1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Belediye İflasının Düşündürdükleri...
Belediye İflasının Düşündürdükleri...

Belediye İflasının Düşündürdükleri...

Lefkoşa Türk Belediyesi’nin iflası olayı önemli bir dönüm noktası olarak Kıbrıslı Türklerin sosyal ve siyasal tarihindeki yerini şimdiden aldı... Neden mi? İster büyük, ister küçük olsun bir ülkenin başkent belediyesi batabilir mi!? Eğer becerip d

A+A-

 

 

 

Lefkoşa Türk Belediyesi’nin iflası olayı önemli bir dönüm noktası olarak Kıbrıslı Türklerin sosyal ve siyasal tarihindeki yerini şimdiden aldı...

Neden mi?

İster büyük, ister küçük olsun bir ülkenin başkent belediyesi batabilir mi!? Eğer becerip de batırabilirseniz; o ülkenin hukuk sisteminde, demokrasi, siyasal, sosyal düzen ve anlayışlarında sorun var demektir. Bunların nedenlerini arayıp bulmak, anlamak gerekir.

Aslında bu iflas, 1960’lı yıllarda palazlanan, 80’li yıllarda uygulama alanı bularak gelişen geleneksel siyasi anlayışın çökmekte olduğunu da göstermektedir. Çöküşün çatırtılarını duyuyoruz... Bu çöküşün altında kim kalacak? Halk mı, emekçi mi, yoksa sorumlular mı?

2000’li yıllara kadar, yaklaşık 30 yıl boyunca toplumsal dinamikler baskı altında tutulmuş, halkın bir kısmı “Rumcu”, “Rum tehditi” altında uyutulmuş durağan bir dönem geçirilerek çağın gerisine düşürülmüştür. Devlet kurumlarında zamanında modernleşmeye gidilemediği için bugün işlevlerini verimli bir şekilde yerine getirememenin sıkıntılarını yaşıyorlar. 2004’le gelen değişim rüzgarları ve açılımlar, halk ve sivil toplum üzerindeki siyasi baskının kalkması, daha özgürlükçü ortamların yarattığı tartışmalarla yeni fikirler, çağdaş vizyonlar ortaya çıktı. Kıbrıs Türk halkı çağın geresinde kaldığı gerçeği ile yüzleşti. 2004-09 döneminde toplumsal yaşamın birçok alanı CTP’nin “reformist rüzgarlarıyla” sarsıldı. Bu sıkıntılar aslında değişimin doğal süreçleriyidi.

Ne ki belirli bir kesim, bugün anketlerde %36.4 olarak görülmektedir, milliyetçi duyguların beslediği muhavazakarlıkla bu değişime karşı çıkarak, geçmişin özlemini yaratarak, statükonun sürdürülmesini talep etti. Arka planında ise statükonun sürdürülmesi bireysel çıkarlara hizmet etmeye devam edeceği umudu ve düşüncesi yer alıyordu. İşte, belediyenin iflası, eşyanın tabiatına aykırı olarak söz konusu edilen talebin artık sürdürülebilir olmadığını ortaya koyan toplumsal bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır. Bundan böyle diğer kurumlarda da benzer fonemenler ortaya çıkması artık supriz olmayacaktır. Kötü kokular her tarafa iyice sindi...

Bugün Lefkoşa’da iki buçuk aydır evine maaş götüremeyen işçilerin feryatları kara dumanlara karışarak gökyüzüne yükseliyor. Alın terinin, emeğin karşılığı yalan, yasak, dayak, tutuklama, sahte vaatlere... dönüştü.

Bu devletin elinde on milyon sterlin buhar olup uçtu. Uçuruldu...

Halkın parasını kim koruyacak, devlet değil mi? Halkın parası ne oldu? Devletin kurumları buna yanıt niye veremiyor, niye araştırmıyor. Siyasiler, “Borçları yapılandıralım” iddialarını ortaya atarak, hortumlanan parayı Lefkoşalılara altı yılda ödettirmeyi hedefliyorlar. Bunu mağrur bir edayla siyasi bir beceri olarak sunmakta, nimet diye halkın önüne koymaya çalışmaktadırlar.  

On milyon sterlinin, üç milyonu kayıp, geriye kalanının ise hesabı verilemiyor. Bakkal mı burası; “Al çekmeceden git” mi oluyor!? Girdisi, çıktısı kayıt altında değil mi? Bugün hala biri çıkıp da bu on milyon sterlini belgelere dayalı olarak “şuralara harcadık, bu kadar da kaldı” diyemiyor.

Bu ne biçim bir düzen, yönetim, siyasi anlayış?

Bu ne biçim bir adalet anlayışı? Bu halk adaletle ne zaman tanışacak, kucaklaşacak? Ne zaman?

Biri çocukları cami avlusunda dilenmesin diye müdür, müsteşar yapıyor. Bankalara bir gecede tomar tomar milyon sterlinler yatırıyor... Ortaya çıkınca da “Yıllarca çalışarak kazandım” deyi veriyor.Yahu! Amerikan Başkanı’nın bile o kadar parası yok. Nasıl kazanıldı bu kadar para? Senden öncekiler çalışmıyor muydu? Onlar niçin bu kadar para kazanamadılar? Sen nasıl çalıştın ki bu kadar para kazandın? Bunu ben değil, yasalar soruyor. Bu nasıl bir düzen ki, yasalara rağmen cevap verilemiyor. Kulaklarımda çınlıyor, nasihatları: “Yalan söyleyeceksen öyle bir yalan bul ki 15 yıl ortaya çıkmasın. 48 saat sonra ortaya çıkacaksa söyleme...”

Ah! Kıbrıs Türkü gerçekleri öğrenmek için on beş yıl mı bekleyeceksin!?

Öteki elektrik borcunu ödemiyor, gümrüksüz araba sürüyor, dış Türkleri bahane ederek devletin parasını cebine indiriyor...

Geriye kalanlar ise “Bize de on tane Mersedes alın.” diyorlar.

Elbette bu verdiğim örnekler siyasi bir ortam içinde olmaktadır. Bunun için anketlerdeki %36.4’ü iyi anlamak gerekmektedir.

Bireysel çıkarlara dayalı siyasal bir düzen veya siyasal düzene dayalı bireysel çıkarlar... Acaba hangisi hangisini yarattı? UBP mi bu kitleyi, yoksa bu kitle UBP’yi mi?...

Ya da ikisi de bir birini destekleyerek semirdi.

İşte size siyasetin sosyal yaşamda ete kemiğe büründüğü iki örnek; biri UBP’nin köy örgüt başkanı, öteki de ileri geleni... Yaptığım mülakatı aynen aktarıyorum:

“Ben bu köyün örgüt başkanıyım. Kardeşimi işe alacaklar diye söz verdiler, daha almadılar. Delegelerin itarazı olmadığına dair yazılı belge istediler, imzalı mühürlü belge götürdüm, daha almadılar. Şeçim zamanı bütün mesarya köylerini gezdirdim gennere, oy topladım. Gene gelecekler bu kapıya, görecekler o zaman...”

“Askerden çıktıg, iş isterig. Gencidik o zaman. Biraz muhalefetten göründük. Hemen enişdeme şikayet gitti. Eniştem, TMT komutanlarındanıdı. Bana dedi ‘görünmeyecen muhalefetten, seni işe goycam.’ Goydu beni devlet işine, garıyı da bankaya soktuk. Galdı bir senesi gız üniversiteyi bitirir, beki onu da sokarık bir işe... Bakma sen anketlere manketlere, UBP daha kartlarını aşmadı. Seçim gelsin gene alacak işe, arsa marsa dağıtacak, artış verecek... Görecen...”

Bu göbek bağı koparılmazsa ülke gelişmeyecektir.

Bu nasıl olacak?

Bugüne kadar sendikalar, hükümetin uygulamaya koymak istediği kararlara karşı tepkisel eylemler koyarak seslerini yükselttiler. Kimi zaman başarılı oldular, kimi zaman da uygulamayı geciktirdiler...

Münferit zaferlerle, büyük başarılar elde edilemez.

Mecliste kendi halkının hak ve çıkarlarını korumayan, çözüm üretmeyen, yeni fikir, vizyon koyamayan, her ne pahasına olursa olsun siyasi temayüllerle bağdaşmayacak bir şekilde aldığı direktifleri uygulama gayreti içinde olan bir irade mevcutken nihayi başarıya ulaşılamaz. Gelişme sağlanamaz. Bir toplumdaki gelişmeler, enerjisini kendi iç dinamiklerinden almalıdır. Bu nedenle işçiler, emekçiler haklarını ve demokratik yaşamı geliştirebilmeleri için “işbirlikçi ve reforumcu” bir hareket çizgisi izlemelidirler. Bu hareket işçi, emekçi kesmin meclisteki çoğunluğu demokratik yollarla oluşturmasını gerekli kılmaktadır. Ancak o zaman haklara saldırılara, adaletsizliklere göğüs gerilebilir. Ne ki iktidara geldikten sonra, iktidar tuzağına düşmeden, değişim ve reform taleplerini sürdürmelidirler.

Dolayısıyla içinde bulunulan durumdan, her ne kadar da önemli kabuledilse bile sadece eylemlerle çıkılamıyacaktır.  “İşbirlikçi ve reforumcu” bir anlayışla sendikalar, siyasi partiler demokratik yolları kullanarak emekçi kesmi iktidara taşımalıdır. Bugün yaşanan sıkıntılar liberallerin, emekçiler için reforum yapma girişiminden kaynaklanmaktadır. Emekçiler, kendi reformlarını kendileri yapmalıdırlar. Bunun için de gerekli olan demokrasi kültürüne, örgütlenmeye ve dinamik yapıya sahiptirler. Bu kültürü zümresel çerçeveden çıkararak her kesime yaymalıdırlar. Yeterki ortak bir amaç için birlikte harekete geçebilsinler.  

Bundan böyle bu ülkede modernleşme, demokratikleşme, adalet ve verimlilik... emekçinin cesaretiyle ve elleriyle inşa edillerek, geleceğe bir anıt gibi yükselmelidir.

İçinde bulunduğumuz zaman ve koşullar bizden değişim talep ediyor. Eğer şimdi “işbirlikçi ve reforumcu” bir anlayışla geleceği kurgulamaz, adım atmazsak, yarın çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız. Onlara nasıl bir ülke, düzen bırakacağız!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 880 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler