1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Beşparmak Dağlarımızın Zeybek Oynadığı Gün…
Beşparmak Dağlarımızın Zeybek Oynadığı Gün…

Beşparmak Dağlarımızın Zeybek Oynadığı Gün…

İçimizden biri… Konuştuğum, hakkında yazdığım. Benim gibi, senin gibi bir insan işte. Hayatında günlük rutinleri olan, bizden biri… Yüksek tavanlı, eski bir Türk evinde oturur. Bu ev onun, Kıbrıs’a kesin dönüş kararını verince, il

A+A-

      

 

İçimizden biri…

Konuştuğum, hakkında yazdığım.

Benim gibi, senin gibi bir insan işte.

Hayatında günlük rutinleri olan, bizden biri…

Yüksek tavanlı, eski bir Türk evinde oturur.

Bu ev onun, Kıbrıs’a kesin dönüş kararını verince, ilk görüşteki aşk gibi, bir seferde görüp ve tuttuğu kalesidir.

İsmi lazım değil. Sevmez o da, bizim gibi, isimlermiş, filancalardanmış ve daha bir sürü böyle olan etiketleri...

Filanın kızı veya oğlu olmak gibi ayrıntılar çoktan tarih oldu onun dünyasında.

“İlk önce insanım”, sonra da “İsmim budur” der.

Geçen akşam baktım arıyor.

“Hadi gel, bahçenin en güzel zamanı, oturur sohbet ederiz, konuşuruz bu Ada’nın hallerini” diyor...

Hava sıcak ve yorgunum. Bir taraftan da, Angel (siyam kedim) oyun oynamak istiyor.

“Ne yapacağım?” diye düşünürken, tipik Hare davranışlarından birini sergiledim. Angel’ı aldım ve öylece gittim.

Hiç sormadım, Angel’ı getirebilir miyim diye...

Ne yapayım?         

Hare bazı konularda yola gelmez. Bildiğini okur.

Tabii ki gideceğim yerden mutlaka daha evvelden yüz bulmuşumdur ki, sormadan alır kedimi giderim...

Bahçede otururken gecenin tatlı serinliğinde, yıllar evvelîsine gittik.

Onu dinledim bütün gece. Hem ağladık, hem güldük.

Anlatılanların bir kısmını, onun da iznini alarak sizinle paylaşıyorum...

“Daha dün gibi, hatırlıyorum. Uçağın içinde, ellerim terliyor sürekli. Verdiğim kararı düşünüyorum. Herşey pembe renkteki bir düş bahçesi gibi.

Çocukluğumda, Girne’de babacığımın bana, pamuk şekeri aldığı kareler geliyor hafızama...

Yine de ellerim terliyor, buna engel olamıyorum. Pencereden bakıyorum, bulutlar ve güneş. Ne kadar güzel bir sahne…

Unutmak istiyorum her şeyi, nereden geldiğimi, nereye gittiğimi, yine de ellerim terliyor.

Bu beni daha da üzüyor.

Niye üzüyor?

Ben ayrılırken bu adadan, geriye bakmadan gitmiştim.

Veda ederken, kendi toprağıma, sadece başka bir ülkeye gideceğim uçağa bakıyordum. Görmek istemiyordum, güzelim dağlarımı.

Acırdı içim daha fazla. Biliyordum, etrafıma bakarsam, dizlerimin bağı çözülecekti ve yığılıp kalacaktım, o uçağa binemeden.

Özleyecektim yaseminleri, kokularını, onları yaz gecelerinde koynuma dizili dizili aldığım zamanları...

Kimse bırakmaz isteyerek sevdiği ve uğruna öleceği toprağını.

“Bir gider, yerine beş gelir”. Kulaklarımda yankılanan hep bu cümleydi.

Beni Kıbrıs’tan ayıran yine bu cümleydi. Herkesin işine gelmişti.

Düşünen ve üreten insanların yeri ada dışıydı.

“Bir gider, yerine beş gelir”. 

Doğduğum yerle ilişkim, iklimi sert bir coğrafyaydı.

Baharları kısa, yazları çok sıcak ve kışları hiç bitmeyecekmiş gibi, insanı yoran bir ilişkiydi. Bazen o kadar sert rüzgârlar eserdi ki, herkes dağılır ve savrulurdu bir yerlere.

Ama o sert rüzgârlar sayesinde, serpilir büyür insan; hayatla başedecek güce öyle kavuşurdu.

İnsanoğlunun hayatı bir yazgıdır. Kimse kendi toprağından isteyerek ayrılmaz.

Bir şeyler olur ve siz bu kararı verirsiniz. Hal böyle olunca, tümden ilişkiler sarsıntıya uğrar.

Kimse çocuğunu, vatanından uzaklarda aş aramak için doğurmaz elbet.

Analar çocuklarını doğururken, dünyaya getirirken, hep birgün yaşlandıklarında yanlarında olacaklarını düşünerek hayaller kurarlar.

“Bir gider, yerine beş gelir”.

Merak etmiyorum, doğrudur bu cümle. Ben gittim yerime beş geldi hatta daha fazla.

Ben gittim, ama anne ve babacığımın yanına beş gelmedi, kimse gelmedi.

Sadece boynu bükük bir anne ve baba bıraktım.

“Bir gider, yerine beş gelir” diyen, sen ey çokbilmiş ve okumuş büyüğüm, hiç senin çocuklarından biri gitti mi yanından?

Yok, biliyorum gitmediler. Hepsi de yanında. Sen o yüzden bilmezsin benim ailemin çektiği üzüntüleri. Aklının ucundan dahi geçemez, geçmez de zaten.

Sen anlamazsın herkesin ne hissettiğini.

Giderken toprağından, bilmezsin arkanda bıraktığın enkazı. Sen sadece şirin görünmek derdindeydin, her zamanki gibi.

Biliyor musun?

Zorunda değildin. Şirin görünmek zorunda değildin. Seni kayıtsızca koruyan ve her zaman yanıbaşında olan Güç, severdi seni her halinle inan bana.

 Analar yavrularını her zaman sever, koşulsuzca. Böyledir bu. Doğanın kanunu, tabiatın kuralıdır. Hatta ve hatta birazcık direnseydin belki de bizim için daha iyi olurdu.

Gurur duyardı Ana, senin kendine ait doğruların olduğuna.

Yavrusunun canla ve başla, cesurca kimliği için mücadele ettiğini görüp etkilenir ve başka türlü imkânlar tanıyabilirdi. Yine de buna cüret olmadı. Kabuğumuzda kaldık. Hep konuştuk, ama yol katedemedik...

Herkes darbe aldı bu olanlardan.

“Bir gider, beş gelir”, diyen benim sevgili büyüğüm, sen bilir misin sevdiklerinden ayrı kalmanın sana verdiği o ince sızıyı?

Sen bilir misin, kimlik duygusunun nasıl parçalara ayrılıp asimile olduğunu?

Peki, sen hiç bilir misin, nasıl bir duygudur, memleketinden ayrı olduğun gecelerde, gökyüzüne bakıp çoban yıldızını bulmaya çalışmak ve onun görüntüsünün de, şu an Kıbrıs’ta da aynı olup olmadığını merak etmek?

Veya sen tattın mı hiç, nasıl bir duygudur, sis bulutlarının içerisinde, başını kaldırmak katran karası göğe ve yıldız göremeyince kahrından ağlamaya başlamak?

Peki, sen bilir misin, nasıl acıdır, insanların senin arkandan bilmeden kendilerince, senin memleketten ayrılış nedenlerin hakkında konuşmaları?

Yanlış ve yersiz...

En acısı da budur. Herkes konuşur senin için, senin hakkında yasaksızca. Dilin kemiği yoktur. Fakat senin kendin için konuşman yasaktır. Yazılı olmayan kanunlar var, hiyerarşi düzenlerinde. Bizim gibi feodal toplumlarda...

Dalmışken kendi iç hesaplaşmama, bir de bakıyorum ki, güzel Kıbrıs’ım göründü. Uçak birazdan inecek, görüyorum Beşparmakları, üzerinden geçiyoruz.

Nasıl da kalbim atıyor, ağlıyorum. Bakıyorum uçağın o minik penceresinden ve diyorum ki kendime,

- Baksana kızım, Beşparmaklar “Dillirga” eşliğinde zeybek oynuyor. Bugün bizim bayramımız. Giden “Bir” geri dönüyor. Sevin anacağım, babacığım evladın geri geldi sana. İşte bu benim memleketimdir, ben bu topraklarda ölmeye geldim. ”

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 753 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler