1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BAYRAMLARI SEVMEYİ UNUTTUM!
BAYRAMLARI SEVMEYİ UNUTTUM!

BAYRAMLARI SEVMEYİ UNUTTUM!

Stella Aciman: Ben bayramları sevmeyi unutalı ne kadar çok zaman geçmiş meğerse… Evet, ben bayramları hiç sevmem, tıpkı anneler ve babalar gününü hatta sevgililer gününü sevmediğim gibi!

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

Başrolde; Fatma Hanım ve ben. Yan rollerde; annem, babam, ağabeyim, Zehra Abla, Leman Abla, Şerif Abi, Nurten, Gülten, Necla, Serpil ve diğerleri… Madam Anahit, Meri, Anastas, Aram, Yohanna, Anita ve diğerleri… Figüranlar; tüm sokak sakinleri… Dekor; Yeşilköy’de bir köşk… 

 

 

Ben bayramları sevmeyi unutalı ne kadar çok zaman geçmiş meğerse… Evet, ben bayramları hiç sevmem, tıpkı anneler ve babalar gününü hatta sevgililer gününü sevmediğim gibi! Sevgiyi bir güne sığdırmayı sevmem çünkü! Bayramları ise; bana geçmişin hüzün dalgalarının sesini getirdiği, hatırlattığı için sevmem! Hani hep ‘nerde geçmişin bayramları?’ deriz ya… İçimizde hiç bitmeyen bir özlemle o günleri arar ama maziyi geri getirmek için en ufak bir çaba harcamayız. O günleri hatırladıkça, içimizde oluşan duygu seline kapılır, gözlerimizde biriken damlacıkları elimizin tersiyle şöyle bir siler, ‘mazi işte’ der geçeriz. Bu bayram, o damlacıkların arkasına sığınmadan, geçmişe mazi demeden çocukluğumun mutlu, sevinçli bayram günlerine dönmek ve o günleri bir tiyatro sahnesinde sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle oyuncularımı tanıştırayım… Başrolde; Fatma Hanım ve ben. Yan rollerde; annem, babam, ağabeyim, Zehra Abla, Leman Abla, Şerif Abi, Nurten, Gülten, Necla, Serpil ve diğerleri… Madam Anahit, Meri, Anastas, Aram, Yohanna, Anita ve diğerleri… Figüranlar; tüm sokak sakinleri… Dekor; Yeşilköy’de bir köşk… 

Bayrama bir gün kalmıştır… Köşkün içinde Fatma Hanım nezaretinde hummalı bir temizlik yapılıyor. Mutfakta ayrı bir curcuna… Leman Abla’mın eşi Şerif Abi, ünlü bir aşçı olmanın tüm yaratıcılığını kullanarak börekler, çörekler, dolmalar yapıyor. Mutfaktaki masanın başına oturuyorum, onun marifetli ellerinin hızına yetişmeye çalışıyor gözlerim. Burnuma çektiğim yemek kokularından mest oluyorum, onları tadacağım saatin bir an önce gelmesini istiyorum. Fatma Hanım’ın kesin talimatı var…  “Hiçbir yiyecek bayram öncesi yenilmeyecek!” ama Şerif Abim mahzun bakışlarıma her bayram olduğu gibi yine kıyamıyor ve çok sevdiğim incecik, küçücük sarılmış, ateşten az önce inmiş zeytinyağlı dolmadan bir tanesini ağzıma tıkıyor. O küçücük dolma beni mutlu etmeye yetiyor. Ben, küçük şeylerden mutlu olmayı o günlerde mi öğrendim acaba?

Perde 2… Dekor; Yeşilköy Mecidiye Camii. Fatma Hanım, Şerif Abi, Faytoncu Memet Efendi ve ben! Fatma Hanım’la aramızda bir anlaşma var… Ramazan’ın son gecesi Teravih Namazına onunla beraber gitmek! Önce iftar, sonra ailece çay içmek… İçim kıpır kıpır olur, zor geçen dakikaları sayardım. Kapıya geldiğini pompa kornasını çalarak haber veren Memet Efendi’nin, faytonunu çeken atların ayak seslerini uzaklardan duyardım hâlbuki. Sevinçle yerimden fırlar arkamdan gelen ‘dur kızım, acele etme!’ diyen bağırışlara aldırmadan koşar Memet Efendi’nin yanına onun yardımıyla tırmanır oturur, sabırsızlıkla Fatma Hanım ve Şerif Abimin gelmesini beklerdim. Çok severdim akşamın o saatlerini. Uyumaya hazırlanan, yapraklarıyla bizi selamlayan ağaçların arasında, atların koşarken çıkarttıkları sesleri dinlemek ruhuma iyi gelirdi. Caminin kapısında Şerif Abi ve Mehmet Efendi yanımızdan ayrılırlar, erkeklerin namaz kıldığı bölüme giderlerdi. Biz de ayakkabılarımızı çıkarttıktan sonra diğer kadınların yanına giderdik. Ben Fatma Hanımın yanına çökerdim. Yan gözle onun hareketlerini izler, o ne yaparsa aynısını yapar ve bildiğim tek dua olan İhlâs Suresini okurdum sürekli. Ben, duaların insan ruhuna verdiği huzuru o günlerde mi öğrendim acaba?

Perde 3…Dekor; Köşk ve bahçesi. Bayram Sabahı… Tüm oyuncular ve figüranlar.

O sabah yataktan içimde farklı heyecanları biriktirmiş olarak kalkardım. Yıkanmanın ardından yapılan kahvaltıda lokmaların boğazımdan aşağı inmesi için suyun yardımına sığınırdım. Sanki zaman o kahvaltı sofrasında dururdu. Nihayet masadan kalkma vakti geldiğinde içimde birikmiş heyecan tekrar harekete geçerdi. Annem Madam Evo’ya diktirdiği yeni elbisemi ve Disney’den alınmış ayakkabılarımı giydirdikten sonra özgürlüğüme kavuştuğumu anlar ve köşkün kapısına çıkardım. O andan sonra gözlerim sokağın girişine takılır kalırdı. Bir köpek hassasiyetine bürünen kulaklarımla faytonların yaklaşan seslerini dinlerdim. Çünkü o sesler bana sevdiklerimi getirecekti… Köşeden dönen her faytonun içinden çıkanlarla kucaklaşacak,  özlem giderecek, ruhumu mutlu edecektim.

 

 

Sonra herkes salona doluşacak, Fatma Hanım başta olmak üzere büyüklerin elleri öpülecek veee… Paralar ve şekerler ceplere doldurulacak. Büyükler baş başa bırakılacak, çocuklar köşkün bahçesine salınacak. Salkım söğütler çocukları selamlayacak, serçeler şakıyacak, tarhlardaki birbirinden farklı çiçekler güzelliklerinden emin, hafif rüzgârın etkisiyle adeta dans edecekler. Sokağın Rum, Ermeni, Yahudi, Türk sakinleri köşkümüze bayramlaşmak için gelecekler. Kahveler, çaylar, limonatalar içilecek. Sofralar kurulacak; börekler, mahlepli çörekler, dolmalar, topikler, baklavalar, tatlılar yenilecek. Büyükler affedecek, dargınlar barışacak… Günbatımı başlayınca üzerime çöken mutlu yorgunlukla bedenimi babamın kollarına bırakacağım. Babam beni yatağıma yatıracak. O’nun bana ‘iyi uykular’ diyen sesini bir müzik nağmesi gibi duyacağım, Fatma Hanım’ın üzerime örttüğü yorganın ağırlığı altında gecenin kollarına sarılacağım. Ben, günbatımlarını ve geceyi o günlerde mi sevmeye başladım acaba?

 

 

4. Perde… Dekor; Köşk ve sokak. Tüm Oyuncular… Bizler Şeker, Kurban Bayramlarının yanı sıra; Paskalya’yı, Noel’i, Pesah’ı, Roş-aşana Bayramlarını’ da hep aynı coşkuyla kutlardık. Sahnemiz, dekorumuz, yiyeceklerimiz değişirdi sadece… Oyuncularımız ise hep aynıydı! Ben bayramların dini olmadığını o günlerin sevgi günleri olduğunu o günlerde mi öğrendim acaba?

Son perde… ‘Gün gelir devran değişir’ derdi Fatma Hanım. O zamanlar bu sözün içeriğini anlayamazdım. Zamanın izini sürerken yaşayarak, görerek öğrendim. Gün geldi, devran değişti… Geçmişimizde kalan, özlemini duyduğumuz tüm güzellikler gibi eski bayramların da tadı kalmadı artık. Kaybolan zamanın içinde eski adetlerimizi bile unuttuk. Bayramların anlamı ‘tatil’ olarak yerleşti her birimizin beynine. Zamana karşı yarışırken bizleri bayram günleri heyecanla bekleyen büyüklerimizi unuttuk. Onların ise, halleri ne olursa olsun bizleri unutmadıklarını onları kaybettiğimizde anladık…

Oyuncularımın birçoğu zaman içinde bir bilinmeze doğru gittiler. Giderek kalabalıklar azalmaya başladı. Gidenler gitti, kalanlar rüzgârlara karşı koyamadılar, her biri bir yaprak misali çeşitli yerlere savruldular. Ben zaman denen kavramın, günü geldiğinde iyi bir dost olduğunu, günü geldiğinde ise bir düşman olduğunu o günlerde mi öğrendim acaba?

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 549 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler