel titizliğe vurgu yaparak, Türkiye Devlet Bakanı Egemen Bağış’a sesleniyor.

“Kabile olmadığımızı gösterdik, hadi devlet olduğumuzu sen söyle” diyorlar.

Bu maç, adanın her iki tarafında da Türkiye’de de amacının ötesinde milliyetçiliğin gölgesinde kaldı. Günlerce gereksiz bir bayrak tartışması yaşandı. Milliyetçiliğinin sorgulanamayacağını söyleyen yüzlerce Kıbrıslı Türk, maçta Türk bayrağını dalgalandırıp, 10. Yıl marşıyla kanıtladılar kendilerini.

Hatta birileri şimdi dava konusu olan bir şekilde izin verilmemesine rağmen, KKTC bayrağını dalgalandırmanın şerefine erişti.

Sosyal medyanın ana gündemi, maçın kendisinden fazla buna yüklenen siyasi anlamdı. Bu anlam aşırı bir duygusallık penceresinden daha da ağdalandırıldı.

Bu ağdalı ruh halinden hepimiz payımıza düşeni aldık. Bana göre gereğinden fazla bir duygusallık hakimdi, adanın Kuzey’inde.

Ama gerçekler duygularla şekillenmiyor ne yazık ki.

Neden Fenerbahçe, Kuzey’e gelmedi?

Neden tanıdıkları halde Kıbrıs Türk futbol takımlarıyla bir dostluk maçı dahi yapamıyor, Türkiye takımları?

Neden tanımadığını söylediği halde Güney Kıbrıs’ta bir Kıbrıs Rum takımıyla karşılaşıyor, Türkiye’nin futbol takımı?

Bu maçta öğrendiğimiz önemli şeyler var;

Mesela “kabile” deyip aşağılayarak bir şeyin değerini ortadan kaldıramıyorsunuz. Devlet deyip tanıdığınızı söyleyerek de bir değer veremiyorsunuz.

Bunun örneklerini defalarca yaşadık.

Türkiye, tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti ile tanımanın bütün gereklerini yerine getiriyor. Ticaret yapıyor, spor karşılaşmalarında buluşuyor, dalgalanan Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını ön sırada izliyor.

Ve bunların tekini bile tanıdığı KKTC ile yapamıyor.

Tam da bu noktada, 1986’da örneğin Beşiktaş ile eşleşince maça çıkmayı reddeden APOEL’in tavrı aklıma takılıyor.

Sporu milliyetçilikler sınırlamak doğru mudur?

Kesinlikle hayır!

Ama bir duruş ortaya koyacaksanız, bunun bedelini de göze alabilecek cesarette olmanız gerekiyor.

Sonuçta APOEL maça gitmedi, büyük bir ceza aldı ve Beşiktaş hükmen galip sayıldı. Kendi çizgisini ortaya koydu ve dünyaya vermek istediği mesajı da verdi.

Peki APOEL’in yaptığını neden Türkiye, ya da bir Türk futbol takımı yapamadı?

Ne cumhuriyetin yeni kurulduğu ve tanıtılacağı hikayeleriyle uyutulduğumuz zamanlarda, ne de 21. Yüzyılda köprülerin altından çok suların aktığı şimdilerde değişen bir şey oldu Türkiye’nin tavrında.

Sadece bir dostluk maçı için mesela, ya da tanımadığını söylediği havalimanı yerine, tanıdığı hatta yakında uluslararası yapacağı Ercan’a inmeyi nasıl göze alamadı?

Ne olacaktı?

Mutlaka bir bedel ödenecekti ama en azından sözle eylem ilk kez buluşacaktı.

Şüphesiz ki temenni milliyetçiliğin hırslarına hapsetmek değil, toplumları ya da devletleri.

Ama milliyetçilikle uyutulan toplumlara yalan pompalanırken de o bildiğimiz gerçeklerin farkında olarak düşünebilmeliyiz.

En kestirmeden söylemek gerekirse, Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası alanda yer alamamasının temel nedeni, Kıbrıs sorununun çözülmemesi.

Ve bugün yaşadığımız her şey, çözümsüzlüğün en ağır bedelinin bizim tarafımızdan ödendiğini, her geçen gün faiziyle kabaran bu bedelin altında ezildiğimizi gösteriyor.

Bugün Cumhuriyeti’nin 90. Yılını kutlayan Türkiye, bu küçük ada parçasında kendi çıkarları doğrultusunda son derece pragmatik ve akılcı bir strateji izliyor.

Adanın kuzey’inde sağladığı ekonomik ve siyasi hakimiyeti nüfusla pekiştiriyor.

Gelecek yatırımlar ve on yılları etkileyecek yeni projelerle yönetimdeki başrolünü garanti altına alırken, adanın bütününde hakimiyet kurmanın yollarını açıyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti, tanınmadığı Türkiye ile her geçen gün genişleyen bir pazarı paylaşmaktan memnun.

Raflarında Türk mallarını pazarlamakta sorun yaşamıyor.

Her türlü uluslararası alanda Türkiye ile bir şekilde yan yana geliyor. “Kabilesiniz” diyen devlet olarak tanımadığını söyleyen siyasetçilere inat, gerçekliklerin ve varlığının tadını çıkarıyor.

Peki ya Kıbrıslı Türkler?

Sosyal paylaşım sitelerinde öfke kusuyor, kendini kanıtlamak için yırtınıyor ve ağır ağdalı bir duygusallıkla bırakıldığı yerde kendini göstermeye çalışıyor.

Kıbrıslı Türkler bu gerçekliğin bedelini çok ağır ödedi bugüne kadar.

Ve bu bedel daha bitmedi, faiziyle her gün katlanarak fatura kesilen yine Kıbrıslı Türkler.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 731 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler