1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BEN İPEK BÖCEĞİYİM
BEN İPEK BÖCEĞİYİM

BEN İPEK BÖCEĞİYİM

Stella Aciman: Sadece İki Ay Süren Kısacık Ömrüne Neler Sığdırıyor İpekböceği... İşte bu küçücük böceğin, kendi ağzından hikâyesi...

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

Sadece İki Ay Süren Kısacık Ömrüne Neler Sığdırıyor İpekböceği... İşte bu küçücük böceğin, kendi ağzından hikâyesi...

 

Beğenerek giydiğiniz o güzelim ipekliler, her biri sanat eseri niteliğinde olan ipek halılar, hepinizi büyüleyen ipek eşarplar, duvarlarınızı süsleyen koza işleri, 4000 yıldır ördüğümüz metrelerce ipeğin ürünüdür. Kısa sürede, dut yaprağıyla beslenerek o eşsiz ürünleri santim santim öreriz.

Biz ipekböceklerinin anavatanı Çin’dir. Daha sonra başka yerlere ve İpek yoluyla Türkiye’ ye geldik.

Osmanlı, Kıbrıs’ı Venediklilerden aldıktan sonra, meşhur fermanları doğrultusunda; her meslek grubundan seçtikleri insanları Ada’ya göndermiş. Bir grup ipekböceği yetiştiricisi ise Karpaz’a ve Baf’a yerleştirilmiş. O günden bu güne; dokuma ve ipekçilik pek yapılmasa da, ipek süsleme sanatını devam ettiren kadınlar var Kıbrıs’ta.   

 

 

Size öykümüzü yumurtadan çıktığımız andan itibaren anlatmak istiyorum…

Biz toplu iğne başı kadarız. 2000 tane yumurtayı toplasanız ancak 1gr. kadar geliriz. İşte bu minicik yumurtalardan larva yani tırtıl şeklinde koyu kahve veya siyah renkte çıkarız gün yüzüne. Yumurtadan çıktığımızda boyumuz 3mm. dir ve üzerimiz tüylerle kaplıdır. Zamanla rengimiz açılır beyazlaşır, tüylerimiz de dökülür. İpek böceği olarak ömrümüz sekiz haftadır. Yumurtadan koza olana kadar geçen 25-30 günlük sürede dört defa uykuya dalarız ve dört defa deri değiştiririz. Biz, ipekböcekleri sadece dut yaprağıyla besleniriz ama uykumuz süresince dut yaprağı yemeyiz ve hareketsiz kalırız. İki uyku arasında geçirdiğimiz süreye bir yaş denir. Vücut ağırlığımız beşinci yaşın zirvesinde ilk halimizin 8-ila 10 bin katına ulaşır. Vücudumuz kısalır, iştahımız azalır. Vücudumuz başımızdan karnımıza doğru şeffaflaşmaya başlar. Sonunda yaprak yemeye son veririz. Başımızı yukarı doğru kaldırırız. Ağzımızdan ipek salgılarız. Koza örmek için uygun bir yer buluruz. Bir akordiyon gibi büzülerek kendimizi hapsedecek kozayı örmeye başlarız. Ördüğümüz bu sağlam ve eşsiz ip tek parçadan oluşur ve uzunluğu 1000-1500 metre arasında değişir. Ama az da olsa 2000-2500 metre ören çok çalışkan ipek böcekleri de vardır. Sabırla ördüğümüz ipek ipliği, aynı kalınlıktaki çelik telden üç misli daha dayanıklıdır. Organik bir madde olduğu için insan vücudunun kabul ettiği nadir malzemelerden biridir ipek. Tarihte kullanılan ilk ameliyat ipliği de ipekten yapılmıştır. Bu dayanıklı ipliğin kopmadan sarılması için kozanın delinmemesi gerekir. Bu nedenle iplerimizin sarılması ayrı bir özen ister. Tırtıl olarak girdiğimiz kozadan hayatımız, kaynar su içinde veya derin dondurucuda son bulmazsa, kozayı delerek kelebek olarak dışarı çıkarız. Kelebek olarak yaşadığımız süre içinde ne besleniriz ne de uçarız.

 

Kozadan çıktıktan sonra dişi ve erkek kelebekler birbirimizi buluruz. Dişilerimiz hemen yumurtlamaya başlar. Tekrar koza örmek için gelecek yıla kadar tohum halinde bekleriz. İlkbaharda yaşam faaliyetimiz yeniden başlar. Bu dönence böyle sürer gider…

Kıbrıs’ta, bizleri birer sanat eseri haline dönüştüren kadın ellerinden biri de; Büyük Han’ın içindeki dükkânında eserleriyle bizleri ölümsüzleştiren Şenay Ekingen’dir. Duvarları süsleyen panoların içinde, Lefkara işiyle birlikte kullanılan kozalarımızı seyretmek mutluluk veriyor bizlere. Şenay Hanım bizleri çok seviyor… Canımız yanmasın diye düşünerek, kozalarımızı tek tek makasla kesiyor ve bizlerin birer kelebek olarak doğmamızı, on beş gün de olsa gün yüzü görmemizi sağlıyor. Ne incelik değil mi?

‘Ada’da; dokumacılık Türklerin elindeyken, cam altı süsleme sanatını da Rumlar geliştirmiştir’ der Şenay Hanım. Osmanlı’dan günümüze gelen bu sanat, Kıbrıs olaylarının başlamasıyla durgunlaşma dönemine giriyor ve 1960 olaylarından sonra da Ada’da dokumacılık ve ardından bizler de azalmaya başlıyoruz. Güneyde kalan Sipahi Köyü’ndeki arkadaşlarımızın yaptığı ipliklerin çok kaliteli olduğu söyleniyormuş. Hatta geleneksel kesimler ve desenler de yaşatılıyormuş o köyde. Bizler de; kozalarımızın üzerlerine iliştirilen, renkli pul ve payetlerle çok şık ve zarif bir görüntüye sahip oluyor ve evlerinizin duvarlarını süslüyoruz.  

Güzelyurt’da çocukluğundan itibaren bizlere ilgi duyan ve üretimimizi yapan İbrahim Batıgün,  “3 yıl öncesine kadar Kıbrıs’ın en büyük ipek böceği üreticisi bendim, kozalara çok talep vardı. O zamanlar milyonlarca böceğim vardı. Bir dönem 15 kilo koza almıştım ki çok kolay değildir bu miktara ulaşmak… Şu anda elimde 4000-5000 adet kadar böcek var. Talep çok azaldı artık.” diye konuşunca üzüldük ve  soyumuzun Kıbrıs’ta tükeneceğini düşünerek çok korktuk. Artık, bizlerin tek yiyeceği olan dut ağaçlarının da azaldığını görüyoruz. Eskiler “bir zamanlar Dikmen sırtlarında dut ağaçlarından geçilmezdi” diyor. Belediyeler de sorumsuzca sokakları ilaçlarken dut ağaçlarını hiç düşünmüyorlar tabii… Bizler, o tazecik yaprakları kıtır kıtır yiyor ve hastalanıyoruz, sonumuz hazin oluyor… 

Bu sanat sizlerin kültürüdür… Bizler de bu kültürünüzün var olmasını sağlayan ipek böcekleriyiz… Sizler sanatınızdan, kültürünüzden vazgeçmeyin… Bizlere de dut yapraklarımızı ve tülümbenin dallarını verin, bu dönenceyi devam ettirelim.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 570 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler