1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BENDEN SÖYLEMESİ...
BENDEN SÖYLEMESİ...

BENDEN SÖYLEMESİ...

TESEV Doç. Dr. Rebecca Bryant ve Dr. Christalla Yakinthou imzalı “Kıbrıs’ta Türkiye Algısı” raporunu sundu önceki gün. İstanbul dışında olduğum için katılamadığım sunumu TESEV’deki arkadaşlar gönderdiler sağolsunlar. Araştırmacıla

A+A-

 

 

TESEV Doç. Dr. Rebecca Bryant ve Dr. Christalla Yakinthou imzalı  “Kıbrıs’ta Türkiye Algısı” raporunu sundu önceki gün. İstanbul dışında olduğum için katılamadığım sunumu TESEV’deki arkadaşlar gönderdiler sağolsunlar. Araştırmacılar, Kıbrıs’ın Kuzeyinde ve Güneyindeki Türkiye algısını inceleyen ilginç bir çalışma koymuşlar ortaya.

Bizim Büyükelçilik müstemleke valiliği görüntüsünden sıyrılıp Kıbrıs’ı, Kıbrıslı Türkleri ve hatta Rumları dinlemeye çalışsa, hadi bundan vazgeçtim, hiç değilse bu tür araştırmaları masaya yatırıp üzerinde kafa yorsa belki bir çok sorun kolaylıkla çözümlenebilecek. Ama Lefkoşa’da Kıbrıslı Türklerin iradesiyle kafa bulurcasına Meclis binasının karşısında yükselen Elçilik Binasının duvarları sokağın feryadını içeriye geçirmiyor anlaşılan. TC Büyükelçileri gözlerini Ankara’ya çevirip, kulaklarını Kıbrıslı Türklere tıkayarak neyin “elçiliğini” yapıyorlarsa artık?

Vakti yoktur şimdi bizim Büyükelçi’nin. Özetleyeyim kısaca da belki işe yarar. Kıbrıslı arkadaşlar kusura bakmasın ve zaten bildikleri konular için beni okuyarak vakit kaybetmesinler artık, bu haftaki yazıyı Elçi Bey’e “tercüme” ile harcayacağız ne yapalım.

-          Kıbrıs’ta umutsuzluk hakim. Hem Kuzey’de hem Güney’de müzakerelerle ilgili olarak umutsuzluk ve umursamazlık artıyor. (Hoş, müzakereyi yürüten zât bile o kadar umutsuzdu ki basıverdi istifayı, şimdi toparlanmaya uğraşıyor)

-          Kimse KKTC denen oluşumun bir devlet olarak tanınacağına inanmıyor. (Yeni bir durum gibi yansıtılsa da “tanıyorum” diyen Türkiye’nin bile tanımadığı bir oluşumun tanınacağına kim niye inansın değil mi ama?)

-          Türkiye küreselleşmeye entegre olurken Kıbrıslı Türkler içe kapandı. (Osmanlı’nın huyudur bu. “kendi her haltı yer, eve kapattığı hareminin kapısına kilit üstüne kilit vurur)

-          AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasındaki ilişkileri değiştirdi. AKP’ye kadar asker üzerinden ve “milli dava” anlayışıyla yürütülen ilişkilerde sivil ve ekonomi ağırlıklı bir görüntüye dönüştü.

-          “Milli Dava” anlayışının değişmesiyle birlikte Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere yönelik saygısı da ortadan kalktı. (Hiç katılmıyorum bu görüşe. Türkiye’nin Kıbrıs ve Kıbrıslı Türklere azıcık saygısı olsaydı 74’te 2. Harekâtı yapmaz, “barış harekâtını” işgale dönüştürmez, adayı somun gibi ikiye bölmez, işgal ettiği bölgede kendisinin bile tanımadığı bir oluşumu başlarına tebellaş ettiği Kıbrıslı Türkleri dünyadan kopartıp adanın kuzeyine hapsetmezdi! “Milli Dava” denilen şey tüm argüman ve uygulamalarıyla başlı başına bir saygısızlıktı zaten.)

-          TC ve Türkiyeli yatırımcılar Kıbrıslı Türkleri dikkate alma gereği duymayan bir yatırım ve yaptırım politikası izlemeye başladılar. (Buna da katılmıyorum doğrusu. Türkiye 74’ten beri bu politikayı izliyor zaten. Ne Anadolu’dan nüfus aktarırken ne de bu nüfusun artan ihtiyaçlarının karşılanmasına dönük alt yapı yatırımları yapılırken kimse bir şey sormadı ki Kıbrıslı Türklere?)

-          Kıbrıs’ın Kuzeyinde Türkiye ile ilişkiler “eşitsiz, saygıya dayanmayan, vesayet ve biata dayalı, despotik bir ilişki modeli” olarak yorumlanıyor. AKP’ye kadar “anavatan-yavru vatan” ilişkisinin, AKP ile birlikte “baba-oğul” ilişkisine dönüştüğü söyleniyor. Bu ilişkinin “kardeşlik” ilişkisine dönüştürülmesi arzulanıyor Kıbrıslı Türkler tarafından…

-          Kıbrıs’ın Kuzeyinde “de jure” nüfus 190 bin olarak ifade ediliyor. Bunun 50 bini Türkiye’den aktarılan nüfus. “de facto” nüfusun ise 35 bininin asker, 35 bininin öğrenci, 70 bininin ise “kayıtlı kayıtsız işçiler ve aileler” olarak belirtiliyor ki bunlar da Türkiye’den gelenler. Dolayısıyla en iyimser tahminle bile “de facto” nüfusun 140 bin kadarı Türkiyeli… (Bizim buralarda buna “kendi memleketinde azınlık haline getirilmek” deniyor)

TESEV araştırmasında Kıbrıslı Türklerin “Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi için getirdiği öneriler” de yer alıyor. Bence Sn. Büyükelçi’nin yakın gözlüğünü takarak, eline bir de fosforlu kalem alarak okuması lazım buraları:

-          Saygı, hukuksal eşitlik, Büyükelçinin elçi gibi davranması,

-          Her türlü kararda Kıbrıslı Türklere danışılması, Yardım Heyeti’ne Kıbrıslı Türk Uzman alınması,

-          Asker sayısının azaltılması

-          Ülkenin demokratikleştirilmesi…

Kıbrıslı Türklerin öncelikli beklentilerini oluşturuyor. Kulağı 1974 marşlarına alışmış Türkiyeli okuyucuyu şaşırtabilir bu talepler ama evet, Kıbrıslı Türkler her şeyden önce azıcık “saygı” bekliyorlar!

Dünyanın hiçbir “egemen” ülkesinde olmayan ve yıllardır söylene söylene dillerinde tüy bitiren bir talepleri daha var Kıbrıslı Türklerin: “Büyükelçilerin Elçi gibi davranması!”.

Ne yapar bir Büyükelçi? Görev yaptığı ülkenin hukukuna, geleneklerine, toplumuna saygı gösterir öncelikle… Eğer Kıbrıslı Türkler iki lafın birinde “azıcık saygı bekliyoruz” diyorlarsa Ankara’nın da şu Lefkoşa’daki binanın içinde ve dışında olup bitenlere bakması gerekir.

Ben Kıbrıs’ı yakından izlemeye çalışan biri olarak hemen bir “tüyo” vereyim Ankara’ya: Kıbrıslı Türkleri o “Rumcu” dedikleriniz değil, bizzat “sizin gönderdiklerinizin üslup ve davranışları” kışkırtıp çileden çıkartıyor! Haydi bana inanmıyorsunuz, e o zaman bir sorun kendi kendinize kardeşim; “biz bu bürokratlara niye maaş veriyoruz? Kıbrıslı Türkler ile “Anavatan” arasında sıcak ilişkiler kursunlar, sevgi bağını güçlendirsinler diye değil mi?”… Buna rağmen ilişkiler bu hale gelmişse,  bürokratlarınız işlerini iyi yapamıyorlar demektir… Benden söylemesi…

 

* * *

E TOPARLANACAKSANIZ TOPARLANIVERİN GAARİ!

“Toparlanıyoruz” hareketini ilgiyle izliyorum bir süredir. Sosyal ağları iyi kullanıyorlar. Diğer partilerin bu dinamik ve çağdaş iletişim tekniğinden yararlanması gerekir.

Kudret Özersay’ı ilk kez Perşembe günü Aysu Basri’ye konuk olduğu Sim FM’de dinledim. Sıcak, sempatik, naif ve heyecanlı bir üslubu var. “Toplum Sözleşmesi” adıyla bir manifesto koymuşlar ortaya. İyi niyetli taleplerden oluşuyor ve herhalde bu taleplerin altına imza atmayacak hiç kimse yoktur Kıbrıs’ta. Fakat “Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunun zaten yıllardır dile getirdiği bu taleplere mi ihtiyacı var yoksa kapsamlı bir ekonomik, sosyal, siyasal programa mı?” diye sorarsanız, ben programa ihtiyaç var derim. Sadece program da değil, bu programı yaşama geçirecek güçlü bir kadro hareketine…

“Toparlanıyoruz” böyle bir programa ve böyle bir kadro hareketine dönüşür mü? Bunun yanıtını zaman değil bizzat Özersay ve takipçileri verecek. Lafla değil ama eylemle…

Ben kapalı salon buluşmalarına değil sokağa bakar, sokakta gördüğüme duyduğuma inanırım. Doğrudur, sosyal ağlar çok önemli mecralar. Ama aynı zamanda konformist muhalefet alışkanlığını da tetikleyen bir yanı var sosyal ağların. Otur bilgisayar başına, yaz tıkır tıkır, muhalefet yapıyor-muş gibi görün. Peki ya sokak?

Kıbrıs UBP iktidarının pençeleri arasında kıvranırken, özelleştirme adı altında Kıbrıslı Türklerin varı yoğu satılıp savılırken, Lefkoşa Belediyesinde akıl almaz bir yüze göze bulaştırma hali sergilenirken Özersay ve arkadaşlarının “e hadi toparlanıyoruz” demeleri yetmez. Sokağa çıkıp, kime hangi konuda ne tepki verdiklerini, hangi soruna ne çare gösterdiklerini anlatmazlarsa bir an önce… toparlansalar kaç yazar?

LTB emekçisi sokakta. Ya biz? Bilgisayar başında… Tıkır da tıkır!

Kıbrıslı Türklerin malı mülkü mezatta! Ya biz? Bilgisayar başında… Tıkır da tıkır!

Lefkoşalının iradesi askıda! Ya biz? Bilgisayar başında… Tıkır da tıkır!

E olmaz ama böyle… Toparlanıyoruz, toparlanıyoruz iyi hoş da… Toparlanıverin de ne yapacaksınız bir görelim gaari!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2312 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler