1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Biat - vesayet - siyasi erozyon !
Biat - vesayet - siyasi erozyon !

Biat - vesayet - siyasi erozyon !

UBP 19. Kurultayını mecburen izlemek durumunda kaldım. Mecburen çünkü hem ülke medyası hem de gündemi bir süreden beridir bu kurultay üzerinden gelişiyor. Siyasi ve idari otoritesini yitirmiş, tamamen kendisine verilen reçeteler üzerinden hareket ede

A+A-

 

 

UBP 19. Kurultayını mecburen izlemek durumunda kaldım. Mecburen çünkü hem ülke medyası hem de gündemi bir süreden beridir bu kurultay üzerinden gelişiyor.

 

Siyasi ve idari otoritesini yitirmiş, tamamen kendisine verilen reçeteler üzerinden hareket eden hükümet partisi, iki adaylı başkanlık seçimi sürecinde, içindeki tüm siyasi kirliliği açığa çıkararak, Kıbrıs Türk insanına değil, kendi partilisine kendi değerlisine hizmet etme yarışına girdi.

 

Gerçek olan da odur zaten, UBP kadroları şükran ve anavatan edebiyatıyla yıllardır Türkiye'yi sömürmedi mi? Çeşitli zamanlardaki Türkiye hükümetleri ile paslaşarak statükoyu yeniden üretmedi mi? Değişen ne oldu?

 

Türkiye ile olan ilişkilerde, İrsen ve Ahmet beyler arasındaki fark ideolojik veya çıkar ilişkileri üzerinden değerlendirilebilir mi? Yani kendi deyimleri ile Kaşif, Küçük'ten daha mı az anavatancıdır ki, bir süreden beri Türkiye hükümeti İrsen beyin kazanması için ciddi çalışma ortaya koyuyor?

 

Ya da İrsen bey dünyadaki değişimi çok iyi anladı da, dünya tarafından tanınmamış KKTC'yi tanıtacak, geliştirecek, ileriye taşıyacak, vizyona ve projeye mi sahiptir?

İkisi de değil!

Ya da İrsen bey kazandığında ülkede demokrasi ve sivilleşme sağlanacaktır da bu süreci Ahmet bey mi engellemektedir. Ya da istememektedir. 

Ya da İrsen bey herşeyi kuralına göre yapıyor de Ahmet bey yasadışılık mı yapıyor...

 

Onlar çürük bir elmanın ikiyarısı. Çok normal. Aynı ideolojinin, aynı siyasi kültürün insanlarının siyaseti de hemen hemen aynı olur.

 

Geçelim bunları bir kalem. Bu yazıyı yazdığımda henüz kurultay sonuçları belli olmamıştı. Ne İrsen beyin yüksek yöneticilik meziyetleri var ne de Ahmet beyin. İkisi de aynı toprağın, milliyetçi kültürün insanı.

 

Peki bu kavga ne? Paylaşılmayan ne? Her ikisi de temel olarak aynı ise nedir bunca gürültü, gündem?

 

Türkiye hükümeti, kuzey Kıbrıs'ta bir mühendislik projesi, bir program uyguluyor. Bu program ekonomi merkezlidir. Ekonomi merkezli olan bu progamın uygulanabilmesi, ancak ve ancak bu ekonomik düzeni sorunsuz bir şekilde yönetecek, sürdürecek sosyal, siyasal yapılanmayı ve meclis aritmetiği açısından istikrarı gerektirir. 

 

Türkiye hükümeti, başta uluslararası faktörlerin etkisiyle Avrupa Birliği'ne üyelik beklentisi içerisinde değildir. Askıya almıştır, gündeminden çıkarmıştır. Aynı bağlamda Kıbrıs'ta çözüm için ise etkin uluslararası rol almamaktadır. Kendi ulusal çıkarı bunu gerektirdiğini varsaydığı için bu konuda da proaktif ya da yapıcı bir rol oynamamaktadır.

 

Fakat, kuzey Kıbrıs'a yönelik sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik bir yeniden düzenleme, restorasyon programı hayata geçirmek için bir süre önce düğmeye basmıştır. Lefkoşa Büyükelçisi Sn. Akça'nın atanması tam da bu düşüncenin ürünüdür.  Bir yandan yeni ekonomik düzenleme, bir diğer yandan toplumun sosyal değerlerine, kimliğine yönelik müdahale ve yenilenme adı altında "uyumlu siyasi aktörler"in desteklenmesi v.d., tümü bu projenin ürünüdür. 

 

Ülkede uygulanmaya çalışılan ekonomik program, neo liberal anlayışla hazırlanmıştır. Yani doğal olarak bu program halk yanlısı değil, halka rağmen hazırlanmış bir dayatmadır. Programın uygulanması, katı siyasi otorite gerektirir. Evet, ifade ettikleri gibi istikrarlı hükümet de gerektirir. Sendikasızlaştırma da, yatırım iklimi yaratılması adı altında ülke değerlerinin özelleştirme adına peşkeş çekilmesini de...

 

Tüm bunların hayat bulması için uygun siyasi unsurlar, enstrümanlar yaratılarak, yandaş başbakan, yandaş medya, yandaş köşe yazarları, yandaş sivil toplum örgütlerinin oluşturulup desteklenmesi  esastır. Kimliksizleştirme dediğimiz en büyük tehlikenin alt yapısını oluşturmaya çalışmak için. Çünkü kimliksizleştirme herhangi bir sosyal mühendislik projesini hayata geçirmenin en etkili yoludur.

Tüm bu büyük organizasyon için çok başarılı olmasa da söz dinleyen, biat eden, topluma değilse de emir verene güven veren bir Başbakan'a ihtiyaç vardır.

 

Sürece sadece liberal ekonomi gözlüğü ile bakanlar için bu süreç yaşanmalıdır ! "Bağımlılık" kendilerince çağdaş bir politikadır diyen ve aslında ne dediğini bilmeyenler de bu süreci desteklemektedirler.

Ancak mesele hiç de bu denli basit, pragmatik, makyavelist anlayışa teslim olunacak denli körlemesine bir süreç değildir.

 

Mesele ülke demokrasisinin, ülke değerlerinin ve insanımızın aldığı yaradır, zarardır. Siyasetin kirlenmesi ve bunun tüm topluma siyasete güvensizlik olarak sirayet etmesi, tartışılmayacak denli büyük bir yaradır.

 

Hiç farketmez. Nereden, ne için, kimin için, hangi gerekçe ile, hangi zamanda yapılmış olursa olsun; dış karışma demokrasiyi yaralar. Yaralamıştır, yaralamaktadır. Bunun seni beni olmaz, olamaz. Bu gibi süreçler, ülkede yaşayan insanların toplumsal sorumluluğunu zayıflatmakta, edilgen kılmakta ve toplum olma duygusunu yıpratmaktadır. Elbette Cumhurbaşkanı'nın anayasal yetkilerini aşarak bir partinin kurultayında taraf olması yanlıştır, kabul edilemez  ve hatta suçtur. Bu doğru ama mesele sadece bu mu? Kendine demokrat, işimize geldiği kadarıyla demokrat olmak kimseye yakışmaz. Adil olmak ve nereden gelirse gelsin her türlü müdahaleyi cesaretle konuşmak lazım! Adalet duygusunun tam da yitirildiği bu dönemde...

 

Kıbrıslı Türkler, toplum ya da halk olduklarını iddia ediyorsa -ki elbette öyledir- bunun gereği olarak kendine güvenmeli ve dik durmalıdır. Ezilip bükülen, müdahaleye izin veren bir topluluktan halk olmaz. Buna izin veren, çanak tutan bir kişiden de lider olmaz... Bu konu siyasi rakiplere uygulandığında "oh olsun" denmeyecek kadar önemlidir. Evrensel değerlere çifte standart uygulamak kimsenin hakkı değildir ! Ve unutulmamalıdır ki buna izin veren, kapı açan ilk kaybedecek olandır.

 

Velhasıl mesele basittir: Biat !

 

Zararı büyüktür: demokrasi yarası, toplumsal erozyon, yıkım!

 

Vesayet rejimini reddetmeden siyasi alternatif olmak ve  insanların toplum olma bilincine katkı koymak mümkün değildir !

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 735 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler