1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bir adım ileri, iki adım geri !
Bir adım ileri, iki adım geri !

Bir adım ileri, iki adım geri !

BM Genel Sekreteri Ban ki Moon’un, BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu son rapor birkaç açıdan önemlidir. BM Genel Sekreteri bu raporunda, üç noktada kilitlenme olduğunu ve bunların aşılabilmesi için liderlerin cesaretli adımlar atması gerektiğini

A+A-

 

BM Genel Sekreteri Ban ki Moon’un, BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu son rapor birkaç açıdan önemlidir. BM Genel Sekreteri bu raporunda, üç noktada kilitlenme olduğunu ve bunların aşılabilmesi için liderlerin cesaretli adımlar atması gerektiğini vurguluyor. Ban, “Liderler çabalarını geri kalan önemli sorunların çözümüne odaklamalı, özellikle de yürütmenin seçimi konusunda yaşanan çıkmazı aşacak bir yol bulmalı, mülkiyet ve vatandaşlık konularında daha kararlı şekilde ilerlemeliler” diyor. Dengeli bir mesaj veriyor ve çözüme yönelik toplumların beklentilerini önemsediğini bir kez daha vurgulamaktan geri kalmıyor: “Kıbrıslılar tarafından sahiplenilen ve Kıbrıslılar tarafından yürütülen bu süreçte müzakereleri başarılı bir sonuca ulaştırmak liderlere düşer. Liderlere BM'nin çözüm empoze etme amacı olmadığı yönünde yeniden güvence verdim. Ama aynı zamanda da müzakerelerin ucunun açık olmaması gerektiği yönünde görüşümü pek çok kez yineledim, çünkü müzakereler uzadıkça kamuoyu da daha fazla hayal kırıklığı yaşıyorlar ve anlaşmaya varmak da zorlaşıyor.” Bunlar önemli.

Demek ki BM, taraflardan çözüm istediklerine dair görüş geldiği sürece, bugüne kadar olduğu gibi süreci yönetmeye devam edecek ve federal çözüm çerçevesinde bir sonuca varmak için rolünü sürdürecek.

Bir süreden beri özellikle Türk tarafının yaptığı çözümsüzlük vurgusu ve federasyon dışı alternatif arayışına yönelik dağınık açıklamalarının gerçekleri yansıtmadığı ise bir gerçek.

Cumhurbaşkanı Eroğlu ve ekibi bir süreden beridir, ayrılıkçı alternatifler üzerine çalışıyor. Tayvan modeli bunların başında gelmektedir. Federasyona yönelik BM Genel Sekreteri’nin öngördüğü üç konuda Kıbrıs Türk tarafı adına girişimde bulunmak ve yapıcı önerilerde bulunmaktan çoktandır uzaklaşmış durumdayız. Kıbrıs Türk liderliği evet masadan kaçmıyor, evet öneri de yapıyor, ancak müzakereleri sonuçlandırmaya yönelik özlü adımlar atmıyor. Ayrıntıda boğularak, resmin büyüğünü göremiyor. Bunu bilinçli yapıyor, çünkü federal bir çözüme inanmıyor ve masada siyasi değil, “akademik bir müzakere” yöntemi ile hareket ediyor. Bir anlamda dersine çalışırmış gibi görünüyor ama diğer yandan her sınavda başarısız oluyor ! İşin özü kısaca budur.

Peki Kıbrıs Türk liderliği ve ekibi nereden cesaret alıyor ?

Açıktır ki, Türk Dışişlerinin, Sn Davutoğlu ile birlikte uygulamaya başladığı yeni paradigma ile Kıbrıs sorununa bakış da değişmiştir. Anlaşılan odur ki, Türkiye bugünkü konjontürde kendince “herhangi bir taviz” vermeden yani kapsamlı toprak ayarlamasına gitmeden, merkezin zayıf kanatların güçlü olduğu bir yapıda ve  sulandırılmamış iki kesimliliğe dayalı bir çözüme karşı değildir. Bu çerçevede bir çözüm, adı KKTC veya adı başka birşey olsun Kıbrıs Türk Devleti ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki devletli, iki egemenliğe dayalı konfederal bir uzlaşı modelidir. Bugünkü koşullarda Kıbrıs’ta federal çözümün, Türkiye’nin ulusal ve bölgesel stratejik çıkarları bağlamında, daha ötede duran bir model olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda masadan kaçmadan konfederal yani iki devletli çözüm modelinin Kıbrıslı Rumlara kabullendirilebileceği inancı da Türkiye’nin son dönemki ekonomik başarısı ve dış politik çıkışları bağlamında oldukça yüksek düzeydedir. Hal böyle olunca, 2004 öncesi ve sonrası TC Başbakanı Erdoğan’ın federal bir çözüm için “bir adım önde” politikasının neden artık gündemde olmadığı daha kolay anlaşılabilir. Ancak bu beklentinin, başta Kıbrıslı Rumlar ve uluslararası camia tarafından (BM, AB v.d) kabullenilmesi mümkün değil ! Çünkü bu siyasi söylem ve yöntem, on yıllardır uygulanıp başarısızlıkla sonuçlanan Türkiye’nin resmi Kıbrıs tezinden ne yazık ki başka birşey değildir. Kendi kendini dünyadan izole etmekten başka bir işe de yaramamaktadır.

Dikkat ettiniz mi bilmem, bizim aslan ayrılıkçılar dilini yuttu. Kimse KKTC’nin tanıtılmasını istemiyormuş. Tümü de görüşmelerden, BM’den, Kıbrıslı Rumların uzlaşmazlığından bahsediyor. Peki ne oldu da yılların ayrı devlet, ayrı demokrasi, çözümsüzlük çözümdür diyen, “Hayır”cı cephenin aslanları KKTC’nin ayrı devlet olarak tanıtılmasından artık bahsetmiyor? Çünkü kendilerine susulması talimatı verildi! Biz çözüm isteriz  ama Kıbrıslı Rumlar istemez diyerek ve görüşmeleri kullanarak (müzakereleri araçsallaştırarak...) uluslararası alanda pozisyon yükselteceklerine ve en azından izolasyonları kaldırılacaklarına inanıyorlar da o yüzden.

Burada önemli ikilem şudur; toplumun önemli bir kesimi federal çözüm ile uluslararası hukuk sisteminin bir üyesi olmaktan bahsediyorken, Cumhurbaşkanı’nın temsil ettiği diğer bir kesim, ayrı bir Kıbrıs Türk devletini Kıbrıs’ın kuzeyinde uluslararası hukuğa dahil etmenin mümkün olmadığını anlamış olacaklar ki, Tayvan modeli ile uluslararası hukuk dışı, ticaret yapma imkanına sahip bir korsan devlete sahip olmak için çalışıyor. BM ve uluslararası camia, adanın bütününde uluslararası hukuğu yeniden inşa etmeye çalışıyorken, AB üyeliği zora sokulmuş ve bu bağlamda yöntem değişikliğine gitmiş Türkiye, yukarıda belirttiğim çerçevede çözebilirseniz buyurun çözünüz diyerek, aslında var olan durumun devamında ısrar ederken, bizimkiler bir umut diyerek bir adım ileri iki adım geri sürekli geriye gidiyorlar...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 999 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler