1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Basın açıklamaları ne kadar haber değeri taşır?
Basın açıklamaları ne kadar haber değeri taşır?

Basın açıklamaları ne kadar haber değeri taşır?

Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN) Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, Yenidüzen Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı’ya yazdığı şikâyet yazısında, gazetenin, sendikanın yaptığı açıklamalara ve basın bildirilerine yer vermediğini ifade ediy

A+A-

 

 

 

 

Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN) Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, Yenidüzen Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı’ya yazdığı şikâyet yazısında, gazetenin, sendikanın yaptığı açıklamalara ve basın bildirilerine yer vermediğini ifade ediyordu. Yazıda özet olarak şu ifadeler yer almıştı: “Her nedense, KAMU-SEN’in hemen hiçbir basın açıklamasını gazeteniz Yenidüzen’de yayımlamıyorsunuz. Bunları da (son açıklamaları kastediyor) yayımlamadınız. Elbette sizin yayın anlayışınıza karışamam; ancak basının tarafsız olması gerektiğine inanıyorum. Gazeteniz bir siyasi partinin yayın organı olabilir, ama o siyasi parti de benim ülkemin bir siyasi partisidir…Gazetenizde yer almamız için illa ki partiye yakın olmak ya da partili olmak mı gerekiyor ya da reklam vermek..Sanırım tüm sivil toplum örgütlerine aynı mesafede olmak gibi bir politikası olmalıdır basınımızın. Eğer bazı kaygılarla ve siyasi tavırlarla bazı örgütlerin açıklamalarına ‘ambargo’ konulursa, bizim de bunları halkımızla paylaşmak gibi bir hakkımız doğacaktır.

Cenk Mutluyakalı, bu yazıyla birlikte, kendisinin verdiği cevabı ve son dönemde gazetede KAMU-SEN açıklamalarının yer aldığı haberlerin fotokopilerini de bana ulaştırdı.

Önce Cenk Mutluyakalı’nın cevabında vurguladığı hususları, ardından kendi değerlendirmemi paylaşmak istiyorum.

Cenk Mutluyakalı’nın yanıtı:  “Öncelikle şunu belirtmeliyim; sendika ya da diğer kişi veya örgütlerin yayımladığı her basın bildirisi gazetelerde mutlaka yer alacak diye evrensel bir gazetecilik kuralı veya ilkesi yoktur. Editöryal değerlendirme gazetelerin yazı işlerine aittir. Ayrıca, söz konusu basın bildiriniz, yayımlandıktan sadece birkaç dakika sonra www.yeniduzen.com’da, yani Yenidüzen’in internet haber portalında yer almıştır… Ayrıca, ‘Yenidüzen haberlerimize yer vermiyor’ değerlendirmeniz ve bunu ‘siyasi bir uzaklığa’ bağlamanız, geçmişte de farklı şekillerde sık sık gündeme getirdiğiniz bir söylemdir. Ekteki kupürler, bu söyleminizi tekzip etmektedir…”

Okur Temsilcisinin değerlendirmesi: Öncelikle, genel bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Kıbrıs Türk medyası, nereden gelirse gelsin, basın bildirilerine ve etkinlik haberlerine oldukça “cömert” biçimde sayfalarını açmaktadır. Bunu, “community journalism(toplum gazeteciliği) anlayışının iyi bir örneği olarak da görüyorum. Kıbrıs Türk medyası, sesini duyurmak isteyen tüm toplum kesimleri için bir platform işlevi görüyor. Gelelim, şikâyet konusuna. KAMU-SEN’in yaptığı basın açıklamalarının veya eylemlerinin ne kadarının Yenidüzen’de yayımlandığı ve ne kadarının yayımlanmadığı konusunda elimde somut bilgiler yok. Bana gönderilen haber kupürlerinden edindiğim izlenim, gazetenin KAMU-SEN’i görmezden gelmediği yönündedir. Ayrıca, editöryal bağımsızlık anlayışı gereği, hangi haberin sayfada nasıl yer alacağı veya almayacağı konusunda kararı yazı işleri verecektir. Yazı işlerinin verdiği kararları eleştirebilmemiz için haklı nedenlerimiz olmalıdır. Unutulmamalıdır ki gazeteler, yayımlayacakları haberler için sınırlı sayfalara sahiptirler. Haberin çok olduğu günlerde karar vermek daha da güçleşebilmekte, bazı etkinlik ve açıklamaların haber olma şansı azalmaktadır. Basın açıklamalarında haber değerini belirleyen temel ölçüt, açıklamanın kim tarafından yapıldığı değil, içeriği olmalıdır. Kısaca, KAMU-SEN Genel Başkanı Mehmet Özkardaş’ın gazeteye yönelik eleştirilerinde haklı olmadığını, internet sayfasındaki arama motoruna “KAMU-SEN” yazdığımda çok sayıda sendika haberiyle karşılaştığımı, Yenidüzen’in sendikayı bilinçli biçimde görmezden geldiğine ve sendikaya “ambargo” koyduğuna ilişkin bir izlenime ulaşmadığımı belirtmek istiyorum. Nitekim, Genel Başkan Mehmet Özkardaş’ın yer verilmedi dediği açıklama, 4 Nisan tarihli gazetenin 10. sayfasında, Meltem Sonay imzalı “%4,27’lik ‘büyüme nerede?” başlıklı özel haberin bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Yine, 4 Nisan tarihli gazetede, Mehmet Özkardaş tarafından yapılan başka bir açıklama da 4. sayfada “Özkardaş’tan açıklama” başlığıyla verilmiştir.     


 

Tecavüz haberleri sorunlu

Toplumsal Cinsiyet ve Azınlıklar Enstitüsü kurucularından ve aktif üyelerinden Umut Özkaleli ve Ömür Yılmaz, gönderdikleri e-postada gazetelerde yaygın olarak yapılan bir yanlışa dikkat çektiler. Önce Özkaleli ve Yılmaz’ın eleştirilerini okuyalım: “Enstitü olarak, okur temsilcisi görevinizi çok önemsiyor, ülkemiz gazeteciliğini ileriye götürmekte etkin olacağını umuyoruz. Sıklıkla karşılaştığımız ‘ırza geçme’ sözcüğü en son 24 Mart tarihli Yenidüzen'de haber yapılmıştı. Yasada ‘ırz’ diye geçse de haber yapılırken bunun ‘tecavüz’ olarak ifadelenmesi gerekir. ‘Irz’ kelimesi ‘namus, iffet’ anlamındadır. Aslında ihlâl edilenin vücutsal bütünlük olduğu ve namusa zarar verilmediği gazeteciler tarafından sürekli irdelenmelidir. Hatta haberde, ‘ırza geçme’ tabirinin yasada kullanıldığı ve bunun insan hakları ihlâlini işaret etmekten yoksun olduğu sürekli olarak okura tekrar tekrar hatırlatılmalıdır. Yenidüzen'in bu konuda öncülük etmesi ve yalnızca haberi vermeyi değil, araştırmacı gazetecilik yapmayı ve toplumu dönüştürme işlevini de öncelikli görevi haline getirmesi gerekmektedir. Ayrıca, haberde tecavüz mağdurunun isminin sadece baş harfleri verildi, ancak zanlının ismi ve yüzü ortadadır. Genç kadını korumak için zanlının adının da verilmemesi yerinde olurdu.”

Bunun değerlendirmesini isterseniz haftaya bırakalım!..


 

İntihar haberlerinde sınır ne olmalı?

Son dönemde artan intihar vakaları, medyanın bu konudaki sorumluluğunu da gündeme taşıdı. Aslında bu konuyu daha sonra tartışmak istiyordum ama gazetelerde peş peşe yayımlanan yazıları görünce, konuyu hemen değerlendirmeye almaya karar verdim.

Cenk Mutluyakalı, 4 Nisan tarihli yazısında, “Tüm dünya bas bas bağırıyor: İntihar, hele de intihara teşebbüs haberini yapmayınız, büyütmeyiniz, ön plana çıkarmayınız, öyküleştirmeyiniz diye... Niye? Çünkü, bu haberleri okuyanlar örnek alıyor. Kopya intiharlar yaşanıyor. Çocuklar bundan olumsuz etkileniyor. İnsanlar ölüyor” diyerek konuyu gündeme taşıdı. Tayfun Çağra da 5 Nisan tarihli yazısında, İntihar olaylarının artmasında basının bu gibi haberleri tiraj uğruna abartarak vermesinin rolü yok mu? Var. Bir kısım basın, bu gibi haberlerin maalesef tiraj artırdığını görüyor ve o haberin üzerine gidiyor, uzun uzadıya hikaye gibi olayın öncesini, sonrasını, olay anını anlatıyor. İntiharı kafasında kuran kişi de o anlatılan olaydan kendine de bir rol çıkarıyor ve aynısını veya benzerini uyguluyor. Ancak ‘intiharı kafasında kuran kişi’ diye belirtiyorum çünkü basında o haber yer almasa da bir şekilde o duruma gelen kişi intiharın bir biçimini seçecektir. ‘Sorumsuz basın’ o kişiye bir yol sunuyor. Planını kolaylaştırıyor ve belki de sonuca erken gitmesini sağlıyor” diyerek tartışmaya dahil oldu.

5 Nisan tarihli Afrika gazetesindeki yazısında Şener Levent, “Halk, son zamanlarda iyice tırmanan intiharların ekonomik yıkımdan değil, medyanın ‘sorumsuz’ haberlerinden dolayı tırmandığına inandırılmaya çalışılıyor… İlaca mı buldunuz kabahati. Kendini öldürmeye karar veren adam, o ilacı bulamazsa başka yol mu bulamaz? O halde ağaca asılan ipi ne yapalım? ” dedi.

5 Nisan tarihli Kıbrıs gazetesinde Serhat İncirli de değindi konuya. Cenk Mutluyakalı’nın yazısına verdiği cevapta şunları yazdı: “Tam karşı görüşü savunanlar da var… ‘Haberi yapın, çünkü yaşam kurtarmaya yardımcı olursunuz’ diyenler çok. Hem de çok ağır isimler; çok önemli psikiyatri uzmanları ikinci görüşü savunuyor… İntihar haberdir. Yazılmalıdır. Yazılacaktır…”

6 Nisan’da Habedar gazetesinde Gürdal Hüdaoğlu, şunları söyledi: “Medyamız, ‘denetim yapsaydınız bu insanlar ölmeyecekti’ diye ayaklandı. Sanki intihar için başka bir yol bulunamazmış gibi…Bu mantıkla örneğin ip satışlarının derhal yasaklanması gerekmez mi?”

Etik ilkeler ne diyor?

 

Hemen hemen tüm gazetecilik örgütlerinin mesleki etik ilkeleri içinde intihar haberlerinin veriliş biçimine ilişkin bir düzenleme yer almaktadır.  Yakından başlarsak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce hazırlanan “Gazetecilerin Hakları ve Sorumlulukları Bildirgesi”nde şöyle deniyor: “İntihar olayları hakkında haber çerçevesini aşan ve okuyucu veya izleyiciyi etki altında bırakacak nitelikte ve genişlikte yayın yapılmamalıdır. Olayı gösteren fotoğraf, resim veya film yayınlanmamalıdır.”

 

İngiltere’de Basın Şikayetleri Komisyonu (PCC) tarafından hazırlanan etik ilkeler içinde konuyla ilgili hüküm ise şöyledir: “İntiharı haber yaparken, kullanılan yöntem hakkında gereğinden fazla ayrıntılı bilgi vermekten kaçınmaya özen gösterilmelidir.” 

 

Serhat İncirli’nin adres gösterdiği, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Ulusal Gazeteciler Sendikası (NUJ) ve Onurlu Basın Vakfı (PressWise Trust) tarafından hazırlanan “Gazeteciler İçin Gazeteciler Tarafından Hazırlanan Rehber” ise son derece bilgi verici ve yol gösterici mahiyette. Rehber hazırlanırken, Oxford Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’ndeki İntihar Araştırmaları Merkezi’nden Kathyrin Williams ve Keith Hawton’un bir değerlendirme makalesinden yararlanılmış.

Ortaya konulan ilkeler şöyle:

·        Sansasyonel başlıklardan, görüntülerden ve dilden kaçının.

·        İntihar yöntemi hakkında ayrıntılı bilgi vermek, taklitleri teşvik edebilir.

·        Özellikle ünlü kişilerin intihar haberlerinde spekülasyondan kaçının.

·        İntihar, çoğunlukla ruhsal hastalıkla ilintili karmaşık bir sorundur.

·        Bağlamı göz önünde bulundurun – Özellikle kurumlardaki intiharlar derinlemesine araştırmayı gerektirir.

·        İntihar hakkındaki mitleri sorgulayın. (Bir kişi intihar etmeyi kafasına koymuşsa, kimse onu durduramaz gibi).

·        İntihar haberine sansür uygulamak ya da yanlış bilgi vermek, yardımcı olmaz.

·        İnsanları, intiharı önleme merkezlerine yönlendirin.

·        Gazeteciler de savunmasızdır –meslektaşlarınıza destek olun.  

OKUR TEMSİLCİSİNİN DEĞERLENDİRMESİ:  

Yapılan araştırmalar, intihar haberleri büyütüldüğünde veya intihar yöntemleri hakkında ayrıntılı bilgi verildiğinde benzer intihar vakalarında artış olduğunu gösteriyor. Buna “Werther etkisi” deniyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanan, “Preventing Suicide: A Resource for Media Professionals” (İntiharı Önleme: Medya Profesyonelleri için Kaynak” başlıklı belgede, “Taklit intiharlar konusunda 50’den fazla araştırma yapıldı. Bu araştırmalarda hep aynı sonuca ulaşılıyor: medyadaki intihar haberleri, taklit intihar davranışlarına yol açabilir” deniyor.

Bilimsel bulgular bu yöndeyken, medyadaki haberlerle intiharlar arasında bir ilişki yoktur denemez. İntihar haberleri verilirken, sorumlu biçimde hareket edilmeli, bu haberler kesinlikle birinci sayfalara taşınmamalıdır. Yenidüzen gazetesi de 4 Nisan tarihli intihar haberini birinci sayfadan vermemeliydi. İç sayfalardan verilecek haberlerde ise intihar yöntemi ve kullanılan araçlar hakkında bilgi verilmemeli, intihar görüntüleri yayımlanmamalı ve abartılı, duygusal ya da öyküleştirilmiş bir dil kullanılmamalıdır. Haberlerin yalın bir dille verilmesi, en doğru yaklaşım olacaktır. Ayrıca, intihar haberlerinde, yardım almak isteyenlerin nerelere başvurabilecekleri bilgisinin de verilmesi gerekir. Sorumlu gazetecilik bunu gerektirir.   


 

GÖZE BATANLAR

·        3 Nisan tarihli Yenidüzen’in 4-5. Sayfalarında Meltem Sonay’ın “100 bin TL kime?” başlıklı haberinde geçen Dış İşleri, “Dışişleri” şeklinde birleşik yazılmalıydı. Üstelik yazıda tam 6 kez bu yanlış yapılmış. 

·        3 Nisan tarihli Yenidüzen’in 6. Sayfasında Fayka Kişi’nin hazırladığı Cafekulis sayfasında, “LAÜ İletişim Fakültesi Dekanı Münevver Bektaş’ın da TAK Müdürlüğü için ismi konuşuluyor” denmiş. Doç.Dr. Münevver Bektaş, İletişim Fakültesi Dekanı değil, Rektör Yardımcısıdır. Dekan, Prof.Dr. Faruk Kalkan’dır.

   

 

 

              

Bu haber toplam 1107 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler