1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Bildiğimiz Kıbrıs'ın Sonu: Yeni Arayışlar'
Bildiğimiz Kıbrısın Sonu: Yeni Arayışlar

'Bildiğimiz Kıbrıs'ın Sonu: Yeni Arayışlar'

Geçenlerde Kanal Sim ve Genç TV’nin birlikte örgütledikleri “Bildiğimiz Kıbrıs’ın Sonu: Yeni Arayışlar” başlıklı tartışmadan yola çıkarak bazı görüş ve düşüncelerimi gazete okurları için köşeme aktarmak istiyorum. Öncelikle “

A+A-

 

 

Geçenlerde Kanal Sim ve Genç TV’nin birlikte örgütledikleri “Bildiğimiz Kıbrıs’ın Sonu: Yeni Arayışlar” başlıklı tartışmadan yola çıkarak bazı görüş ve düşüncelerimi gazete okurları için köşeme aktarmak istiyorum.

Öncelikle “Bildiğimiz Kıbrıs” kavramını biraz açmamız gerekiyor. Bununla 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kast etmediğimiz aşikardır. O zaten bildiğimiz Kıbrıs değil, geçmişte kalmış “yabancı bir ülkedir.” 1963-74 arasındaki dönemi de kast etmiş olamayız. O Kıbrıs da çoktan tarihe karıştı.

“Bildiğimiz Kıbrıs”, bireylerin ve toplumların hayatlarını halihazırda yönlendiren Kıbrıs’tır. Kuşkusuz bu geçmişin mirasından kopuk değildir. Meseleye böyle bakınca “Bildiğimiz Kıbrıs” “74 Kıbrıs’ı” oluyor. Zira her iki toplumu da belirleyen ve yönlendiren 74-Düzenidir. Ve bu Kıbrıs’ın “sonundan” söz ediyorsak, bunun bir “başlangıcı” var demektir. İşte bu “başlangıç” ile “son” arasındaki süreci incelemeden “Bildiğimiz Kıbrıs’ın Sonu”ndan söz edemeyiz.

Sonunda söyleyeceğimi başında söyleyeyim: “74 Düzeni” bir geçiş süreci olarak başladı. Sonra kalıcılaştı ve giderek çökmeye başladı. 74 Düzeni Kıbrıs Rum ve Türk toplumları için elbette aynı anlam ve içeriği taşımıyor. Bu yüzden “74 Düzenlerinden” söz etmek daha doğru olacak.

 Önce Kıbrıs Rum toplumuna bakalım.

74 Düzeni Kıbrıs Rum toplumu için “büyük bir felaket” ve “derin bir travma” olarak başladı. Bu yüzden Kıbrıs Rum toplumu kendisine dayatılan 74 Düzenini değiştirmek üzere harekete geçti. Türk askerlerinin adadan uzaklaştırılması, bölünmüş adanın birleştirilmesi veya Taksimin engellenmesi, Kıbrıs Rum göçmenlerinin evlerine geri dönmesi gibi hedeflerle yola çıkan Kıbrıs Rum toplumu 74 Düzeninin belirleyiciliğinden kurtulup bu düzeni değiştiren özne olmaya yöneldi. Bu hedef etrafında başlatılan seferberlik toplumun örgütlenmesine, iç-düzenine de yansıdı. Değiştirilmesi gereken bir Felaket Düzeni olarak algılanan 74 Düzeni korporatist-dayanışmacı bir toplum yapısının oluşmasına yol açtı. Rekabete ve hakkaniyete değil “Paylaşım ve Dayanışmaya” dayalı bir toplumsal örgütlenme oluşturuldu. Siyasi partiler, “bir senden bir benden” mantığıyla mevki ve imkanları paylaştılar ve yurttaşları kendi müşterilerine dönüştürdüler.

Zaman içinde 74 Düzeninin dayattığı statükonun değiştirilemeyeceği ortaya çıktıkça ve bu düzenin kalıcı bir düzen olmaya yüz tuttuğu anlaşıldıkça, bireyler geçici olarak gördükleri 74 Düzenine adapte olmaya başladılar. Kimlik algısı ve yurttaşlık bilinci açısından büyük sıçramaların yaşandığı bu dönemde Kıbrıs Rum toplumu kendini adeta yeniden yarattı. 74 Düzeninin felaket, travma ve olanaklardan yeni bir toplum doğdu. ‘Atina-Merkezli Helenizm’den ‘Lefkoşa-Merkezli Kıbrıslı-Helenler’ toplumuna geçildi. Enosis tarihe karıştı ve Kıbrıs Cumhuriyeti devletine sarınıldı.

 Kıbrıs Sorununda “aciz” duruma düşen toplum, yani Türk askerlerinin uzaklaşması, göçmenlerin evlerine dönmesi ve adanın birleştirilmesi konularında başarısız olan toplum, 74 Düzeni içinde kök saldı ve giderek düzenle özdeşleşmeye başladı. 74 Düzenini değiştirme saikları zamanla iyice zayıfladı. Özellikle AB üyeliğinden sonra güvenlik endişelerinin azalması ve toplumun güven ve özgüven duygusu kazanmasıyla bir zamanlar değiştirmek üzere seferber olunan 74 Düzenini artık korumanın derdine düşüldü.

Açıkçası, Kıbrıs Rum toplumu için 74-Düzeni değiştirilmesi gereken bir düzen olmaktan yavaş yavaş uzaklaştı ve “Bildiğimiz Kıbrıs” ile barışık bir toplumsal formasyon oluştu. Özellikle düzenin yarattığı yeni orta sınıflar ve genç kuşaklar arasından çıkan yeni elit gruplarının 74 Düzenini değiştirmek gibi bir derdi kalmadı. Eskiler umudu zaten çoktan kesti. Bu açıdan bakıldığında Kıbrıs Rum toplumu için “Bildiğimiz Kıbrıs’ın Sonu” bir anlamda 74 Düzenin yarattığı Kıbrıs Sorununu çözmeye odaklı seferberliğin sonu sayılabilir. Tam da bu yüzden Kıbrıs Rum toplumunda toplumsal reform arayışları ön plana çıktı. Global ekonomik kriz, bankacılık sisteminin krize girmesi, Yunanistan’da yaşanan çöküş ve Mari Patlaması gibi olgularla sarsılan Kıbrıs Rum toplumunda “Bildiğimiz Kıbrıs’ın” değişmesi gerektiği konuşulurken dikkatler öncelikle toplumsal değişime çevriliyor.

Kıbrıs Türk Toplumunda durum bambaşkadır.

Kıbrıs Türk Toplumu için 74 Düzeni adeta bir “Sığınak” veya “Korunak” olarak başladı. Toplum 74 Düzeni içine büyük bir heyecanla girdi ve yeni düzeni sorgusuz sualsiz benimsedi. Bunun nedenlerini burada uzun uzun anlatmaya gerek yok. 74-Öncesi Düzenin deneyimleri ile 74 Düzeninin olanaklarının böyle bir eğilime yol açtığı biliniyor. Bu yüzden Kıbrıs Rum toplumundan farklı olarak Kıbrıs Türk toplumunda 74 Düzenini değiştirmek gibi bir istek ve irade yoktu. 74 Düzeni adeta “Tarihin Sonu” sayılıyordu. Türk askerinin gölgesinde güvenlik içinde yaşayan ve Rum mallarına el koyarak zenginleşen toplum halinden memnundu.

Ne var ki, ilk bakışta fark edilmese de gemi çeşitli yerlerinden su alıyordu. 74 Düzeni ile yeniden şekillenen Kıbrıs Sorunu toplumun yaşamına olumsuz olarak yansıyordu. İçine girilen sığınağın ne çıkış kapısı ne de bir yere açılan penceresi vardı. 74 Düzeninin yarattığı yeni siyasi coğrafyaya hapsolan toplum kısa süre içinde özneleşme potansiyelini kaybetti ve kimlik sorunlarıyla karşı karşıya geldi. Her şeyden önce toplumun “adresi” “Mersin 10/Türkiye” gibi aidiyet sorun yaratan bir adres oldu. Vatandaşlığı ise evrak-vatandaşlığının ötesine gidemedi. İnsanlar Kıbrıslı Rumlardan kalma mekanlarda yaşıyor, Türkiye’den aldığı ödünç pasaportlarla seyahat ediyordu. 1960’ta kurulan Kıbrıs Devletiyle kazandığı statüyü 1963-64 yıllarında Kıbrıs Rum toplumunun icraat ve dayatmaları sonucunda kaybetmişse, 1974’ten sonra bu statüye gönüllü olarak sırtını dönmüş ve “statüsüz” bir toplum olup çıkmıştı. Ne hukuk ne de siyaset öznesiydi. Açıkçası, toplumun “adı yoktu”.

Bu durum ilk başlarda 74 Düzeninin olanaklarıyla sağlanan bireysel statülerle perdeleniyordu. Toplumun üyeleri 74 Düzeninin yarattığı imkanlarla yeni statüler ediniyordu. Yeni-türedi iş adamları, tüccarlar, memurlar bu dönemde ortaya çıktı. Ne var ki, bu toplumsal statüler yapay biçimde oluşturulmuştu ve arkalarında üretime ve birikime dayalı rasyonel bir düzen yoktu. Bunlar bir anlamda 74 Düzeninin bağışladığı “Payeler” gibiydi. Bu yüzden de toplum yabancılaşmış bir düzen içinde yaşıyordu. Türk milliyetçiliğinin ‘Soydaş-Merkezli’ Kıbrıs tahayyülü Kıbrıslı Türklerin en temel sorunu olan “Statü Sorununu” çözemediği gibi yeni yeni sorunlara yol açıyordu.

Sonunda Kıbrıslı Türklerin “Bildiği Kıbrıs” yani “74 Düzeni” kronik krizlere yol açtı ve 2002-2004 yılları arasında çöktü. “74 Düzeninin” çökmesiyle Kıbrıs Sorununu çözmeye yönelen Kıbrıs Türk toplum bunun bir “Evet” ile gerçekleşecek kadar kolay olmadığını anlayınca yeni bir düş kırıklığı daha yaşadı. Sonuç olarak Kıbrıs Türk toplumu iki türlü yenilgi aldı: hem 74 Düzeninin yarattığı Kıbrıs Sorununda kaybeden taraf oldu hem de 74 Düzeninin oluşturduğu toplumsal yapının kurbanı oldu. Şimdi artık dışarıdan “görünmeyen”, içeride de özneleşme kapasitesi son derece düşük olan bir toplum görüntüsü çiziyor.

Yeni Arayışları başka bir yazıya bırakalım…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 960 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler