1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BELKİ BİR UMUT...
BELKİ BİR UMUT...

BELKİ BİR UMUT...

Kuzey Kıbrıs’ta devam eden sistemin çöktüğünü, iflas ettiğini söyleyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bu tespitler, en sıradan gündelik hayat içindeki gözlemler yanında, aydınların çıkarımları, işinsanlarının tespitleri, araştırmacı ve uzmanlar

A+A-

 

Kuzey Kıbrıs’ta devam eden sistemin çöktüğünü, iflas ettiğini söyleyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.

Bu tespitler, en sıradan gündelik hayat içindeki gözlemler yanında, aydınların çıkarımları, işinsanlarının tespitleri, araştırmacı ve uzmanların verileriyle birleşiyor.

Sadece belli bir siyasi görüş ya da ideolojinin fikri de değil, sistemin iflas ettiği düşüncesi.

En milliyetçisinden, radikal sağcısına, merkezdekilerden radikal solcusuna kadar birleşilen ortak bir nokta halini aldı bu.

Prologue Danışmanlık Merkezi Direktörü Mine Yücel ile dün YENİDÜZEN’de okuduğunuz röportajımız örneğin, birçok farklı veriyle ortaya koyuyor sistemin iflasını.

Dahası, iflas eden sistem içinde, aslında iflas eden bir toplumsal dinamik olduğunu da seriyor gözler önüne.

Düşünsenize siyasette sadece % 24.4 etkisinin olduğunu düşünen toplum, her seçim döneminde ortalama %80 oranında oy kullanıyor.

Yönetimleri etkileyemeyeceğini düşünerek, sandığa gidiyor ve oyunu atıyor.

Peki neden?

Eğer oyumuzun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünüyorsak, neden oy kullanıyoruz?

Bu sorunun cevabı aslında son derece normalleştirdiğimiz ve sistemi de tam bunun üzerine kurduğumuz bir durum.

Ve aslında siyasetçinin bu cevabı ortadan kaldırarak başarı elde etmesini zorunlu kılan da bir durum.

Vatandaş oyunun karşılığını hizmet olarak alamayacağını bildiğinden, kişisel çıkar olarak oyun bedelini biçmeye çalışıyor.

İş istiyor mesela. Ya kendi ya çocukları veya akrabaları için.

Belki bir ihalede kolaylık. Devlette çözülmeyen bir düğüm için torpil.

Y ada bazıları için tanesine sadece 200 TL yeterli olabiliyor.

Bütün bunları biliyoruz. Bu sistemle oluşturulan meclisin kürsüsünden de söylüyoruz ama bunun devamı için de birlikte verilen bir mücadelemiz var.

Oskarlı Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) filmi, aslında tam da içinde bulunduğumuz hapishane sendromunu anlatan bir hikaye. İzlemişseniz de bugünlerde bir kez de içinde bulunduğumuz yapıyı düşünerek izleyin.

 Hayatının çok büyük bir bölümünü hapishanede geçirmiş Warden, ömrünün son demlerinde özgürlüğüne kavuşup, normal hayata dönünce, sudan çıkmış balığa döner.

Ayak uyduramaz.

Kendi hapishanesinde kurduğu düzen onun için aslında temel özgürlüğüdür ve dış dünyaya çıkınca ayrı bir esaret yaşar.

Dayanamaz ve intihar eder.

Filmin baş karakteri Andy ve hapishane dostu Red arasındaki diyalog ise, tam da bizim durumumuzu özetler bir anlam ifade ediyor.

“Umut özgürleştirir” der Andy.

Ve özgürlüğünün de hayatta kalmasının da tek temeli işte bu umut olur.

Bugün yapılan araştırmalar, yarısı mutsuz olan toplumun umudunu kaybettiğini ortaya koyuyor.

Ve tablo umudun kaybolduğu noktada, iflas eden bir sistem haline dönüşüyor.

 O yüzden de alıştığımız o kendi hapishanemizin dışına çıkmak için mücadele etmiyoruz. Belki dışarıda neyle karşılaşıp bunu ne kadar kontrol edebileceğimizi bilmediğimizden, belki de sırf umudumuzu kaybettiğimizden.

Dünyaca ünlü Kıbrıslı Türk Psikanalist Vamık Volkan, son yıllarda artan çevre kirliliğini, Kıbrıslı Türkler’in gerileme dönemine girmesinin bir göstergesi olduğunu söylemişti.

“Travma yaşayan çocuk, gerileme döneminde nasıl tuvalet alışkanlığını kazanalı çok olmasına rağmen altını ıslatıyorsa, biz de pislik içinde yaşamaya aldırmıyoruz” demişti, Volkan.

Bugün gelip Lefkoşa’nın halini görse ne der bilmiyorum ama Mine Yücel de iflas eden sistemin bir sembolü olarak tanımlıyor, Lefkoşa’nın halini.

Üç haftayı aşkın bir süredir toplanmayan çöp yığınlarının altında kalan başkent, salgın hastalık tehdidi altında.

Ve biz izliyoruz.

Bizimle birlikte bütün kurumlar da…

Belki de Yücel’in dediği gibi bütünsel sorumluluğumuzu kabul edip, yeniden başlamalıyız. Sonuçta bu biriken çöplerde de iflas noktasına gelmiş sistemde de bizim sorumluluğumuz var.

Belediye Başkanlarını, kızdığımız Başbakanı, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkan milletvekillerini biz seçiyoruz.  İflas eden bu sistemin devamına tavrımızla onay veriyoruz.

Bugün yöneteler başkenti esir alan çöp yığınlarını temizlemekten bile aciz durumda.

Ama belki gençlik örgütleri ve dernekler toplanıp temizleyebilir, başkenti.

Örneğin hepsi toplanıp partiler üstü ciddi bir yardım kampanyası yaptılar, kanser hastası bir genç kız için.

Kim bilir bu birliktelik belki başka alanlarda da birleşir.

Bu sistemi temizlemek isteyen yeni kuşaklara ilham olur, bu sistemde yaşamak istemeyenlere bir cesaret verir.

Kim bilir… Belki bir umut olur….

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 987 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler