1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Bilgiliyim, Apolitiğim, Endişeliyim, Muhalifim...'
Bilgiliyim, Apolitiğim, Endişeliyim, Muhalifim...

'Bilgiliyim, Apolitiğim, Endişeliyim, Muhalifim...'

Tufan Erhürman: Üzerinde daha çok konuşulması gereken yeni bir durum var Kıbrıs’ın kuzeyinde. Sanırım tarihte ilk defa, farklı sınıf, katman ve kesimlerden azımsanamayacak sayıda insan, “sistem”in değişmesi gerektiği konusunda hemfikirdi

A+A-

 

Tufan Erhürman

tufaner@yahoo.com

 

 

 

Giriş

Üzerinde daha çok konuşulması gereken yeni bir durum var Kıbrıs’ın kuzeyinde. Sanırım tarihte ilk defa, farklı sınıf, katman ve kesimlerden azımsanamayacak sayıda insan, “sistem”in değişmesi gerektiği konusunda hemfikirdir.

“Sistem”in “bu hâl”e gelmesinin baş sorumlusunun, siyasi partiler ve siyasiler olduğu konusunda yaygın bir kanaat var.

Bu kanaatin doğal sonucu, “yeni sistem”i ancak siyasilerin, siyasi partilerin, hatta siyasetin dışında birilerinin kurabileceğine olan inançtır. Dolayısıyla, kendilerine umut bağlananlar, siyasi partilerden ve siyasetten bugüne kadar uzak duran, apolitik, alanlarında uzman, akıllı, çalışkan ve iyi insanlardır.

Sistemi değiştirecek olanlar onlar olduğuna göre, bu gruba daha yakından bakmakta yarar vardır:

 

“Bilgiliyim”

Bu gruba mensup olanlar, çoğunlukla üniversite mezunudurlar. Önemli bir kısmı, üniversiteden mezun olmakla kalmamış, master ve doktora da yapmıştır. Aralarından bazıları ABD’de ya da Avrupa’da eğitim görmüş, dolayısıyla bir yabancı dili (ki yabancı dilden anlaşılan çoğu zaman yalnızca İngilizcedir) bihakkın öğrenmişlerdir. Bu nedenledir ki internet üzerinden yaptıkları yazışmalarda, Türkçe gibi yetersiz, bildiklerini ifade etmekten aciz bir dili kullanmaktan hicap duyarlar. Onların İngilizce-Türkçe karışımı, kendilerine ait, birbirlerini çok iyi anlamalarını sağlayan özel bir dilleri vardır.

Hülasa, yalnızca alanlarında değil, İngilizce konusunda da uzmandırlar. Bu alan bazen, Said’in (Edward Said, Entelektüel, çev. Tuncay Birkan, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1995, s. 76) biraz da dalga geçerek örneklediği gibi, “Victoria dönemi başı aşk şiirleri” gibi tuhaf ve daracık bir konuya ilişkin olsa ve onlar bunun dışında hiçbir halttan anlamasalar da, uzmanlıklarını sorgulamak mümkün değildir. Nasılsa günümüzde her şeyi bilmek imkânsızdır. O hâlde bir tek şeyi bilmek ama onu da tam bilmek bugünün insanının yapabileceği en iyi iştir. Onlar da bu işi en iyi yapanlardır.

 

“Apolitiğim”

Çok büyük çoğunluğu üniversite mezunu olan bu grup mensuplarının 25-40 yaş arasında olanlarının üniversitede bulundukları dönem dikkat çekicidir. Öğrencilik yılları, ABD’de ve İngiltere’de 68 kuşağının, Türkiye’de ise yalnızca 68 değil, 78 kuşağının da tarih sahnesinden çekildiği, hem de dayak yiyerek, yenilerek çekildiği bir döneme tekabül etmektedir. Bu dönemin üniversitesi de, üniversite çevresindeki ortam da apolitiktir. “Başarılı” öğrenciler, çalışkan, hatta tabir-i caizse “inek” olanlardır. Onlar, derslerine çalışırlar, hocaları ödev vermedikçe ders kitapları ve notları dışında hiçbir şey okumazlar. Okumaya meraklı olanların bir kısmı da, özel üniversitelerde tahsil gördüklerinden ve dersler dışında yapacakları okumalar çalışmalarına engel olup da okulu geç bitirmelerine neden olacağından (yani ebeveynlerini daha fazla para ödemek zorunda bırakacağından), isteseler de okuyamazlar. Sonuç itibarıyla üniversite, onların poltize olmasına değil, apolitik teknokrat ya da uzman olarak yetişmelerine yol açan bir mekândır.

Bu yaş grubu içerisinde yer almasına ve apolitik üniversite ortamında yetişmiş olmasına karşın, büyük zorluklarla, her türlü sıkıntıya ve baskıya göğüs gererek, ders kitaplarının dışında da okuyan, dünyayı anlamaya çalışan, toplum sorunlarıyla ilgilenen, kamusal sorumluluk taşıyan, politize olan insanlar da vardır. Ama gelin görün ki bu istisnai insanlar bugün kendilerinden bir şeyler beklenen gruba mensup sayılmamaktadırlar. Çünkü onların siyasi görüşleri vardır, dolayısıyla apolitik değildirler. Bu insanlar, tabir-i caizse ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilmişlerdir. Görüşlerini paylaştıkları siyasi hareketler, onları, 68 ve 78 kuşaklarının deneyimlerini yaşamadıkları için hep eksikli görmekte, toplumun geniş kesimleri ise “siyasete bulaştıkları” için kirlendiklerini düşünmektedir.   

Bu istisnai grubun dışında kalıp da kendilerine umut bağlananlar, mezun olduktan sonra da kendi alanları dışındaki gereksiz konularda bilgilenme çabasıyla vakit kaybetmezler. Onlara, hayatın bir yarıştan, rekabetten ibaret olduğu ve dururlarsa düşecekleri öğretilmiştir. Dolayısıyla bir an önce iş bulmaya/kurmaya ve gece gündüz çalışarak kendi uzmanlık alanlarında ilerlemeye çalışırlar. Bilhassa siyasete bulaşmazlar. Siyaset, verimsiz, ahlaksız, uzmanlığa saygı duyulmayan bir alandır. Bu alanda, cahillerin, uzman olmayanların, hatta İngilizce bilmeyenlerin bile yükselmeleri mümkündür. Siyasete ucundan kıyısından bulaşanlar dahi, solcu ya da sağcı olmayı, hatta solculuğun ya da sağcılığın ne olduğunu öğrenmek için zaman ayırmayı zül sayarlar. Dünyanın en apolitik siyasetçileri (ne demekse!!!) bu grup içinden çıkmaktadır.

 

“Endişeliyim”

Ama siyasete ilgi duymuyor oluşları, memleketin gidişatından memnun oldukları anlamına gelmez. Önce kendilerinin, sonra çocuklarının, en son da toplumun geleceğinden kaygılanmaktadırlar.

Uzmanlıkları sayesinde kamuda ya da özel sektörde bir yerlere kadar gelmişler ancak sistemin liyakata değil partizanlığa ve yolsuzluğa dayanıyor olmasından dolayı bir türlü hak ettikleri noktalara ulaşamamışlardır. Aslında onlar gibi uzmanlara çok ihtiyaç vardır. Ama gelin görün ki kıymetleri bilinmemektedir. Dahası, bu işler böyle giderse çocuklarının da kıymeti bilinmeyecektir.

Dost sofralarında ve misafirliklerde laf ne zaman memleketin hâline gelse, usta bir manevrayla konuyu kendi uzmanlık alanlarına çekip, mesleki terimler ve İngilizce sözcükler aracılığıyla parlak önerilerini sıralamayı ihmal etmezler. Bu önerilerin genel bir sistem önerisine dönüşmemesini önemsemezler. Parçaların toplamından oluşan sistemin, parçaların tek tek ve birbirinden bağımsız biçimde onarılmasıyla düzeltilebileceğinden kuşku duymazlar.

Ama bir türlü sözlerini dinletemezler. Bu yozlaşmış, partizan, uzmanlıktan nasibini almamış, İngilizce dahi bilmeyen politikacılar bildiklerini okumaktadırlar. Bu işler böyle giderse, gece gündüz çalışarak kurdukları hayatlar, satın aldıkları lüks arabalar, evler tehlikeye girecek, en azından kendi çocukları onların tükettiği gibi tüketemeyeceklerdir. Oysa onlar, malvarlıklarının güvence altında olmasını isterler. Bunu hak etmektedirler. Çünkü onları senelerce okuyarak, uzmanlaşarak ve gece gündüz çalışarak elde etmişlerdir.

 

“Muhalifim”

İşte bu sebeple muhaliftirler. Sistem değişmeli, onların ve çocuklarının geleceğini güvence altına alacak bir hâle getirilmelidir. Ama bu değişim risk içermemelidir. Öyle bir değişim söz konusu olmalıdır ki, gelecek güvence altına alınırken, şu anki durum da riske edilmemelidir. O nedenle onların muhalefeti kontrollüdür. Büyük ve sarsıcı değişimlerin değil, küçük küçük tamiratların peşindedirler.

Neye muhalif olduklarını tek tek sorsanız, birkaç tanesi hariç, aynı sözcükleri bulup da söylemeleri imkânsızdır. Yine de onları birleştiren bir nokta vardır. Hepsi muhaliftirler, değişimden yanadırlar ve değişimi siyasi partilerin, bugünkü siyasilerin, hatta siyasetin gerçekleştiremeyeceğinden emindirler. Peki neyi değiştireceklerdir? O, şu an için tam bir muammadır ama bu da mesele değildir. Önemli olan bir arada olmak ve değişim için, uzmanlıklarını, teknoloji, internet ve İngilizce konusundaki bilgilerini kullanarak birlikte çalışmaktır.

 

Sonuç

Hadi bitirirken adını da koyalım bu grubun. Bunlar, yeni orta sınıflardır. Ali Şimşek’in Yeni Orta Sınıf’ta, Can Kozanoğlu’nun Yenişehir Notları’ndan yaptığı alıntı onları çok güzel anlatmaktadır: “Lastiğin gerilen ama kopmayan yeri, yeni orta sınıf: Yeniliklere açık ama ‘değişmeyen’in de sigortası. Yenilikçiliğe önem verir, poşetler dolusu muhafazakârlık taşır. Muhafazakârlık iş ve para kaybetme korkusundandır... Korkuları küçümsemek kimsenin haddi değil, kaldı ki hayatı ücrete bakan yeni orta sınıf insanlarının -çoğunluk herhalde- iş kaybetme korkuları da boşuna değil. İşsizlik oranı yükselir, düşer, o korku hep kalır. Özlemler üst’te ve orta kademede, kısmet ortada ve ortanın altındadır... Yeni orta sınıf... Alt’a bakar, üst’ü seyreder. Alt’tan korkar, üst’ten çekinir. Vicdansız değildir, bakış anlarında alt’taki acı hikâyelere üzülür. Ama alt’tan gelip kendilerini sollayanların hikâyeleri var ya... Öfke ... Üst’tekilerin uzun uzun seyredilen hikâyeleri var ya... Özlem... Edepli bir kıskançlık...”.

Hemen fark edilebileceği gibi, bu “sınıf” aslında “yeni” olmakla birlikte, eski “küçük burjuvazi”nin (bu katman için bkz. Tufan Erhürman, Kıbrıslı Türklerin Hâlleri, Lefkoşa, Işık Kitabevi Yayınları, 2011, s. 121-149) özelliklerine benzer özellikler taşımaktadır. Ali Şimşek, Yeni Orta Sınıf’ta, bu benzerliği şu sözcüklerle ortaya koymaktadır: “Eski orta sınıf ya da küçük işverenlerden ve serbest meslek sahiplerinden oluşan küçük burjuvazi gibi, yeni orta sınıf da kendisini çelişkili bir konumda bulur. Yeni orta sınıf sistem içinde ast düzeyde, bağımlı bir rol oynar. Özellikle toplumsal kriz zamanlarında egemen sınıf tarafından ezilme riskiyle karşı karşıyadır (küçük burjuvazi iflas etme riskini göze alırken, yeni orta sınıf işten atılmayı göze alır)”.

İşte Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan kriz, bu yeni orta sınıfın geniş kesimlerini, adına siyaset demekten özenle kaçındığı bir faaliyetin içine girmeye zorlamaktadır. “Sistem” değişmelidir. Ama bu değişim radikal olmamalıdır. Çünkü yeni orta sınıfın zincirlerinden başka kaybedecek çok şeyi vardır. O yüzdendir ki o hem yenilikçi, hem de muhafazakârdır. Bu nedenle, ne kuştur, ne de devedir. Sistem, kazandıklarını riske atmadan değişmeli de nasıl isterse değişmelidir. “Sistem”i bir bütün olarak görmekten aciz olduğu için tarihte atalarının (küçük burjuvazinin) faşizme verdiği destek dahi şaşırtıcı değildir.

Peki Kıbrıs’ın kuzeyinde ne yapar bu yeni, bilgili, apolitik, endişeli ve muhalif orta sınıf? Onu, elbette zaman gösterecektir.    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1782 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler