1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bedava hediye paradoksu ve sevenin sevilende yok olması
Bedava hediye paradoksu ve sevenin sevilende yok olması

Bedava hediye paradoksu ve sevenin sevilende yok olması

Bedava hediye paradoksu! Son yıllarda ve özellikle de son dönemlerde bir “bedava hediye paradoksu” yaşanıyor ve yaşatılıyor ülkemizde. Ne demek peki bu bedava hediye paradoksu? Örneğin bir erkek eşinin doğum gününde eşine hediye olarak bir

A+A-

 

 

Bedava hediye paradoksu!

Son yıllarda ve özellikle de son dönemlerde bir “bedava hediye paradoksu” yaşanıyor ve yaşatılıyor ülkemizde. Ne demek peki bu bedava hediye paradoksu?

Örneğin bir erkek eşinin doğum gününde eşine hediye olarak bir takım elbise ütüleme makinası satın alırsa bu bir hediye paradoksu oluşturur çünkü aslında bu hediyeyi dolaylı olarak kendisine hizmet etmesi açısından eşine almıştır; hem de bedava bir hizmet alacaktır eşinden ve dolayısı ile bu durum tam da bir bedava hediye paradoksu oluşturacaktır.

 

Paradoksal duruma örnekler

Ülkemizde de özellikle son yıllarda yapılan birçok dış sermayeli yatırıma bakıldığında bu bedava hediye paradoksunun yaşam bulduğunu çıplak gözle dahi görebilmekteyiz.

·        Mesela “Casino” ve “Çok Büyük Hotel” yatırımları. “Her şey dahil” turizm anlayışı.  Nasıl bir katma değer yaratıyor ki Kıbrıs’ın kuzeyine?

·        Casinolar ne zaman geldi Ülkemize bir anımsayalım.  Türkiye’de yasal olarak kumarhaneler yasaklandıktan sonra. Türkiye halkı için uygun görülmeyen kumarhaneler nedense Kıbrıs’ın kuzeyine taşınmış, Kıbrıs Türk halkı için bir endişe duyulmamıştır!

·        Ülkemizin kendi havayolları da yok artık! Kumar için gelenler havaalanından otellere kadar otellerin özel araçları ile taşınıyorlar ve vergilerini ödeyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışan taksiciler bu duruma kan ağlıyor. 

·        Otellerde çalışan insanların neredeyse hiçbiri KKTC vatandaşı değil. Sorsanız, aradığımız vasıflarda KKTC vatandaşı yok denecek ama buna rağmen hala daha dab u vasıflara uygun bir eğitim sistemi oluşturulmayıp ihtiyaç duyulan alanlara insane yetiştirilmeyecek!  

·        Buna karşın, hemen her üniversitemizden binlerce gencimiz Türizm ve Otelcilik bölümlerinden mezun olmalarına karşın istihdam olanağı bulan neredeyse yok gibi. Kayıt dışı çalışan sayısı ise hatırı sayılır yüksek bir oranda.

·        Bunlara ilaveten birçok büyük otelin başta elektrik borcu olmak üzere devlete ve kurumlara yüksek miktarlarda borcu var. Bu otellerde kullanılan yiyecekten temizlik malzemesine kadar birçok ürün ülkemize Türkiye’den getirilmekte, hatta sanatçılar dahi oldukça düşük vergiler ödeyerek yine Türkiye’den gelmektedir bu otellere. Bu otellerden kazanç sağlayan çalışanlar kazandıklarının neredeyse üçte ikisini doğal olarak ailelerine göndermek üzere ülke dışına çıkartmakta, dolayısı ile bu maddi kazançlar da ülkede bir katma değer yaratamamaktadır. Bunun yanı sıra özellikle herşey dahil turizmi anlayışı ilçelerdeki restorantlardan başlayarak tüm iş yerlerinin olası gelirlerini de etkilemekte, esnaf ve zanaatkarlar ülke turizminden yararlanamamaktadırlar.

Örnekler oldukça çoğaltılabilir bu bedava hediye paradoksu ile ilgili olarak. Çevrenizdeki yatırımlara baktığınız vakit birçoğunda bu paradoksu görürsünüz rahatlıkla.

·        İthalat ihracat dengesizliğinden tutun da, elektrik üretiminde sağlanan imtiyazlara; petrol arama çalışmalarından başlayın da dolum tesislerinin yapılması çalışmalarına; hatta son özelleştirme yasasından sonra ortaya çıkacak olan devlet dairelerinin dahi özelleştirilmesinden, özelleştirilecek kurumlarda KKTC vatandaşı çalıştırma zorunluluğunun olmamasına; dahi Türkiye’den 2014 mart ayında gelmesi planlanan suyun dağıtılması işlerinin bile özelleştirileceğinden, vakıfların 30 yıllığına yıllığı 100 TL üzerinden bir vakfa kiraladığı arazinin içerisine ilahiyat koleji kurulmasına kadar; hayatın hemen her alanında yapılan birçok yatırımın ülkemize kattığı ve katacağı maddi veya manevi katma değerden çok giderek toplumu üretimden, karar mekanizmalarından ve işletmelerden kopardığı, hatta çalışanların bile ithal edildiği ve edileceği bir pozisyona düşürüldüğü görülmekte, dolayısı ile bizlere bedava diye sunulan hediyelerin aslında bir paradoks yarattığı ve büyük oranda ters işlediği açıkça görülmeltedir...

 

Ganimet psikolojisinin sonuçları   

Zaten özellikle 1974 sonrasında oluşturulan ortamda, başlangıç itibarı ile bir ganimet psikolojisinin yaratılmış olması ve bu psikolojinin topluma riayet etmesi, ülkemizde her alanda kısıtlı ve olanakları az da olsa var olan üretim sektörünü sekteye uğratmıştır.

Buna bir de KKTC’nin uluslar arası kabul görmemesi, BM tarafından tanınmasının yasaklanması ve 1994’te ABAD kararlarının alınmasına yol açan vizyonsuz politikalar da eklenince, üretim bir o kadar daha gerilere götürülmüştür.

Türkiye’nin 1995 yılında AB Gümrük Birliği’ne dahil olması ile bu ülkeye de yapılabilecek ihracatların büyük ölçüde önü tıkanmış; özellikle Kıbrıslı Rumların tüm Kıbrıs Cumhuriyeti adına AB üyesi olunmasına da yine o dönemlerdeki “çözümsüzlük çözümdür”, “Türkiye girmeden Kıbrıs AB üyesi olamaz” benzeri politikaların katalizör rol oynamaları ile Kıbrıslı Türkler giderek daha da ekonomik olarak bağımlı hale gelmiş; dolayısı ile de siyaseten bağımsız olabilme olasılığını da giderek elinden kaçırma sürecini büyük bir hızla yaşamaya başlamıştır.

 

Edilgenlik

Bu edilgen olma sürecinin bitebilmesi ve federal çözümle birlikte AB üyesi olma fırsatını da Kıbrıslı Rumların Annan Planı’na 2004 yılında “hayır” demesi ile elinden kaçıran Kıbrıslı Türkler; şimdilerde her iki toplum liderinin de çözüme uzak durmalarından, ya da kendi B Planlarını hayata geçirme arzularından dolayı, içsel ve dışsal sorunlarını daha da derin yaşamaya başlamışlar; UBP hükümetinin de “kendi kendini yönetme ve ülkemizde özne olma” mücadelesi yerine “alan-veren”, “buyuran-uygulayan” politikalarla Kıbrıslı Türkleri daha da edilgen duruma getirerek toplumsal tüm değerlerin de erozyonuna sebep olması ile bir “varolma-yokolma” ikilemini büyük bir ivmeyle yaşama sürecinin içerisine itilmiştir.

Ekonomik yapılanmalardan tutun da eğitim yapılanmalarına, inanç sistemlerinin sarsılmasından yurtseverlik kavramının içinin boşaltılmasına kadar birçok alanda travma yaşatılan Kıbrıs Türk halkı, giderek toplumsal mücadeleden bireysel mücadeleye ve “gemisini kurtaran kaptandır” özdeyişine sarılmakta; ancak hepimiz ortak bir geleceğe sahip olduğumuzdan ve dünya ile bağlantı kuramadığımızdan dolayı da bireysel kurtuluş da kurtuluş olamamakta; Kıbrıs Türk insanının rekabet edebilirlik gücü mukayesen Türkiye sermayesi ile rekabet edememekte ve giderek tüm sektörler ve kurumlar el değiştirmekte; ucuz iş gücünün kayıtsız bir biçimde çalıştırılmasından dolayı da ister üniversite mezunu, ister lise veya meslek lisesi mezunu ve isterse ilk veya ortaokul mezunu olsun neredeyse tüm insanlarımız istihdam sorunu yaşamakta; partizanlık alıp başını gittiğinden ve bir kısım imtiyazlı UBP’liler dışında kimse iş olanağı bulamadığından dolayı bir acayip keşmekeş ve korku sistemi yaratılmaktadır.

Tüm bunlar yaşanırken, yine özellikle UBP’nin edilgen ve vizyonsuz politikalarından dolayı “Türkiye ne derse o olur”, “kim gelse aynıdır” türünden algılamalar toplum içerisinde endişe ve korku yaratılması nedeniyle büyük bir yer bulmuş ve insanlarımızın kendilerine olan özgüvenleri giderek daha da yok edilme sürecine sokulmuştur.

 

Babasının hayırına!    

Gün geçmiyor ki “birileri” çıkıp da “anasının babasının hayırına” diyerek ve “ölülerimizin, sevdiklerimizin yüzü suyu hürmetine” mentalitesini yükselterek sağa sola yatırım yapmasın ülkemizde!

Ama ne yatırım!

Yatırım eğer istihdam alanı yaratmıyorsa; yatırım eğer katma değer üretmiyorsa; hiç bir yan sektörle bağ kuramıyorsa yatırım; bu neyin yatırımı oluyor da ülkenin kalkınmasına katkı yapsın? İnsanların sempati ve desteğini nasıl kazansın böylesi yatırımlar? Hele bir de yabancı sermayenin ülkeye kazandırılması denmiyor mu! buna da anlam vermek ne mümkün bu koşullarda? Hem diğer taraftan da sormak gerek, nerede bu ülke ihtiyaçları için kısa ve orta dönemli yatırım planları ve kim karar veriyor bu yatırımlara?

Son dönemlerde bir de külliye yatırımı, dolum tesisleri yatırımı türünden gelişmeler de yaşıyoruz ya özelleştirmelerin yanı sıra, sormayın gitsin! Katma değer ve istihdam alanı yaratmaya görsün, üstüne bir de inanç sisteminden ekolojik sistemlere kadar ülkenin dengesini de sarsan bu tür gelişmeler “bedava hediye paradoksu” içerisine girmekte ve halkın giderek ülkeye güvenini sarsmaktadır.

 

 

“Yeni yapılanma” sancıları!

Yaşadığımız son ivmeli gelişmelerle ülkede sanki bir yeni yapılanmanın sancıları hissediliyor da, gerçekte halka olumlu yansıyan bir durum yok!

Özelleştirmeler, alternatifler, çıkarlar, yeni yasalar; gırla gitsin...

İdeolojik düşünceler, dini tasarım ve maddi bir dayanak;helali hoş olsun!

İşte tüm bu gelişmeler bizleri yeni bir düşünceyi anlamaya doğru zorlayıp itiyor. Sanki ülke farklı bir sürece ve farklı bir çıkışa sürükleniyor. Peki nedir bu çıkış acaba? Bu çıkışta Kıbrıslı Türkler nerede duruyor toplumsal anlamda? Türkiye nerede duruyor? Anladık ki müzakere sürecinin sona erdirilmeye çalışıldığı bir süreçten de geçerken herkes 1 Temmuz sonrasına odaklandırılmış ve herkesin B Planını bekler durumda olmaları sağlanmaya çalışılmış son dönemlerde. Zaman zaman “Kıbrıs Türk Devleti” ilan edilmesinden tutun da Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’ye iltihak etmesi yani Türkiye’nin KKTC’yi ilhakına varan planlar uçuştu yetkili ağızlar tarafından etrafta. Zaman zaman da “Başkanlık Sistemi” yakıştırıldı parlamenter sistem yerine. Hiçşaşmayın eğer 1 Temmuz’dan sonra Kıbrıs Türk Devleti Başkanlık Sistemi ile önümüze konursa!

Kısacası bu aranan çıkış yeni "Ortak Paradigmasal" bir çıkış!...Tüm gelişmelerle yaratılmaya çalışılan açıkçası bu görünüyor...

 

 

DEVAM EDECEK...

 

 

Bu haber toplam 1020 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler