1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Batman ve Dedemin İnsanları
Batman ve Dedemin İnsanları

Batman ve Dedemin İnsanları

Bir filmin, izleyiciyi hem güldürüp hem de ağlatabilmesi en saygı duyduğum özelliklerden bir tanesidir. Bu etkiyi yaratabilen filmleri izlediğiniz ortalama 2 saatlik zaman dilimi içerisinde, ortaya konan kurgu sizi duygusal yelpazenizin bir ucundan diğer

A+A-

 

 

Bir filmin, izleyiciyi hem güldürüp hem de ağlatabilmesi en saygı duyduğum özelliklerden bir tanesidir. Bu etkiyi yaratabilen filmleri izlediğiniz ortalama 2 saatlik zaman dilimi içerisinde, ortaya konan kurgu sizi duygusal yelpazenizin bir ucundan diğer ucuna kadar sürükler. Üstelik kimse sizden bunun aslında “film” olduğunu da saklamaz. İzlediklerinizin film olduğunu, çoğu zaman gerçekten yaşanmadığını, orada ses ve ışık ekipleri olduğunu bile bile ağlar, bile bile gülersiniz.

 

Bunu en iyi şekilde başaran filmlerden bir tanesi "Forest Gump"tır; ki benim "Top 5" film listeme her zaman dahildir. Son zamanlarda beni illaki yazmaya teşvik eden iki film izledim. Birincisi Christopher Nolan’ın, çocukluğumuzun (ve hatta büyüklüğümüzün) kahramanı Batman’in hikayesini felsefe ile döşeyip önümüze koyduğu “Dark Knight Rises” (Kara Şövalye Yükseliyor), ikincisi ise Çağan Irmak’ın bu coğrafyanın acılarını o muhteşem hüzün-neşe dengesini muhafaza ederek anlattığı “Dedemin İnsanları” filmi. Çağan Irmak her ne kadar neşeyi de filmlerinde barındırıyor olsa da, tıpkı “Babam ve Oğlum” filminde olduğu gibi ağlamak için yanınızda bir boş lenger ve bolca mendil bulundursanız iyi edersiniz.

 

Dark Knight Rises’a değinmeden evvel, çocukluktan beri özünde bir Batman hayranı olduğumu belirtmeliyim. Batman’e olan ilgim ve alakam, yedi göbekten uzaylı olan, gözünden ışın atan, uçan, binaları zıplayarak aşan, yani kısacası her türlü gayrı-adil özelliğe sahip olan Superman’e karşı asla olmamıştır. Batman karakter olarak çok daha gerçekçi ve insani olması bağlamında da çok daha ilham vericidir. Bundan tam üç film önce dedik ki; "madem gençler aralarında anlaşmış, biz de kıymetli kahramanımız Batman’i Allah'ın emri peygamberin kavli ile yönetmen Christopher Nolan’ın ellerine verelim". Çizgi romanlarla arası iyi olmayan herhangi bir arkadaşıma, “sinemaya Batman’in filmi geldi, gidip izleyelim!” dediğim zaman genellikle kafalardaki önyargı: “Ne yani şimdi damdan dama zıplayıp, kötü adamları döven birini mi izleyeceğiz? Çok sıkıcı!” olur.

 

 

Nolan’ın elinin değdiği tüm Batman filmleri, bu önyargıları yıkacak bir baş yapıt niteliğinde. Ne “Batman Begins”’deki Ra’s al Ghul karakterinin Bruce Wayne’i eğitirken sarfettiği cümleleri unutmak mümkün, ne de “The Dark Knight” filminde Joker’in yaptığı sosyolojik tespitleri ve deneyleri. Ve nihayet "Dark Knight Rises". Herhalde sinemaya ilişkin en nefret ettiğim şeylerden bir tanesi, birilerinin çıkıp da filmi henüz görmeyenlere filmin sonunu, ortasını söylemesidir. Bu yüzden kendi nefretime maruz kalmamak adına, cümlelerimi özenle seçmekteyim. "Dark Knight Rises", dönüşümün sadece sıradan insanlar için değil, süper kahramanlar için de geçerli olan evrensel bir kanun olduğunu ve dönüşürken neleri değiştirmemiz gerektiğini hepimizin gözlerine sokan bir film. İzlenmesi gereken bir film değil, yaşanması gereken bir film.

 

Türk filmlerini izlerken kafalarda geçmişten kalma bir önyargı vardır. Sanki mevzu Türk filmiyse ve kriter de Hollywood ise ortada, Türk yapımı ya, illa ki ikinci sınıf bir film olacak önyargısı. Çağan Irmak’ın filmleri için ise şunu söylemek son derece mümkün: Eğer Hollywood bir Çağan Irmak senaryosu çekmiş olsaydı, muhtemelen ikinci sınıf görünecek olan, Hollywood yapımı film olurdu çünkü Irmak’ın senaryolarındaki bu ülkenin topraklarına dikişlenmiş acılar, herhalde onun anlattığından daha iyi şekilde anlatılamaz. “Dedemin İnsanları” aslında Kıbrıs’ı ve onun maruz kaldığı ağır ve üstümüze sinen milliyetçi parfümleri de çok yakından ilgilendiren bir film. Milliyetçiliğin aslında ne kadar kimliksiz bir ideoloji olduğu ve her milletten bedenlere nasıl da tam olarak oturduğu, filmi izlerken bir kere daha göze çarpıyor. Üstelik de çocukların dünyaya bakış açısıyla. Yediyüz yıllık Osmanlı İmaparatorluğu’nun devamı olmakla her fırsatta övünen Türkiye ulus devletinin, İmparatorluğun, Anadolu dışından gelen "tebaasına"1 olan bakış açısı trajik ötesi. “Kim daha Türk? Kim daha Rum?” tartışmalarının arasında yiten yüzleri, çekilen acıları gördükçe insanların barış denen medeniyet seviyesinden ne kadar kolay uzaklaştıklarına bir kere daha şahit oluyorsunuz. Filmi izlerken insan bir yandan gözyaşlarını siliyor, bir yandan da bu gezegene ve yaşadığımız bölgeye musallat olan tüm hastalıklı beyinlere lanet okuyor.

 

Sinema sektörü şu anda Hollywood film endüstrisi aracılığıyla, ABD için yılda 200 Milyar dolarlık bir gelir kaynağı demek. Sinemanın ülkemiz için olan anlamı ise belki de ABD’ye ifade ettiği anlamdan bile daha büyük. Sinema; bizim uluslararası toplumla eşzamanlı olarak paylaştığımız neredeyse tek kültürel faaliyetimiz. Kültürel nefes borumuz belki. Ve belki yakın bir gelecekte bu fosilleşen izolasyonları delebileceğimiz, çelik bir çivi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 852 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler