1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. ‘Benimle birlikte yürür gökyüzü’
‘Benimle birlikte yürür gökyüzü’

‘Benimle birlikte yürür gökyüzü’

‘Benimle birlikte yürür gökyüzü’

A+A-

Filiz Uzun

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan sanatsal sergilere olabildiğince katılmaya çalışıyorum. Ancak son zamanlarda izlediğim sergiler arasında beni en çok etkileyen 10 Haziran tarihinde fotoğraf sanatçısı sevgili Buket Özatay’ın “Benimle Yürür Gökyüzü” belgesel fotoğraf sergisi oldu.

Serginin ilgimi çekmesinin nedeni; Konunun kadınlar olmasıydı. Hem de kadın mahkumlar. Kadın sorunları hep derdim olmuştur. Benim de bir kadın olmam ve bu sorunlardan nasibimi almış olmam da sebep olmuştur tabi sergiden etkilenmeme. 14 dakikalık videoyu ağlayarak izledim mesela. Orada olduğumu hissettim resmen. Mahkum gibi.

Hemen hemen herkes konuşur kadın sorunlarını, kadın örgütleri özellikle, çeşitli eylemler, gösterilerle farkındalık yaratırlar bu konuda. Ancak kadınlar koğuşunun gözler önüne serilmesi, bu sorunların en son gelinen noktasının görüntülenmesidir aslında. Ölümden önce varılacak en son noktadır şiddette. Hatta belki de ölümden daha beterdir mahkum olmak.

Buket Özatay söyleşimizde mahkum olarak değil de fotoğraf çekmek amacıyla girdiği halde cezaevine “özgürlükten tutsaklığa geçiş” olarak tanımladı kapıların üzerine kapanmasını. Bu sergiyi izledikten ve Buket ile sohbetimden sonra birkaç gündür ben de düşündüm mahkum olmakla ilgili.

Öldürebilir miyim başka bir canlıyı. Bilinçli ve planlı bir şekilde asla. Ama ya kazayla? Ya hiç istemeden olursa. Ya da beklemediğim bir anda. Mesela aracımla kaza yaparak, ya da çocuğumu korumak adına. Belki de başka bir canlıyı kurtarmak için. Kim bilir, bizi nelerin beklediğini nereden bilebiliriz ki?

Mahkum olmak için sadece birini öldürmek gerekmiyor elbette, başka suçlar da vardır. Ancak cinsiyetçi ayrım gibi gelebilir belki, ama doğurma özelliğine sahip bir kadının bilinçli ve planlı bir şekilde başka bir canlıyı öldürebileceği gerçeği bana pek inandırıcı gelmiyor. Bunun altında ya erkek şiddeti  ya da kendi canını veya evladının canını kurtarmak vardır bana göre.

Bir hata yapıp mahkum olmuş her kimse kötü müdür? Kesinlikle hayır. Her insan, her hata yapmış kişi kötü değildir. Kötü şartlarda hatalar yapmış olabilir birçok insan. Belki de aynı şartlarda yaşasak bizler de aynı davranabilirdik.

Tek bildiğim şudur ki ne hata yapmış olsa da insan onun geçtiği yolları, yaşadıklarını, karşısına çıkan insanları, yaşamını bilmeden yargılayamayız. Kimse demir parmaklıklar ardına girmeyi, tutsak olmayı istemez. Ve her insan hata yapabilir bu hataların boyutları; eğitimine, ailesine, etrafındaki destek faktörlerine ve en mühimi de yaşadığı ülkedeki sosyal devlet anlayışına göre değişir.

Şiddete uğramış bir kadını devlet korusaydı eğer, ona şiddet uygulayanla kendi mücadele eder miydi kadın? Ya da 17 yaşında kimsesiz olan genç bir kız uyuşturucu batağına düşer miydi?

Kadınlar koğuşundaki kadınlara iğneyi batırmadan önce çuvaldızı hepimiz kendimize batırmalıyız. Hepimiz suçluyuz aslında. Tek tek hepimiz. Sustuğumuz için, daha yüksek bağırmadığımız için, sokağa çıkmadığımız için, bu ülkede erkek şiddeti var diyemediğimiz için.

Ve maalesef en büyük suçlu devlet. Kadını, çocuğu, ezileni, kimsesizi korumadığı için…

F.U: Sevgili Buket, bir fotoğraf sanatçısı olarak kadın koğuşuna girmeye nasıl karar verdin?
B.Ö:
18 yıldır fotoğrafla uğraşan biri olarak hiç kişisel sergi açmadım. Aslında isteseydim birkaç kez 50-60 fotoğrafımı toplayıp bir sergi açabilirdim ancak ben açacağım kişisel serginin çok özel ve sıra dışı olmasını istedim. Doğru işi bekledim. Geçen yıl Ağustos ayında bir sabah aklımda bir fikirle uyandım. İçimden gelen ses bana kadınlar koğuşunu fotoğraflamamı söyledi. İstediğim proje buydu.

F.U: Herhangi bir kadın örgütünde çalıştın mı hiç?
B.Ö:
Hayır. Enteresan olan da o aslında. Kadınlarla ilgili hiçbir örgütte çalışmadım. Bu projeye başlamamdaki en büyük sebep merakımdı. İçerde nasıl bir hayat olduğunu ve kadın mahkumların neler yaptığını hep merak etmişimdir.

“CEZAEVİ’NE GİRMEK İSTİYORUM”

F.U: Hapishaneye girmek zor oldu mu?
B.Ö:
Aslında bu projemi ilk kez kardeşimle paylaştım ve o bana bu iş için izin almanın çok zor olduğunu söyledi. Kardeşim gibi birçok kişi de bana aynı şeyi söyledi. Ben her zaman bir işi yaparken gerekli şeyleri kendim yapmak isterim. Araya tanıdık falan koymadan.  Bu yüzden pes etmedim ve gerekli yerler ile temasa başladım. Hapishanenin İçişleri Bakanlığına bağlı olduğunu öğrenince Bakan Sn. Teberrüken Uluçay’dan randevu aldım ve görüşmeye gittim. Görüşmede o kadar heyecanlıydım ki Bakan’a “Cezaevine girmek istiyorum” dedim. Daha sonra doğru cümleyi kurmadığımı anlayarak gerekli açıklamayı yaptım ve  “Evet” cevabını aldım. Hatta konuyu çok ilginç buldu. Bundan sonraki süreçte de Bakanlık müsteşarı Hasan Alicik ile irtibatta olduk.

F.U: Cezaevine girmeniz ve kadınlarla tanışmanız nasıl oldu?
B.Ö:
Apar topar oldu aslında. Hiç planlama yapamadım. Tamamen plansız, beklemediğim bir anda oldu. Televizyon programım vardı. Bakanlıktan beni arayıp cezaevine gidebileceğimi söylediler ve cezaevi müdürü beni arayıp “15 dakikaya burada ol” dedi. Ben müdürle görüşüp döneceğimi sanmıştım. Oysa müdür bana “bakanlığın ya da benim izin vermem değil esas kadınların kabul etmesi gerekir, gir ve kadınlarla görüş” dedi. Oysa ben daha sade, daha doğal gitmek isterdim kadınların yanına. Programda şık, saçlar yapılmış bir şekilde olduğumdan böyle gitmek zorunda kaldım. Moralim çok bozuldu çünkü kabul görmeyeceğimi düşündüm.

F.U: Kadın koğuşuna girip ardından kapılar kapandığında ne hissettin?
B.Ö:
İlk girdiğimde giriş kapısı ardımdan kapandığı an o zaman özgürlükten tutsaklığa geçiş yaptığımı hissetmiştim. Hayatımda ilk kez cezaevine girmiştim.

F.U: Kadınlarla ilk tanışman nasıl geçti?
B.Ö:
Hazırlıksız yakalanmıştım. Salona hepsi gelmişti. Aralarından biri Rukiye, beni tanıyordu. Babam adına yaptığım yarışmayı biliyordu ve takdir ediyormuş. Bu beni rahatlattı biraz. Önce kendimi tanıttım ve projemi anlattım. Bu projeyi gerçekleştirmeyi çok istediğimi de ekledim. Bazıları “beni çekebilirsin” dedi. Bazıları “çek ama yüzüm görünmesin”, bazıları ise “terliğimin ucu bile görünemez” dedi. Tanıştığımızda aralarından biri bana “dışardan içeriyi nasıl görüyorsun” diye sordu. Çok şaşırmıştım. Ne hissedersem onu söyledim. Doğal ve samimi olmam kabul görmemi kolaylaştırdı. Bir de bana “Sen adam öldürebilir misin?” diye sordular. Ben de “evet bir kez düşündüm. Kafamda plan bile yaptım ama sonuçlarını da düşündüğüm için vazgeçtiğimi” anlattım. Sadece güçlü karakterle ilgili olmadığını, etrafımızdaki şartların da etkili olduğundan bahsettim. Onların başına gelenin bir gün herkesin başına gelebileceğini de anlattım. Ve onları yargılamadığımı anladılar.

“ÖLDÜRMEZSEN ÖLÜRSÜN”

F.U: Ne kadar sürdü cezaevinde çalışman? Orada olmak nasıl bir duyguydu?
B.Ö:
Aslında 6 aylığına izin almıştım. Ancak 10 aydan fazla sürdü oradaki çalışmam. Ben haftada birkaç kez cezaevine gidip onlarla oluyordum bazen 5-6 saat kalıp sadece birkaç fotoğraf çekebiliyordum. İlk başlarda tanışma dönemi oldu. Onları tanımak ve onların da beni tanıması gerekiyordu. Onlarla oturup sohbet ettik. İlk başladığımda 10 kadın vardı. Bu sayı 7-8 ile 10-15 arasında değişti hep. Girenler çıkanlar oldu. Bir de hep orada olanlar. Benim amacım gidip bir kaç fotoğraf çekip kaçmak değildi. Oradaki ruh halini de anlamak, yaşamlarını anlamak ve bunu fotoğrafla insanlara aktarmaktı hedefim. Bu yüzden de yaklaşık 11 ay sürdü çalışmam.

F.U: Tanıştığın kadınların hayatlarından seni etkileyenler oldu mu?
B.Ö:
Evet onların hayat öykülerini dinledim. Onlarla bağ kurdum. Onları anlamaya çalıştım, onlara mahkum gibi değil şanssız kadınlar olarak baktım. Onları yargılamadım. İnsan olarak çok sevdiklerim oldu. Hayran olduklarım. Mesela Rukiye. Dışarıda okumuş dediğim birçok insandan daha çok zevk aldım sohbetinden. Çok akıllı bir kadın. Basında sevgilisi ile eşini planlı bir şekilde öldürdüğü şeklinde yer almıştı. Kimse onun neler yaşadığını bilmez örneğin. Rukiye beni çok etkiledi, inanılmaz iyi bir İngilizcesi var, benden bile iyi konuşuyor. Sanata meraklı, çizim yapar,  çok okuyor. 11 ay boyunca ona 100’den fazla kitap götürdüm. Rukiye bana “Buket abla bazen öldürmezsen ölürsün” dedi. Bu cümle de beni çok etkiledi. Birçok şeyin onu bu suça ittiğine inanıyorum ben. Rukiye’nin ailesi ve oğlu ile de tanıştım görüş gününde. Oğlu da çok yetenekli. Çok iyi bir sesi var. Rukiye gibi birçok kadın etkiledi beni. Hepsiyle iyi ilişkiler kurduk. Terliğimin ucu çıkmasın diyenler bile izin verdiler fotoğraflarını çekmeme.

F.U: Onların deyimiyle içerde olan kadınların hayat hikayelerini dinlediğin zaman bir çoğunun orda olma nedenleri erkekler miydi?
B.Ö:
Maalesef öyle. Kocasını öldüren Rukiye mesela, neden bir kadın katil olur ki?.. Sahte para nedeniyle içerde olan Hacer; erkek arkadaşının kurbanı olmuş. Özlem Diker, eşinin onu tehdit ettiğini söylüyor eğer yardım etmezse ondan olan çocuğuna da aynı şeyleri yapmakla tehdit ettiğini söylüyor.  Ne kadarı doğru bilmem ancak mutlaka arkalarında bir erkek olduğunu duydum. Oradaki suçluları bir süre sonra suçsuz görmeye başladım. Örneğin Özlem Diker’e karşı negatiftim ama bir süre sonra yumuşadım. Çünkü bağ kurdum.


MAHKUMU SEVMEK

F.U: Mahkum  olan birini sevmek ya da anlamak suçmuş gibi bir psikoloji ile açıklıyorsun onlarla bağını, bunun nedeni ne?
B.Ö:
Orada tanıştığım kadınları sevdiğimi anlattığımda birçok insan yüzüme acayip bir şekilde bakıyor çünkü. Onlar suçlu ve onları sevemezsin gibi. Bu yüzden eleştirildiğim bile oldu. Bu yüzden bu psikolojiyi uzun süre taşıdım. Suç işlemiş olabilirler ancak iyi insanlardı hepsi. Dışardan bakıldığı gibi değildir hiç bir şey. Maalesef hep bir şeylere göre değerlendiriyoruz insanları. Oysa ben dışarda ne kadar insan tanıyorum üniversite bitirmiş, yurt dışında okumuş ama 2 dakika onunla sohbet edemezsiniz. Ya psikolojisi bozuk ya kompleksli. Oysa ben Rukiye ile saatlerce sohbet edebilirdim sıkılmadan ya da oradaki birçok kadınla.

F.U: Cezaevinde onlara ait neler olabiliyor? Dolapları, kendilerine ait özel mekanları var mı?
B.Ö:
Dolapları yok. Birer yatakları var. Plastikten çekmeceli rafları var bazılarının. Daha uzun süre kalanların köşeleri var pencere kenarında. Onun yatağı hiç değişmez, diğerlerinin değişebiliyor. Odalarında buzluk var. Bir tuvaletleri var, banyo ortaktır. Haftada iki kez sıcak suları geliyor. Bunu duyduğumda şaşırmıştım, müsteşara söyledim ve sıcak su verdiler ancak cezaevinde işlerine karışmam pek hoş algılanmadı. Haddim olmadan müdahale ettim çünkü her kim olursa olsun önce insandırlar  ve oradakiler de kadındır ve sıcak suya ihtiyaçları var diye düşündüm.

F.U: Bu sergi ile bize düşünülmesi gereken bir mesaj verdin aslında. Kadını koruyan sosyal devlet anlayışının eksikliğini gözler önüne serdin.
B.Ö:
Evet. İçeride uyuşturucu nedeniyle yatan 17 yaşındaki kız mesela en çarpıcı örnek. Annesi hayat kadını,  babasını hiç tanımamış. 10 yaşında iken annesi gözü önünde intihar ediyor. Dayısının yanında 16 yaşında kalmış ve 16 yaşında orayı terk ediyor. Hiç kimsesi yok. Uyuşturucu nedeniyle içerde yatıyor. Islah evi yok, uyuşturucu tedavi merkezi yok, kendinden büyük kadınlarla aynı koğuşta. Ben ne toplum bilimci ne kadın savunucusu bir örgüttenim. Ben bir sanatçı olarak kadın koğuşunu gözler önüne serdim. İlgili örgütler, kadın örgütlerinin içeriyi görmelerini isterim. 14 dakikalık videoyu izlesinler, sergiyi görsünler mesela.

HİÇ YAPILMAMIŞI YAPMAK

F.U: Kadınlar koğuşu erkeklerinkine göre sanırım daha az değil mi?
B.Ö:
Evet ben orda olduğum sürece sayı en fazla 15 oldu. Erkeklerin tarafına gitmedim ama daha fazla olduğunu biliyorum. Kadınlar az olduğu için ranza bile değil yataklar. Kadın yurdu gibi. Aydınlık temiz. Ben daha karanlık tahmin etmiştim.

F.U: Daha önce böyle bir sergi hiç yapılmamıştı değil mi?
B.Ö:
Kıbrıs’ta güney tarafında bile yapılmamış. Hatta oradan sergiyi ziyarete gelen bir fotoğrafçı arkadaşım onun da denediğini ancak izin alamadığını söyledi. Türkiye’de sadece anneleriyle içerde kalmak zorunda olan çocukların belgeseli yapılmış sosyal sorumluluk projesi idi. Yüzler de görünmüyordu. Bu proje aslında 11 ay boyunca çok zordu. Orda olmak, hayat hikayelerinin içine girmek… Her Pazar oradaydım ben genellikle. Çok kolay olmadı ancak hiç yapılmamışı yapmak ve orayı benim gibi merak eden insanlara bu belgeseli izletmek inanılmaz bir duyguydu benim için.

F.U: Bu sergiyi açmadan önce İtalya’daki bir yarışmaya gönderdin portfolyonu ve ödül aldın. Bu projeyi ilk bu ödülle duyurdun sanırım.
B.Ö:
Evet bir ay vardı daha sergiye ve bu yarışmaya elimdeki fotoğraflardan bir portfolyo oluşturarak gönderdim ve ödül aldım. Daha sonra da İspanya’dan bir ödül aldım.

F.U: Sergiye ilgi nasıldı?
B.Ö:
Çok ilgi çekti. Hatta burayla ilgilenen Leyla hanım sergiyi ziyaret eden birçok kişinin buradan ağlayarak çıktığını söyledi. Turistlerden ziyaret edenler bile oluyor. Güney Kıbrıs’tan birçok sanatsever ziyaret etti sergimizi. Bu da beni çok mutlu etti. Amacım oradaki hayatı aktarabilmekti, insanların beğenisini kazanmak, onların duygularına dokunmak beni çok mutlu etti. Daha önce Fas sergisi de açmıştım. Toplasan 10 kişi günde gelmezdi ancak bu sergimi günde 40-50 kişi ziyaret ediyor. Ziyaret edenler de etkilenerek çıkıyorlar.

MÜDÜRDEN AZAR

F.U:  Oraya giderken dışardan bir şeyler götürebilir miydin?
B.Ö:
Sigara götürürdüm ve çantamda sokardım ama fark edildiğinde çantamı dışarıda bırakmam gerekti. En çok kitap götürdüm. Kitaplar da müdür tarafından incelenir ve onay aldıktan sonra verilirdi. Başka bir şey götüremezdim. Yiyecek, içecek aileler de götüremiyor.

F.U: Fotoğraflar spontane mi yoksa sen mi kurguluyordun?
B.Ö:
Davetiyedeki ve kitabın kapağına koyduğumuz  fotoğraf ve bacağında jartiyer dövmesi olan kadının kelepçeli fotoğrafı  dışındaki hiçbir fotoğraf kurgu değil. Fotoğraftaki her kare kadınların hep yaptığı şeylerdi. Bunu gözlemledim gidip gelirken. Bahçede sigara içmek mesela, telefonda konuşmak ankesörlüden (Özlem mesela sürekli ankesörlüden konuşur onu da fotoğrafladım) , birbirinin saçını taramak, salonda televizyon izlemek, çay kahve içmek, yatağa uzanmak, hobi yapmak gibi. Ya da çamaşır yıkamak. Ne yapıyorlarsa onu çektim. Jartiyeri bacağında görünce kelepçe istedim gardiyandan o da verdi ben de jartiyerli fotoğrafı kurguladım ancak müdür duyunca koğuşu bastı ve beni azarladı. Sergiye de koydum fotoğrafı, görünce sinirlendi biraz. Ben biraz da korkusuzum. Bana fotoğraf izni verildi ben de fotoğraf çektim.

FARKINDALIK

F.U: Telefon hakları var mı?
B.Ö:
Evet. Sadece 3 kişiyi arama hakları var. Kontürü varsa bu 3 kişiyi arayabilir. Müdürün onayladığı 3 kişinin dışında başkasını arayamaz.

F.U: Cezaevinden çıkanlarla iletişim halinde misiniz?
B.Ö
: 3 kişi ile iletişim halindeyiz. 2’si sergiye de geldi. Facebook’tan konuştuğum olan da var.

F.U: Son olarak söylemek istediğin var mı?
B.Ö:
Merak ve sorgulama özelliğim sayesinde bu projeye başladım. Görünmeyeni görünür kıldım. Oradaki yaşamı göstermek istedim. Ben bu proje ile amacıma ulaştım. Kişisel sergimi tam da istediğim gibi sıra dışı, çarpıcı ve daha önce yapılmamış bir proje ile açtım. Bu benim için büyük bir başarı ve gururdur. Ama bundan ötesi beklentim. Bu sergi için oluşturduğum belge niteliğindeki kitabın, fotoğrafların, 14 dakikalık videonun daha sonra da belge oluşturmasıdır. Çünkü cezaevindeki kadınların sorunları dışardaki kadınların da sorunlarıdır. Ve içerdeki kadınlar bu sorunlarının sonucudur. Bu sergide çok fotografik fotoğraflar yok. Güzel şeyler de sergilenmiş. İçerideki yaşamı gösterdim sadece. Umarım belgesel sergim gözler önüne serdiğim kadın sorunlarına ışık tutar ve umarım bir nebze olsun sorunların çözümünde katkım olur. Umarım farkındalık yaratmışımdır.

 

Bu haber toplam 784 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 217. Sayısı

Adres Kıbrıs 217. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler