1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Beşparmaklar, Lara ve Alagadi bilinmezleri…
Beşparmaklar, Lara ve Alagadi bilinmezleri…

Beşparmaklar, Lara ve Alagadi bilinmezleri…

Beşparmaklar, Lara ve Alagadi bilinmezleri…

A+A-

 

Tuncer Bağışkan

Enorasis Kulübü olarak her üç ayda bir Kıbrıs’ın kuzeyine gerçekleştirdiğimiz gezilere bu sefer de Alagadi ile Girne’yi dahil etmiştik. Ancak etkinliğe aşırı talep olduğundan öğle yemeği servisindeki kaliteyi düşürmemek için katılımı 76 kişiyle sınırlandırmamız gerekti. Yemeği Alagadi’deki Turtle Paradise Bar & Restaurant’da almakla isabetli bir karar verdiğimizi yemek sonrasında daha iyi anlamış oluyoruz.  Alagadi’ye gidişte Lefkoşa-Beşparmak güzergâhını kullanırken, dönüşte ise Girne güzergâhını kullanıyoruz. 

BEŞPARMAK DAĞI EFSANESİ

Beşparmak Dağı’nın yanından geçerken oluşumuyla ilgili birkaç efsaneden iki tanesi aklıma geliyor. Kevork K. Keshishian’ın aktardığı ilk efsaneye göre, kendini beğenmiş bir köylü (ya da Bizans kahramanı Digenis Akritas), bir Kıbrıs kraliçesine aşık olunca ona çok defalar evlenme teklifinde bulunmuş. Ancak kraliçe onu sevmiyormuş. Nihayet ondan kurtulabilmek için, o dönemde tehlikeli olan adanın doğu ucundaki Apostolos Andreas su kaynağından kendine su getiren ilk kişi olması halinde onunla evleneceğini söylemiş. Bunun üzerine adam yola koyulmuş ve çok uzun bir süre sonra bir tulum suyla geri dönmüş. Ancak kraliçe sözünü tutmayarak onunla evlenmeyeceğini söylemiş. Bunun üzerine çok kızan adam, tulumdaki suyu öfkeyle yer dökmüş ve yerde oluşan çamurdan bir avuç alarak kraliçenin başına doğru fırlatmış. Tedbirli olan kraliçe başını anında eğince yumru şeklinde olan ve adamın el izlerini taşıyan çamur topağı gidip Girne Sıra Dağları’nın üst başına yapışınca Beşparmak Dağı oluşmuş.

Beşparmak Dağı ile ilgili ikinci efsane Robin Parker tarafından aktarılmıştır. Efsaneye göre, Bizans İmparatorluğu sınırlarının bekçisi olan dev cüsseli Bizans kahramanı Digenis Akritas’ın Arabistan’dan kaçıp Anadolu’ya geçmek için elleriyle Kıbrıs’ın kuzeyindeki Girne Sıra Dağlarına tutununca, çentikli olan elinin beş parmağının izleri orada kalmış; böylece Beşparmak Dağı oluşmuş.

ARAPKÖY EFSANESİ

Otobüsle Arapköy’ün yanındaki Kartal Tepesi’nden geçerken kargaların bir araya gelmiş durumda gökyüzünde ağlayarak dolaştıklarını görüyorum. Araştırma amacıyla Arapköy’ü ziyaret ettiğim 1988 yılında köyün yaşlılarından olan 1923 doğumlu Pembe Avcısoy, kargaların bu şekilde gökyüzünde daire çizerek ağlamalarının yağmurun önbelirtisi sayıldığını bilgime getirmişti. Nitekim Alagadi’den sonra Girne’ye giderken önce iri taneli doluya, sonra da sağnak yağmura tutulmuştuk!

O sıralarda köyün en yaşlılarından olan Ülfet Ali de bana köyün nüfusunun az oluşuyla ilgili bir rivayet anlatmıştı. Arapköy’deki eski bir inanca göre, ölen bir kişinin sabaha kadar beklenmemesi, üzerine kara saplı bir bıçak konmaması ve ölünün üzerinden bir kedinin atlaması halinde, o kişinin öldükten sonra ‘Cazzı’ olarak dirilip (hortlayıp) mezarından kalkacağına ve insanları korkutup öldüreceğine inanılmaktaydı.  Rivayet göre bir zamanlar Arapköy mezarlığındaki bir mezardan hortlayan bir ‘Cazzı’ insanları korkuttuğu gibi öldürürmüş de… Bunun üzerine bir köylü mezarlığa saklanmış ve Cazzı’nın gece yarısı mezarından çıktığı sırada onu yakalayıp öldürmüş. Daha sonra da onu yakmak için köyde büyük bir ateş yakılmış. Ancak Cazzı’yı öldüren kişi köylülere: “Ben ilerdeki Kartal Tepesi’ni devirdikten sonra onu ateşe atıp yakın ki bana şerri dokunmasın” demiş. Böylece adam köyün güneybatısındaki Kartal Tepesi’ne doğru ilerlerken Çazzı’yı ateşe atıp yakmışlar. Ateşin küllerini tam karıştırdıkları sırada Cazzı’nın bir kemiği ateşten fırlayıp tepeyi devirmek üzere olan adamın gözüne girip gözünü çıkarmış. Acılar içinde kıvranan adam Arapköylülere “Vay hortlayasınız. İnşallah 40’ınız 41 olmaz” diye beddua etmiş. O günden sonra Arapköy’ün 40 aileyi bulmasına karşın 41’i bulmadığı, kırk aileden bir kişinin evlenmesi durumunda bir ailenin köyden silindiği anlatılmaktadır.

VRYSİ NEOLİTİK YERLEŞİM YERİ

Arapköy’ü geride bıraktıktan sonra Esentepe yolundaki Acapulco Hotel’in önünden geçiyoruz. Ancak Acapulco’nun deniz kenarındaki Vrysi neolitik yerleşim yeri kalıntılarının çoğu tesisin altında kaldığından ve bu alana da tesisin mutfak ile depolarından geçilerek ulaşıldığından burasını da ziyaret listemden çıkartmıştım.  Zaten evlerin duvarları bakımsızlıktan yıkılmış ve bu alana çeşitli su kuyuları açılmış durumdaydı. Vrysi’nin tarihi geçmişiyle ilgili kaleme aldığın özet bilgiler ilkin Zekai Altan’ın 1998 yılında yayınladığı “Kuzey Kıbrıs’ı tanıyalım, gezelim, görelim” kitabında yer almış, bilahare bu yazıma Girne Kalesindeki Vrysi seksiyonunda da yer verilmişti. Zekai Altan’ın kitabında yer alan yazımın özeti ise şöyle:
“…. Denize uzanan küçük bir burun üzerinde yer alan Vrysi, Neolitik dönemin son evresine tarihlenen (M.Ö 4410-3750) bir köy yerleşim yeridir. Şu anda büyük bir bölümü toprak altında bulunan yerleşim yerinin 575 metre karelik batı kısmı 1969 - 1974 yılları arasında Glasgow ile Birmingham Üniversiteleri adına Prof. Dr. E. Peltenburg tarafından gerçekleştirilen arkeolojik kazılarla açığa çıkarılmıştır. Doğal, ya da insan eliyle açılan çukurlar içine inşa edilen köy evleri genellikle yer seviyesinin altında bulunmaktadır. Köyün yer seviyesi altında olması kötü iklim şartlarından korunma ve yabancılardan saklanma şeklinde yorumlanmaktadır.… Bilimsel araştırmalar Kıbrıs'ın ilk insanlarının M.Ö. 8200 yılından başlayarak M.Ö 3500 yılına kadar Anadolu ve Suriye'den gruplar halinde Kıbrıs'a geldiklerini ve Limnidi Kayalığı, Trulli, Kalavassos Tenta, Kastros, Hirokitya, Sotira, Shillourokambos, Mari Tenta ve Vrysi gibi yerleşim yerlerini kurduklarını ortaya koymaktadır.

Kazılar sonucu burada tek odalı toplam 17 ev açığa çıkarılmıştır. Yan yana bitişik düzende yapılan bu evlerin aralarında dar geçitler bulunmaktadır. Vrysi evleri genellikle tek odalı ve yaklaşık yuvarlak veya oval planlıdır. Duvarlar, çevreden toplanan moloz taşların aralarına çamur harç koymak suretiyle inşa edilmiştir. Duvarların iç ve dış yüzeyleri çamurla sıvalıdır. Evlerin giriş kapıları taban seviyesinden daha yukarıdadır. Her evde taş sekiler ve ortada ise yuvarlak planlı birer küçük ocak bulunmaktadır. Bu sekilerin oturma veya yatma amacıyla kullanıldığı sanılmaktadır. Evlerin konik veya düz çatılı olduğu tahmin edilmektedir. Çatılar, merteklerin üzerine uzatılan kamışların balçıkla sıvanması ile elde edilmiştir.

Yerleşim yerinde bol miktarda seramik parçaları, taş lambalar, öğütme taşları, yonga taş artıkları, çakmaktaşı ile obsidyen'den yapılmış aletler, kemik iğneler, ağırlık taşları, taş baltalar, bileği taşları ve benzeri buluntular ele geçmiştir. Burada ayrıca, koyun, keçi, domuz, geyik ve köpek kemikleri, ayrıca buğday, arpa, mercimek, zeytin, incir ve üzüm kalıntıları da ele geçmiştir. Bunlara dayanılarak köyde yaşayan insanların seramik yapmasını bildikleri ve hayvancılık, avcılık, balıkçılık, özellikle de tarımla uğraştıkları anlaşılmıştır…

Vrysi'de kısıtlı bir alanda gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda evlerin içleri ile dışlarında herhangi bir ölü gömme olayına rastlanılmamış, bir mezarlık alanı da bulunamamıştır. Ancak kazının tamamlanmadığı göz önüne alınırsa, ileride yapılacak kazılarda ölü gömme adetleri veya diğer buluntularla ilgili yeni verilerin elde edilebileceği anlaşılmaktadır.


Vrysi ev mimarisini tanıtabilmek için, köyün batı bölgesinin kuzeyindeki en üstte bulunan ve 1'inci ve 2'inci kültür katlarına ait olan 1 numaralı evin bir benzeri Girne Kalesi'ndeki Vrysi Neolitik Yerleşim Yeri Seksiyonu'na orijinal boyutunda inşa edilmiştir. Köyün mimari özelliklerine sadık kalınarak yöresel malzemeden inşa edilen bu ev Geç Neolitik dönemin orta evresine, yani yaklaşık olarak M.Ö 4100 yılına denk gelmektedir.”

TARİHİ VİKLA TEPESİ VE VİKLA KOYUNDAKİ YIKILAN ESKİ HARNIP AMBARI

Vrysi Neolitik yerleşim yerinin yaklaşık 2 km doğuda bulunan tarihi Vikla tepesi ile İngiliz Sömürge dönemine ait harnıp ambarının önüne inşa edilmekte olan Fragate & Vogue tesisinin önünden geçiyoruz. Tesisin terk edilmiş halini, Vikla koyundaki tarihi harnıp ambarının tesisin yapılması sırasında yıkıldığını ve tarihi Vikla tepesine inşaatlarla müdahale edilmek üzere olduğunu 2011 yılında saptadığımdan bu konuda önlem alınmasının sağlanması için zamanın Eski Eserler ve Müzeler Dairesi müdürünü Afrika gazetesi aracılığıyla uyarmıştım. Ancak halen tepenin gerisinde gerçekleştirilmekte olan Lara Hotel inşaatının tepeye doğru ilerlemesi nedeniyle orasının bir eski eser alanı olarak ilan edilmediği izlenimi ediniyorum. Bu nedenle de burasını ziyaret listesine koymayı dahi düşünmemiştim.  

Vikla tepesi deniz seviyesinden 25 metre yükseklikte olup deniz kenarında yer almaktadır. Vikla kelimesi  “gözetleme amacıyla kullanılan yüksek tepe” anlamına gelmekte olup Kıbrıs’ın değişik yerlerinde, özellikle de deniz kenarlarında, ayni adı taşıyan tepeler bulunmaktadır.  Bugüne kadar Kıbrıs’ın sahil şeridine hakim durumda olan ve Vikla adını taşıyan tepelerin Klepini/Arapköy’ün yanı sıra, Dipkarpaz, Falmudi/Mersinlik (Mağusa), Kalavason (Limasol), Mari/Tatlısu (Limasol), Ayios Yeorgios Alamanou Dağı (Limasol), Kissonerga (Baf) ve Arkhimandrita’da (Baf) bulunduğu saptanmıştır.  Rivayete göre M.S 632 – 964 yılları arasındaki Arap akınlarında ve M.S XV. yüzyıl Lüzinyan döneminde korsanlara karşı Kıbrıs’ta Vikla adı verilen yüksek tepelere gözetleme yerleri kurulurdu. Latince’de “gemi direkleriyle kurulan gözetleme yerleri”ne Vikla (Bikla) adı verilmiş olduğundan, o zamandan itibaren bu gibi tepeler bu adla anılır olmuştur. Araştırmacı-yazar Nearhos Kleridis’in yayınına göre Frenk dönemine kadar bu yerlerde Devlet adına süvariler tarafından nöbet tutulmaktaydı. Askerler buradaki evlerde aileleriyle birlikte otururlar, denizden gelen korsanları saptayıp anında merkezlerine haber verirler ve yardıma gelen askerleri birliklere katılıp onlarla birlikte korsanlara karşı savaşırlardı.

Bu tepelerdeki yerleşim yerleri zamanla bir gelişim sürecine girmiştir. Nitekim 1951 yılında Arapköy’ün deniz kenarındaki Vikla tepesi ile civarında T.P. Lightbody tarafından gerçekleştirilen araştırmalarda Neolitik devre ait baltalar ve çakmak taşından yapılmış kazıyıcılar saptandığına Jack C. Goodwin’in “An Historical Toponymy of Cyprus” adlı teksir kitabında yer verilmiştir.  Bu tepenin birkaç kilometre batısında Vrysi Neolitik yerleşim yerinin bulunduğu dikkate alınırsa, bu alanın da Geç Neolitik dönemin orta evresine, yani yaklaşık olarak M.Ö 4100 yılından itibaren kullanıldığı izlenimi edinilmektedir.

Vikla koyundaki eski harnıp ambarı 1916 yılında yayınlanan tapu haritasına işlenmiş durumdaydı. 1962 yılına ait bir kitaptaki fotoğrafında ise Kayalar’daki Kornos mevkiinde bulunan 1905 yılına ait harnıp ambarına benzemekteydi. Bu nedenle onun da aynı zamanda inşa edilmiş olabileceği anlaşılıyordu. İngiliz Sömürge Döneminde Klepini (Arapköy) ile Ayios Epiktitos (Çatalköy) civarlarından toplanan zeytin, zeytinyağı ve genellikle de harnıp ürünleri torbalarda bu harnıp ambarına getirilmekteydi.  Ambara getirilen ürünler, burada görevli gümrük memurları tarafından tartılıp vergilendirildikten sonra “Vikla İskelesi“ (Vikla landing place) olarak bilinen bu noktadan küçük gemilere (mavnalara) yüklenirler ve koyun açıklarında demirleyen büyük tonajlı yük gemilerine taşınırlardı. Bu ticaretin İkinci Dünya Savaşı’nda sonlanmasıyla Kıbrıs’taki harnıp ambarları da işlevlerini yitirdiklerinden kaderlerine terk edilmişlerdir. Vikla koyu harnıp ambarı ise Hotel yapımı sırasında tamamen yıkıldığından sadece fotoğrafı günümüze kadar gelebilmiştir.

LARA BEACH

Vikla’nın önünden geçtikten sonra yıkıntılarının üzerine çok büyük bir tesisin yapılmakta olduğu Lara Beach’in önünden geçiyoruz. Kilise malı olması nedeniyle Evkaf’ın geçici kullanımına verilmiş olmasına karşın bir turizm şirketine kiralanan bu arazinin 1955 yılına kadar uzanan öyküsünü Küçükkaymaklı’da mahalle arkadaşım olan Nevvar Alişo’dan geçtiğimiz günlerde dinlemiştim.

1950’li yıllarda denizin yanındaki hurma ağacının altında küçük bir kilise vardı. Bir gün Makarios buradan geçerken burasını çok beğendiğinden yukarıdaki yolun kenarına iki katlı bir ev yapılmasına karar vermiş. Bu evde Eokacıları eğitmek için Yunanistan’dan gelen subaylar kalıyormuş.

Ancak 1974 yılından sonra hurmanın altındaki kilise yıkılmış ve oraya bir ‘galif’ inşa edilmiş. Bu ev bir süre sonra mücahitlik arkadaşımız rahmetlik Taylan Dersev’in kullanımına geçmiş. O da bu evde Lara adında Alman sevgilisiyle birlikte ikamet ettiğinden burası zamanla Lara Beach adıyla bilinmeye başlanmış. Bir süre sonra Taylan Dersev’in Girne içinde şervole arabasıyla bir askeri basması sonrasında bu ev askeri makamlar tarafından elinden alınıp Vakıflar İdaresi’ne verilmiş. Orası bir süre Evkaf İdaresi bünyesinde oluşturulan Vakıflar Spor Kulübü’nün kullanımına verilmiş… Ve buradaki 186 dönümlük kilise malının 2005 yılında ihaleyle ETS Grubu ile bu grubun Atlas Global Jet şirketine kiralandığını ve buraya inşa edilecek olan Lara Park Hotel’in temellerinin 20 Temmuz, 2010 tarihinde atıldığını da internet sayfalarından öğrenmiş oluyorum.

ALAGADİ

Lara Beach’in önünden geçtikten sonra deniz kenarındaki Alagadi’ye ulaşıyoruz.  Alagadi Rumca’da, insan ve genellikle de hayvan gücüyle çalışan ‘dolap kuyusu’ anlamına gelmektedir. Antik dönemlerde buradaki vadilerde bol zeytin ağacı yetişirken, bu vadilerde antik yerleşim yerleri, mezarlık alanları ve zeytinyağı imalathaneleri de bulunmaktaydı. Ancak burası şimdilerde eski eser alanı olarak değil, sadece Kaplumbağa üreme alanı olarak değerlendirilmiş bulunmaktadır.

Alagadi yerleşim biriminin çevresinde prehistorik dönemlere tarihlenen yerleşim yeri izlerine rastlanmaktadır.  Özellikle kayalık bir sahil şeridi olan ve “Platymatis’in karaya çıktığı yer” olarak bilinen bölgede kulübeler ile harabelere rastlandığı kaydedilmiştir. Alagadi ile yakın çevresinin tarihlendirilebilmesi için burada ne yazık ki yeterli kazı ve araştırma yapılmış değil. Ancak köyün kuzey sahilinde mezarlar, antik taşocağı izleri, bol seramik kırıkları ve bir tersane olabilecek izlere rastlanırken, bu kalıntıların gerisindeki bir arazide ise Tunç Devrinden başlayıp Helenistik devre kadar tarihlenebilen zeytinyağı ezme ile zeytinyağı presine ait kalıntılara rastlamam mümkün olabilmiştir.
Enorasis grubumuz Alagadi yürüyüş parkurunda yürüyüş yaptıktan sonra öğle yemeğimizi Alagadi Turtle Paradise Bar & Restaurant’da alıyoruz. En sonunda ise Girne’nin daracık sokaklarındaki eski eserleri ziyaret etmek için yola koyuluyor.  “Gelecek hafta ise gezimizin bu kısmını anlatırız” diyerek bugünkü yazımızı sonlandırmış olalım…

Bu haber toplam 755 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 206. Sayısı

Adres Kıbrıs 206. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler