1. YAZARLAR

  2. Kutlay Erk

  3. Beklerken…
Kutlay Erk

Kutlay Erk

Yazarın Tüm Yazıları >

Beklerken…

A+A-

 

‘Babalar Günü’ tüm babalara kutlu olsun…

Eskiden ve babamın sağlığında bu günü bilmezdik, babamın ‘Babalar Günü’nü hiç kutlamadık… Onun kayıp olduğu Aralık 1963’ten, kalıntılarının bulunup defin yaptığımız Mayıs 2008’e kadar onun hep dönüşünü bekledik;  bir süre hayatta olduğunu düşünerek sağ salim döneceğine dair umutlarımızla bekledik, sonrasında da iskelet olarak döneceğini bekledik… ‘Baba’ kelimesi onu kaybettiğimiz günden sonra beynimizden dilimize inemedi, dudağımızdan çıkamadı…

Bekleme sırasında çok şeyler anlatıldı, ondan ve ona dair çok ‘haberler’ geldi… Kimi zaman sağ olduğu ve diğer Kıbrıslı Tük kayıplarla ayaklarından zincirlenmiş halde Lefkoşa – Limasol yol inşaatında çalıştırıldıkları, kimi zaman aslında Rumlaştırılıp evlendirildikleri anlatıldı… Kimi zaman bir manastırda esir ve hapis tutuldukları, kimi zaman Rum tarafında kendini bilmez halde gezip durdukları… Öyle gelecek, böyle dönecek diye anlatıldı… Her anlatım bir umuttu aslında, sağ olsun da ne halde olursa olsun diyebileceğimiz bir umuttu… Gelsin de nasıl gelirse gelsin dediğimiz bir bekleyiş…

O aradı - bu sordu, o geldi - bu gitti, o şahit – bu yaptı, orda oldu – buraya gömüldü, öyle öldürüldü – böyle kanını boşalttılar, öyle parçaladılar – böyle kıydılar… Hakkında bilgi ve evrak dosyası düzenlendi, en son kim gördü, ne giyiyordu… Yaklaşık kırk beş yılık süre içinde zaman zaman muhatap olduğumuz konulardı… Anlat, söyle, tarif et… Umudu da yüreğinden eksik etme…

“Galiba bulundu – kemikler toparlandı ama eksik var, pijamalı mıydı – ayakkabısı nasıldı, DNA testi yapılacak – üzerinden çok zaman geçti testler uzun sürecek, test sonuçları onu tanımladı – gözünüz aydın”… Gününü hiç kutlayamadığımız babamızın kemiklerini tabuta koymazdan önce biz ailesine sergilediler, onun iskelet kemikleri ile görüştük… Bazı kemikleri eksikti… Kafatasının sağ şakağında yusyuvarlak bir mermi deliği, katilin bıraktığı ve yılların koruduğu iz… Kefenleyip tabuta koydular, defin için biz ailesine verdiler… Kırk beş yıl sonra onu gömmenin acısı, o an ölmüş gibi gömmenin acısından farksızdı… Ama kırk beş yıl sonra da olsa, onun geri dönmesi, bize gelmesi, bizimle kavuşmasının sevinci ve mutluluğu da vardı içimizde… Çok karmaşıktı… Ama sonunda geldi… Kırk beş yıl sonra da olsa bize geldi…  Bizi mutlu etti… Eksiğimiz tamamlandı; arayış ve bekleyiş bitti… Şimdi onsuz ama onu anarak babalar günü kutluyoruz…

1963’ten bugüne elli dört yıl geçti… Barış yok… Onu kaybettiğimiz Aralık 1963’ten, bugüne kadar hep onun dönüşünü bekledik; kaç kez yakınımızda olduğunu düşünerek güvercinlerini mersin dalları ile bekledik, sonrasında hüsran… ‘Barış’ kelimesini, onu kaybettiğimiz günden sonra beynimizden dilimize sürekli indirdik, dudaklarımızdan eksik etmedik.

Bekleme sırasında çok şeyler anlatıldı, barışa dair dair çok ‘haberler’ geldi… Kimi zaman her şey hazır, bitti – bitiyor dediler, kimi zaman aslında çok uzaklarda olduğunu söylediler. Kimi zaman bir taraf, kimi zaman diğer taraf şeytanlaştırılarak, halklar ada coğrafyasında esir ve hapis tutuldu… Öyle gelecek, böyle dönecek diye anlatıldı, her anlatım bir umuttu aslında… Silahların gölgesindeki ağır ve istikrarsız yaşam koşullarına son vermek için gelsin de nasıl gelirse gelsin diyebileceğimiz bir umutlu bekleyiş…

O geldi - bu gitti, o görüştü – bu görüştü, o lider iyi – bu lider iyi, o arabulucu – bu etkili devlet, orda görüşüldü – burada görüşülecek; umutlar öyle yükseltildi – böyle katledildi… Yaklaşık elli dört yıllık süre içinde barış için her türlü bilgi ve evrak dosyalara dolduruldu ama barışmaya yaramadı. Zaman zaman barışı anlattılar bize, barışık yaşamayı tarif ettiler ve barışa dair umudu da yüreğimizden eksik etmemeyi söylediler… “Galiba bulundu – konular toparlandı ama eksik var, BM tamamlasın – tamamlasın ama ben bilirim yapacağımı, gözünüz aydın – hade referanduma” dediler; sonuç hüsran… Gününü her yıl kutladığımız barış, gene gelmedi…

Elli dört yıl sonra da olsa, barışın geri dönmesi, bize gelmesi, bizimle kavuşmasının sevinci ve mutluluğunu yaşama umudu hala daha var içimizde… Çok karmaşık ama sonunda gelecek… Yıllar sonra da olsa bize gelecek…  Bizi mutlu edecek… Arayış ve bekleyiş bitecek; yaşamadığımız bir yaşam biçimini bize sunacak… Umudumuz, önümüzdeki görüşmelerde onu bulmaları, DNA’mız mutlaka uyacak…

Beklemelerle geçen bir ömür… Fransız yazar Samuel Beckett’in çok bilinen tiyatro eseri ‘Godot’yu Beklerken’ gibi; derin ve gizli anlamları olan imgelerin düşünceleri sürekli canlı tuttuğu süreç… Yoracak kadar uzun ve karmaşık ve sıkıntılı ve eziyet dolu beklentiler…

Kırk beş yıl sonra babamızın iskeletine kavuşmuş olmanın karmaşık duygularını, barışın canlı ve cana can katan yapısı ile kavuşmanın yalın duygularına çıkarmayı yaşamak uzun bir süre almasa keşke… ‘Babalar Günü’ kutlamak bize şimdi daha anlamlı, ‘Barış Günü’ kutlamak da öyle olsa keşke…

Bu yazı toplam 851 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar