1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ÇAĞINDA TRAVMATİK BİR DENEYİM OLARAK SİBERZORBALIĞA MARUZ KALMA
BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ÇAĞINDA TRAVMATİK BİR DENEYİM OLARAK SİBERZORBALIĞA MARUZ KALMA

BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ÇAĞINDA TRAVMATİK BİR DENEYİM OLARAK SİBERZORBALIĞA MARUZ KALMA

Gerçek yaşamla sanal yaşam arasındaki çizgi inceldikçe ve çevrimiçi davranışlarımız çevrimdışı davranışlarımızın bir devamı olmaya başladıkça gerçek yaşamdaki zorbalığın ‘siber’ versiyonundan bahsetmeye başladık.

A+A-

 

Fatih Bayraktar
psyfatih@gmail.com

 

1990’lı yılların ortasında İnternet’in yaygınlaşmasıyla, 2000’li yılların ortalarında ise sosyal medyanın popülerleşmesiyle yeni bir sorun davranış ortaya çıkmaya başladı. Adına siberzorbalık dediğimiz bu sorun temel olarak geleneksel zorbalığın devamı niteliğindeydi. Diğer bir deyişle gerçek yaşamla sanal yaşam arasındaki çizgi inceldikçe ve çevrimiçi davranışlarımız çevrimdışı davranışlarımızın bir devamı olmaya başladıkça (bkz. Bayraktar ve Amca, 2012) gerçek yaşamdaki zorbalığın ‘siber’ versiyonundan bahsetmeye başladık.

Siberzorbalığın genel kabul gören bir tanımı olmamasına rağmen en geniş tanımlamalardan birini Belsey’in (2004) yaptığı söylenebilir:“Siberzorbalık bir kişi ya da grubun başkalarına zarar vermek amacıyla tekrar eden ve düşmanca biçimde e-mail, cep telefonu/akıllı telefon, kısa mesaj, ve karalayıcı kişisel web siteleri gibi bilişim teknolojilerini kullanmasıdır.” Belsey’in tanımından yola çıkarak geleneksel zorbalıkla siberzorbalığın iki temel özelliği paylaştığı söylenebilir; tekrar eden davranışlar ve zarar verme amacı. Geleneksel zorbalığın üçüncü ayırdedici özelliği olan zorba ve kurban arasındaki güç dengesizliği ise siberzorbalıkta zorbanın teknolojik birikim anlamında kurbandan daha üstün olması anlamında kullanılabilir. Siberzorbalığı diğer zorbalık türlerinden ayıran diğer özellikler ise şunlardır:

  • Siberzorbalar teknoloji bilgileri sayesinde kendilerini saklayabilir/anonimliklerini koruyabilir.
  • Siberzorbalar kurbanlar üzerindeki olumsuz etkilerini birebir görmediği için bu siberzorbalığın düzeyini artırabilir ve daha yıkıcı sonuçlar oluşturabilir.
  • Geleneksel zorbalığı izleyenler sayılı olmasına rağmen siberzorbalığa binlerce, yüzbinlerce ve hatta bazı durumlarda nilyonlarca insan tanık olabilir. Örneğin kişinin saygınlığını zedeleyici bir video teorik olarak sonsuz biçimde tıklanabilir ve paylaşılabilir. Bu durum siberzorbalıktaki izleyici rollerinin daha karmaşık olduğu anlamına gelir.
  • Siberzorbalıktan kaçmak ya da kurtulmak geleneksel zorbalığa göre daha zor ve hatta imkansız olabilir. Yukardaki örnekten hareketle kişi tüm bilişim teknolojilerini kullanmayı bıraksa bile hakkındaki karalayıcı mesaj kaybolmayabilir.

Tüm bu özellikler siberzorbalığı geleneksel zorbalıktan daha ciddi ve yıkıcı bir sorun haline getirmektedir. Yapılan görgül araştırmalar da siberzorbalığa maruz kalmanın intihar, depresyon, madde kullanımı gibi daha olumsuz sonuç davranışlarla ilişkili olduğunu göstermektedir (Ang, 2015; Ranney ve ark. ,2016). Araştırmacıların incelediği diğer bir değişken ise Post-Travmatik Stres Bozukluğu’dur (PTSB) . Ulusal ölçekli araştırmalar çocuk ve ergenlerde   (PTSB)’nun görülme oranının %4 civarında olduğunu göstermektedir (Kilpatrick ve ark., 2003; Yorbık, Dikkatli, ve Söhmen, 2002). Akranlar tarafından şiddete maruz kalmanın ergen ve yetişkinlerde  PSTB riskini artırdığı bilinmektedir (Santiago,  Ursano, Gray,  ve ark. 2013; Shih ve ark. 2010). Yukarda da değinildiği gibi gerçek hayatta şiddete maruz kalmayla siberzorbalığa maruz kalma örtüşebilmekte ve bu bağlamda siberzorbalık da PTSB riskini artıran önemli olumsuz deneyimlerden biri olabilmektedir (Ybarra, Diener-West, ve Leaf, 2007).    

Siberzorbalığa maruz kalma-PSTB ilişkisi özellikle ergenlik söz konusu olduğunda çok daha fazla önem kazanmaktadır. Ergenliğin yaşam yolculuğumuzda büyüme, gelişme ve dönüşme anlamında kritik bir dönem olduğu bilinmektedir. Ergenler doğaları gereği yeniliklere diğer yaş gruplarına göre daha fazla açık olmakta, bu durum  onları hem fırsatlar hem de riskler anlamında ön plana çıkarmaktadır. Bu nedenledir ki bilişim teknolojilerinin altın çağında doğmuş ve büyümekte olan ergenlere dijital yerliler, yeni tekonolojilere uyum sağlama becerileri anlamında da dijital göçebeler  denilmektedir. Yine bu nedenledir ki ergenlik hem olumlu gelişim anlamında hem de yeni teknolojik riskler anlamında farklılaşabilmektedir.

Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ergenler de bilişim teknolojileri anlamında dünyadaki yaşıtlarının çoğundan farklı bir konumda değillerdir. Şu anda Kuzey Kıbrıs’ta  internet sağlayıcı onlarca firma, neredeyse tüm kamusal alanlarda yaygın hale gelen WI-FI teknolojisi, daha hızlı internet kullanmamızı sağlayan 3G/4G teknolojileri ve giderek yaygınlaşan akıllı telefonlar sayesinden internet günlük yaşama içkin bir hale gelmiştir. Yukarda da değinildiği gibi bu durum ergenlerimize sonsuz fırsatlar sunmanın yanında siberzorbalık gibi riskleri de beraberinde getirebilmektedir. Uluslararası bir araştırmanın Kıbrıs ayağında gerçekleştirilen analizler  farklı merkezlerde okuyan 472 ergenin benzer oranlarda (%14) siberzorbalık gösterdiğini ve siberzorbalığa maruz kaldığını göstermektedir (Bayraktar, 2017). Bu oran evrensel bir sorun haline gelen siberzorbalığın ülkemizde de oldukça yüksek oranlarda sergilendiğini göstermektedir. Ancak ne yazık ki siberzorbalığa maruz kalmayla PTSB arasındaki ilişkiyi inceleyen herhangi bir araştırmaya rastlanılamamıştır. Buna rağmen geçmiş görgül çalışmalara dayanarak siberzorbalığa maruz kalan ergenlerimizin bazılarının travmatik deneyimler yaşadığı ve buna bağlı olarak da PTSB semptomları gösterdiği söylenebilir.

Bilindiği gibi sorunların tespiti önemli bir aşamadır. Bu bağlamda siberzorbalık/siberzorbalığa maruz kalmayla ilişkili daha çok bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak sorunun şu anda varolduğu ve oldukça yaygınlaştığı da söylenebilir. Bu nedenle de sorunun çözümü için sistematik ve bilimsel tabanlı girişimlerde bulunmak son derece önemlidir. Bu noktada özellikle okullarımızda görev yapan Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik eğitimi almış öğretmenlerimize önemli görevler düşmektedir. Bundan dolayı  yazımızın sonraki kısmı önerilere ayrılmıştır.

Öncelikle sorunun tanınması ve kabulü bir ilk adım olarak oldukça önemlidir. Bilimsel eğitim almış bireylerin ve meslek elemanlarının farkındalığı kritik olmasına rağmen yeterli değildir. İçinde yaşanılan toplumun ve o toplumu yöneten hükümetlerin parti ve ideolojik duruş farketmeksizin Kıbrıs’ın kuzeyinde zorbalığın ve onun yeni versiyonu olan siberzorbalığın yaygın bir sorun olduğunu kabul etmesi ve bu soruna müdahale edecek programları sahiplenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda topluma ve hükümete sorunla ilişkili sürekli bilgi verilmesi elzemdir. Bu,  Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik eğitimi almış öğretmenlerimizin gerek Eğitim Bilimleri’nde gerekse de Psikoloji’de uzmanlaşmış akademisyenlerle ortak çalışma yapıp bilimsel raporları Eğitim Bakanlığı yetkilileriyle paylaşmasıyla yapılabilir.

Sorunun tanınması ve kabulünden sonra gelecek aşama siberzorbalık/siberzorbalığa maruz kalmayla ilişkili bireysel, ailesel, akran grubuna ve okula özgü risk etmenlerinin ortaya çıkarılmasıdır. Yapılan genel hatalardan biri başka ülkelerde, farklı örneklemlerle yapılan araştırma sonuçlarının aynen ülkemize uygulanılmaya çalışılmasıdır. Bu ülkelere Türkiye de dahildir. Yaşanılan bağlam tüm gelişim süreçlerini farklılaştırdığı gibi, siberzorbalık/siberzorbalığa maruz kalmayla ilişkili değişkenleri de farkılalaştırabilmektedir. Bu nedenle Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ergenleri en geniş anlamda temsil edebilecek örneklemlerde devlet destekli araştırmalar gerçekleştirilmeli ve sorunun çözümü için hangi noktalara öncelik verilmesi gerektiği tespit edilmelidir.

Bireyler söz konusu olduğunda siberzorbalığın genellikle saldırganlığı gücünü başkalarına gösterme ya da sorunları çözme amacıyla araç olarak kullanma niyetiyle, ayrıca düşük empati ve zayıf ahlaki muhakeme becerileriyle ilişkili olduğu bilinmelidir. Siberzorbalığa maruz kalanları koruyabilmenin yollarından biri siberzorbalardaki bu özellikleri etkili danışmanlık hizmetleriyle değiştirebilmektir. Bu nedenle ergendeki güç gösterme ihtiyacını yadsımadan onun gücünü başkalarına yardım ederek de gösterebileceğini ortaya koymak, düşük empati ve zayıf ahlaki muhakeme becerilerini geliştirecek bireysel ve grup çalışmaları yapmak önem kazanmaktadır.

Bilinmesi gereken diğer bir nokta siberzorbalığın tek başına yaşanan bir sorun olmadığı, bu soruna madde kullanımı, internet bağımlılığı gibi  başka psikososyal sorunların da eşlik edebildiğidir. Bu sorunların ortak noktasıysa ergen ve ebeyn arasındaki zayıf ilişki ve yetersiz yönlendirmedir. Hem Psikologları hem de Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik eğitimi almış öğretmenleri en çok zorlayan noktalardan biri de bilgilendirme seminerlerine ve yapılandırılmış programlara ebeveynleri dahil edebilmedir. Bu noktada özellikle ergenleriyle zaten zayıf bir ilişkisi olan ebeveynleri okula ya da salonlara davet etmenin işlevsel olmadığı ortadadır. Bunun yerine Sosyal Hizmetler Dairesi’nden de destek alınarak gerçekleştirilecek ev ziyaretleri etkili olabilir.

Geleneksel zorbalıkla siberzorbalık arasındaki yakın ilişki göz önüne alındığında okulda geleneksel zorbalığı önlemeye yönelik gerçekleştirilecek her girişimin aynı zamanda siberzorbalığı da gerileteceği söylenebilir. Ancak bu siberzorbalığa özgü programların gereksiz olduğu anlamına gelmemelidir. Siberzorbalık doğası gereği çevrimiçi bir davranıştır. Bu nedenle de ergenenlere İnternet’in doğru ve güvenilir kullanımına yönelik yapılandırılmış eğitimlerin  verilmesi gerekmektedir. Şu anda özel bir iletişim şirketi eliyle yapılan eğitimlerin devlet tarafından yapılması en ücra okullara kadar  bilgilerin ulaşmasını sağlayacaktır. Kuzey Kıbrıs’taki yönetimler özellikle yakın zamanlarda devletin yükümlülüklerini özele devretme eğilimindedir. Bu eğilimin tersine çevrilmesi ve sürekli bir biçimde devlet yöneticilerine yükümlükleri hatırlatılmalıdır. Unutulmamlıdır ki yalnızca siberzorbalıkla ilişkili değil tüm sorunlarla ilişkili en etkili programlar devlet eliyle ve devlet destekli olarak yürütülenlerdir.

Son olarak insanı insan yapanın son derece karmaşık bir bilişsel ve davranışsal yapı olduğu akılda tutulmalıdır. Tüm insanlarda olduğu gibi mesleğinde uzmanlaşmış kişiler de zaman zaman ‘kısa yoldan düşünme’ hatasını gösterebilmektedir. Bu, var olan bir soruna ilk akla gelen ve genellikle en basit olan çözümü uygulamak anlamına gelmektedir. Örneğin ergenlikte sergilenen her sorunun aile kaynaklı olduğunu düşünmek bir kısa yoldan düşünme hatasıdır. Yukarda da belirtildiği gibi geleneksel zorbalığın ve siberzorbalığın önemli yordayıcılarından biri aile dinamikleridir. Ancak yalnızca ve yalnızca bu dinamiklere yoğunlaşmak  zorbalığın geleneksel ve siber formlarının çok boyutlu yapısını görmemizi engelleyecek, yapılacak müdahalenin de kısıtlı olmasını beraberinde getirererek başarısızlık riskini artıracaktır. Bu nedenle çok boyutlu ve karmaşık yapıya paralel biçimde girişimlerin ve müdahalelerin de çok boyutlu olması gerekmektedir. Bu nedenle her biri ayrı bir  boyut olarak birey, akran grubu,ebeveyn ilişkileri, okulun psikolojik çevresi (okulda ne tür disiplin yöntemlerinin uygulandığı, öğretmen-öğrenci/müdür-öğretmen/müdür-öğrenci/öğrenci-öğrenci ilişkilerinde nasıl bir hiyerarşinin kurulduğu,  okulda şiddete ve saldırganlığa ne oranda müsamaha edildiği/edilmediği),  ve hatta içinde yaşanılan kültürün şiddet ve saldırganlığa ilişkin tutumları ele alınmalıdır. Ancak böyle bir girişim zorbalığı ve siberzorbalığı önlemede başarı şansımızı artıracaktır.

Sonuç olarak siberzorbalığa maruz kalmak travmatik bir deneyim olabilmekte, bir çok içselleştirilmiş ve dışsallaştırılmış sorunla birlikte PTSB riskini de artırabilmektedir. Ülkemizin daha yaşanabilir ve insana yakışır bir yer olabilmesi için öncelikle bilimsel bilgiye değer vermeli, bu bilginin üretilebilmesi ve yaygınlaştırılabilmesi, sonrasında ise evrensel kriterler çerçevesinde  uygulanabilmesi için  güç ve eylem birliği yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki travma hayat boyu yaralayıcı ve yaşamımızı sağlıklı biçimde geçirmemimizi engeleyici bir faktör olabilmektedir. Bu nedenle bilişim teknolojileri çağında travmatik bir deneyim olarak siberzorbalığa maruz kalmayı hafife almamayla ilk adım atılmalıdır.


Kaynaklar:

Ang, R.P. (2015). Adolescent cyberbullying: A review of characteristics, prevention and

intervention strategies. Aggression and Violent Behavior, 25, 35-42.

Bayraktar, F. (2017). Adolescents’ perceptions and experiences with bullying and cyberbullying: A Cross-Cultural examination

Bayraktar, F., & Amca, H. (2012). Interrelations between virtual life and real life activities: Comparison of genders, age groups, pathological and non-pathological internet users. Cyberpsychology, Behavior and Social Networking, 15 (5), 263-269.

Belsey, B. (2004). Cyberbullying. Retrieved June 28, 2017 from www.cyberbullying.ca

Kilpatrick,  D.G., Ruggiero, K.J., Acierno, R., Saunders, B.E., Resnick, H.S., & Best, C.L. (2003). Violence

and risk of PTSD, major depression, substance abuse/dependence, and comorbidity: results from the National Survey of Adolescents. Journal of  Consulting and  Clinical Psychology71(4), 692–700.

Ranney, M.L., Patena, J.V., Nugent, N., Spirito, A., Boyer, E., Zatzick, D., & Cunninghham, R. (2016). PTSD, cyberbullying and peer violence: prevalence and correlates among adolescent emergency department patients. General Hospital Psychiatry, 39, 32-38.

Shih, R.A., Schell, T.L., Hambarsoomian, K., Belzberg, H., & Marshall G.N.(2010) . Prevalence of posttraumatic stress disorder and major depression after trauma center hospitalization. Journal of Trauma, 69, 1560–1566.

 Santiago, P.N., Ursano, R.J., Gray, CL., et al. (2013) A systematic review of PTSD prevalence and

trajectories in DSM-5 defined trauma exposed populations: intentional and non intentional

traumatic events. PLoS ONE, 8, e59236.

Ybarra M.L., Diener-West, M., Leaf, P.J. (2007) Examining the overlap in internet harassment

and school bullying: implications for school intervention. Journal of  Adolescent Health,

41(6 Suppl. 1):S42–50.

Yorbık, Ö., Dikkatli, S., & Söhmen, T. (2002). Çocuk ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu. Turkiye Klinikleri Journal of Psychiatry, 3, 35-44.

 

Bu haber toplam 970 defa okunmuştur
Gaile 426. Sayısı

Gaile 426. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler