1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Başka ülkelerin egemenlerinden yana olanlar, kendi ülkelerinin egemenlerine muhalif olabilirler mi?
Başka ülkelerin egemenlerinden yana olanlar, kendi ülkelerinin egemenlerine muhalif olabilirler mi?

Başka ülkelerin egemenlerinden yana olanlar, kendi ülkelerinin egemenlerine muhalif olabilirler mi?

Celal Özkızan: ‘’Kuzey Kıbrıs’ta asgari ücretli kan ağlarken, yanı başımızdaki Türkiye Cumhuriyeti’nde asgari ücret tarihinin en yüksek olduğu dönemi yaşıyor

A+A-

 

 

 

Celal Özkızan

celalozkizan@yahoo.com

 

 

‘’Kuzey Kıbrıs’ta asgari ücretli kan ağlarken, yanı başımızdaki Türkiye Cumhuriyeti’nde asgari ücret tarihinin en yüksek olduğu dönemi yaşıyor. Türkiye'de asgari ücret, 9 Avrupa Birliği üyesindekinden daha yüksek çıktı.’’ (TAK kaynaklı bir Yenidüzen haberi, 5 Ağustos 2012) … “Maliye Bakanı’nın (kktc’deki ekonomik ‘tedbirleri’ haklı çıkarmak için) Güney Kıbrıs’ta alınması öngörülen ekonomik tedbirleri göstermesine de tepki gösteren KTOEÖS başkanı Tahir Gökçebel, (Kıbrıs Cumhuriyeti’nde) yüzde 10 kesinti yapılması istenen 3600 Euro maaş alan bir öğretmen olmaya razı olduğunu söyledi.’’… “Şener Elcil, Ersin Tatar’ın Güney Kıbrıs’ı (yaşadıkları ekonomik kriz açısından) örnek göstermesine “Yıllık 17 milyar gelirleri var onlar üstesinden gelebilir” diyerek karşı çıktı.’’

 

Az önce haberleri okudunuz. Bu türden ‘başka ülkelerin egemenlerine düzülen övgüler’, toplumsal muhalefetimizi oluşturan bazı kesimlerden sık sık çıkıyor. Bir tarafta, ana muhalefet ‘’sol’’ liberal CTP, öte tarafta toplumsal muhalefeti, son yıllarda, siyasal partilerden daha başarılı bir şekilde örgütleyen sendikalarımızdan bazıları. Bu iki farklı kesimin başka ülkelerin egemenlerine yaptıkları övgüler ortadayken, bu övgülerin birkaç gün içinde ard arda gelmesi, yüz buruşturucu bir ahenk oluşturuyor bünyede. Yukarıdaki haberlere dair yorumlara girişmeden önce iki önemli not düşmekte yarar vardır: Bir tanesi, birazdan yapılacak eleştiriler, CTP ile sözü geçen sendikaların denk tutulduğu, aynı kefeye konulduğu manasına gelmiyor elbette. Toplumsal muhalefet bağlamında, sözü geçen sendikaların –eleştirilebilir noktalar elbette var olmasına rağmen- onurlu ve kararlı tutumu ile CTP’nin ‘’hem nalına hem mıhına’’ tutumu arasındaki fark ortadadır. İkinci nokta ise, Yenidüzen’de çıkmış TAK kaynaklı bir haber ile CTP’nin başka ülkelerin egemenlerine (sözü geçen örnekte AKP) övgü düzmesi arasında nasıl bir bağlantı kurulduğunun yeterince aydınlatılmıyor oluşudur. Yenidüzen ile CTP arasındaki ilişkiyi bilen ve Yenidüzen’in yayınlarını takip eden kişiler için bu bağlantı açıktır. Yine de, Yenidüzen’de köşe yazıları yayınlanan ve aynı zamanda CTP’nin yetkili organlarında bulunan belli başlı kişilerden alıntılar yapalım bağlantı iddiamızı kuvvetlendirmek için: “Türkiye, bölgemizde küreselleşmeyi kavramış, iddia sahibi bir ülke konumuna erişmiş olmanın verdiği cesaretle…’’ (Birikim Özgür)… “Şimdi en azından büyüyen ekonomiden, sermaye kesimleri dışındaki emekçi sınıflar da ekonomik ve demokratik haklar talep edebiliyorlar. Bu dinamik ise Türkiye’yi her durumda, kısır bir ulus-devlet olmaktan etkin bir küresel aktör durumuna yükseltmiştir.’’ (Cemal Mert) … “2004 süreci, Türkiye’nin demokratikleşme politikaları bakımından önemli bir role sahiptir. O denli ki,  o dönem henüz yeni kurulmuş olan AKP’nin 2004 sonuçları bağlamında, Türkiye’nin demokratikleşme ve sivilleşme politikaları açısından ciddi bir olanak yakaladığını, güç elde ettiğini söyleyebiliriz.’’ (Asım Akansoy)

 

Şimdi CTP kanadının övdüğü AKP politikaları ile şekillenen Türkiye Cumhuriyeti devleti ile KTÖS ve KTOEÖS kanadının övdüğü AKEL politikaları ile şekillenen Kıbrıs Cumhuriyeti’ne bir göz gezdirelim kısaca: Bir yanda, gazetecilerin, aydınların, sanatçıların, öğrencilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin hapislere tıkıldığı; kentsel (rantsal) dönüşüm adı altında insanların yerlerinden edildiği; HES’ler bağlamında insanların yaşam/geçim alanlarının ve ekolojik dengenin yok edildiği; sendikalar ve sendikalaşmaya çalışan işçiler üzerinde büyük baskı ve şiddet uygulandığı ve işçilerin içinde bulunduğu sömürü koşullarının sürekli sermaye lehine derinleştirildiği (en son örnekleri THY işçileri ile TOGO işçileri), son on yılda on binleri bulan sayıda yaşanan ve ölüm ile sonuçlanan iş kazaları (iş cinayetleri); katlana katlana artan kadın cinayetleri ve kürtaj tartışmaları ile artık zıvanadan tamamen çıkan kadın bedeninin tahakküm altına alınma süreci; kağıt üzerinde duran büyüme rakamları ardına gizlenmiş ve gittikçe derinleşen toplumsal sefaleti ve yoksulluğu ile Türkiye… Öte tarafta, işsizliğin yüzde 10’ları geçtiği; Yunanistan’a yapılanın benzeri bir biçimde ‘’Troyka’’ tarafından ekonomik dayatmaların uygulanıp (ki bize dayatılan Göç Yasaları’ndan nitelik olarak farkı yok) sermayenin krizinin faturasının emekçilere ödetilmeye çalışıldığı; İsrail gibi Ortadoğu’yu (ve bilhassa Filistin’i) kan gölüne çeviren bir devlet ile “stratejik işbirliği’’ne gidildiği Kıbrıs Cumhuriyeti… Peki nasıl olur da, toplumsal muhalefetimizin bu kesimleri, kendilerinin ülkemizde muhalifi olduğu uygulamaların benzlerinin (hatta çoğu zaman daha da sertlerinin) uygulayıcısı olan başka ülkelerin egemenlerine methiyeler düzebiliyorlar? Nasıl oluyor da, kendi boğazlarına dayanan bıçağa karşı isyan ederken, başka boğazlara dayanan bıçağa bakıp “ne güzel bir bıçak bu’’ diyebiliyorlar; nasıl oluyor da, kendi halkları, kendi ülkelerindeki iktidar tarafından en ufak bir şekilde haksızlığa uğratıldığında yeri göğü inletebilirken, başka ülkelerin halklarını inim inim inleten iktidarlara övgü düzebiliyorlar (ya da, direkt olarak başka ülkelerin egemenlerine övgü düzmeseler bile, nasıl olur da başka ülkelerin içinde bulunduğu durumu övebiliyorlar? Eğer başka bir ülkeden bir sendikacı veya bir parti yetkilisi, “kktc’de her şey yolunda’’ dese, aslında kktc’yi yönetenleri övmüş olmayacak mı ?). Bu soruların cevabı mı? Bu, bu yazıya sığmayacak kadar uzun uzadıya bir inceleme gerektiriyor; ama bir diğer yandan da, insan, sözü geçen kesimlere bu cevabı verip vermemek konusunda şüpheye düşüyor. Önce bu şüpheyi dağıtıp, sonra cevaplara geçmek lazım; şüpheyi dağıtabilme işine başlamak için de, sözü geçen kesimlere Brecht’in bir şiirinden bir kısım armağan edebiliriz: “elbette sorulardır sana bütün verebildiğim / ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna / yorgunsan, uzatamam sana elimi.’’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 795 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler