1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Beyin Tutsaklığı
Beyin Tutsaklığı

Beyin Tutsaklığı

Seçil Besim: Ufacık bir yolculuğun kocaman hikâyesidir beynimiz. O varsa var oluruz, yoksa bedenimiz et yığını olmaktan öteye gidemez.

A+A-

Seçil Besim

espri77@hotmail.com

 

 

                                                                                    

 

Ufacık bir yolculuğun kocaman hikâyesidir beynimiz. O varsa var oluruz, yoksa bedenimiz et yığını olmaktan öteye gidemez. Her şeyi düzenler, sorgular, tepki verir. İnsanlar dediğimiz bedenlerin içindeki gizli cephanelerimizdir beyinler. Yaşamsal birçok fonksiyonun yanında düşünsel aktiviteleri de şekillendirir yumuşacık beynimiz.

Tanrı gibidir… Ona inanırız. Onun bize emrettiği doğruları yerine getirmek için zaman kaybetmeyiz. Onunla hayata bakarız. Baktığımızda gördüğümüz kadar zannettiğimiz hayatın, aslında koskoca evrenden kopmuş bir örneklem olduğunu beynimizle algılarız ya da algılayamayıp yalpalarız. Yaşama bağlanırız, yaşamdan koparız. Ama beynimizin emrinin dışına çıkamayız. Rezil de oluruz, vezir de. Tek sorumlu beynimizdir.

Bu kadar güçlü bir parçanın tutsaklığına gelince: Düşünüp de söyleyemediklerimiz, duyup da duymazdan, görüp de görmezden geldiklerimiz gizliden tutsaklığa davet eder beynimizi. Duygularla mantık arasında ciddi bir fark varmış gibi haksızlık ederiz bazen ona. Duygularımızı beynimizin dışındaymışlar gibi ayrı tutarız. Oysa etle tırnağınki kadar yakındır ilişkileri.

Hiçbir beynin düşünmesini engelleyemezsiniz. Ancak düşündüklerini yapmasını engelleyebilirsiniz. Düşünmesini engellemeye kalktığınız beyinler, siz ona bu tutsaklığı yaşattıkça, düşünce üretmekten öteye geçip, hırs ve inat üretmeye başlayacaklardır.

Dar görüşlülük, toplumsal yapının da etkisiyle, kendi kendimize yarattığımız tutsaklıktır mesela. Küçücük bir alana hapsetmektir koskoca beynimizi. Taktığımız at gözlüğü, bir anlamda beynimize kafa tutan, hayatımızı ve mutluluğumuzu tutsak eden kelepçedir aslında.

Bir de yaşantılarımıza tutsak edilen beyinler vardır. Anılarına takılıp, var olmanın keyfini gözden kaçıran beyinler. Bazen yaşadığımız olaylara öyle bir takılıp kalırız ki vaktin nasıl geçtiğini anlamayız bile. Eski bir dostla sohbet edermişçesine. Bugünü yaşayamadığımız için yarın anlatacak anılarımızı yok etmiş oluruz böylelikle. O küçücük olaylar mutlaka acıtmıştır canımızı ki bu denli unutulmaz olmuşlardır. Ya da alınamamış bir intikamımız vardır birinden. Beynimizi ona tutsak ederiz, var oluşumuzu yok oluşumuza terk ederiz olaylara takılarak. Geçmişte yaşadığımız tüm olayları, bavul dolusu giysi içinde bir adet çorap arar gibi tek tek çıkarır kenara koyar beynimiz. Nice kazaktan vazgeçeriz bir küçücük çorap uğruna. Amacımız çorabın söküğünü dikmek değil, o söküğü bulup herkese göstermektir aslında. Uğradığımızı düşündüğümüz haksızlığa yandaş arıyoruzdur belki de böyle yaparak.

Tutsak gülümseyişlerimiz oluyor etrafımızdakilere. Sevmeyi beceremediğimizi anlamasınlar diye zorunlu gülümseyişlere tutsak ediyoruz beynimizi bu kez de. Ya da çıkarlarımız beynimizi tutsak ettiğinde, çaba harcamıyoruz kurtulmak için. Hatta bu tutsaklık hoşumuza bile gidiyor kısa vadede. Oysa yeteneklerimizi, yapabilirliklerimizi köreltiyoruz başkalarının bizim adımıza yaptıklarıyla. Emek harcamadan, düşünmeden, yorulmadan, işlerimiz tıkır tıkır oluyor başlangıçta. Ancak bu tıkırtılar başımızı ağrıtmaya başlıyor zamanla. İşlerimiz yolunda gitsin diye daha da mutlu etmemiz gerekiyor başka beyinleri. O beyinlerin işaret ettiği cepleri güzelliklerle doldurmamız gerekiyor. Durma noktasına geldiğinde etkilerimiz, tepkiler, eskisinden de sert geliyor, unutulmuş oldukları için. Bu kez de tepkilerin tutsaklığını yaşıyor ceviz içi görünümlü organımız.

Güzelliklere tutsak etsek beynimizi ve anahtarını denize atsak! Ama o güzellikler ortak olsa herkes için. Örneğin “insanlık” olsa bir güzelliğin adı. Diğer bir güzelliğin adı da “saygı” olsa. Körükörüne reddetmesek çıkarımıza ters düştüğü için güzel düşünceleri. Yaşadığımız iyi ya da kötü olayların hepsini bir tecrübe olarak değerlendirebilsek, iyi bir yargılayıcı olmak yerine iyi bir dinleyici olabilsek, her tecrübe bir tuğla olsa temelini insanlıkla oluşturduğumuz yapımızın duvarlarında. Böyle tutsaklıklar yaşasa beynimiz.

Görmeden önce bakmak, yapmadan önce düşünmek fikri hükmetmeli beynimize. Sonuçlar, nedenleriyle birlikte bir bütün oluştururlar. Tıpkı bedenimizin ve beynimizin bütünleştiği noktanın, “insan” olarak algılanması gibi. Bir tek sonuca odaklanırsak, nedenlerin doğurabileceği olumlu ya da olumsuz başka sonuçları gözden kaçırmış olacak hayatımız. Mevcut sonucu kabullenme ve bu sonuca katlanma tutsaklığı alacak alternatif özgürlüğünün yerini.

Tüm beyinlerin, içten gülümseyişlere tutsak olması dileğiyle…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1165 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler