1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BARIŞI İSTEMEK YETMİYOR…
BARIŞI İSTEMEK YETMİYOR…

BARIŞI İSTEMEK YETMİYOR…

Yazın en sonuncu gününü Çanakkale’nin Lapseki sahilinde geçiriyoruz. Yumuşacık bir güneşin altında çarşaf gibi denizin keyfini çıkarıyor insanlar. “Beach” modasına uymuş Lapseki’liler de. Plajı boydan boya saran beyin törpüsü müziğ

A+A-

 

Yazın en sonuncu gününü Çanakkale’nin Lapseki sahilinde geçiriyoruz. Yumuşacık bir güneşin altında çarşaf gibi denizin keyfini çıkarıyor insanlar. “Beach” modasına uymuş Lapseki’liler de. Plajı boydan boya saran beyin törpüsü müziği duymamaya çalışıyorum. Arka masalardan birinde iki kadın biralarını yudumluyor. Dikkatli bakınca travesti oldukları anlaşılıyor. Çevreden “meraklı bakışlar” var mı diye bakıyorum, yok. Kadınlar da aldırmıyor zaten çevrelerine, keyifli oldukları belli.

Bir önceki gün Amed’de (Diyarbakır)  babası ve amcası tarafından işkence edildiği için arkadaşına sığınan ve burada da yakalanıp 14 kurşunla bir “namus cinayetine” kurban giden 17 yaşındaki çocuğun haberiyle sarsılmıştık.

Sadece 17 yaşındaki bir çocuk, eşcinsel olduğu gerekçesiyle amcası ve babasının ağır işkencelerinden kaçıyor ve kaçtığı yerde de bulunup 14 kurşunla katlediliyor. Amed’de bir yol kenarına “atılan” 17 yaşındaki R.A.’nın cesedi bulunduğundaysa anne polise giderek cinayeti ihbar ediyor. Radikal Gazetesi cinayeti bir Kürt sitesine gönderilen mektupla birlikte verdi. Mektuptaki ifade sarsıcı: Kürt, toprak olur ama eşcinsel olamaz!

Metropollerde bile kadınların, eşcinsellerin şiddete ve nefret cinayetlerine kurban edildiği Türkiye’de, batıdaki kentlerin çeyreği kadar bile demokrasiyle tanışmayan Kürt coğrafyasının kadınlarına ve eşcinsellerine sunulan hayat bu. Daha birkaç yıl önce yine bir Kürt çocuğu,  Ahmet Yıldız yeni bir hayat kurmak üzere sığındığı İstanbul’da sokak ortasında ailesi tarafından infaz edilmişti. Ahmet kadar bile “şanslı” (!) değil R.A. “Peşine düşülmeyecek ismi”  iki harfle anılacak sadece. Ondan daha da şanssızları, polis kayıtlarına ve gazetelere yansımayan işkencelerle ve infazlarla noktalayacaklar hayatlarını.

Haberle ilgili yorumlara baktıkça şaşkınlıktan dilim tutuluyor . “Kürtlerin geriliğine, gericiliğine” bağlıyor birileri eşcinsel töre cinayetlerini ve her türlü şiddeti.

“Türk aydınlanması” tamamlandı ya (!),  burun kıvırıyor bizimkiler şimdi Kürt coğrafyasında olup bitenlere! Hiçbir suçluluk ve sorumluluk hissetmeden üstelik. Oysa Ahmet’in de 17 yaşındaki R.A.’nın da katlinin suç ortağıyız hepimiz. Şiddeti Kürd’ün hayat biçimi haline getiren bir rejimin 80 küsur yıl boyunca devamındaki payımızdan şimdi yüzümüzü buruşturup kafamızı iki yana sallayarak sıyrılabileceğimizi sanmak,  Kürtleri suçlamak nasıl bir utanmazlık!

“Milli Mücadeleyi” başlatırken yanına Kürt Beylerini aldı Mustafa Kemal ama Cumhuriyet, Kürt coğrafyasına batıdaki kentlerin çeyreği kadar demokrasi taşıyamadı. Ancak 80 yıl geciktirilebilen Kürt uyanışından, Kürt uluslaşmasından korkuldu çünkü. Cumhuriyet rejimi, kimi zaman Dersim’de olduğu gibi devlet terörüyle, kimi zaman Maraş’ta olduğu gibi sivil faşist terörle, çoğu zaman da “sus payı” verilerek işbirliğine ikna edilen Kürt aşiretleriyle “idare etti” bu coğrafyayı. Başlarına bir vali, bir tabur jandarmayı dikerek, aşiret sisteminin rezilliklerine göz yumarak  yönetti Türkiye Kürt coğrafyasını.

Meşhur “Türk aydınlanmasının” yolu Kürt coğrafyasına ancak asimilasyon olarak düştü. Yol yapmam, sağlık hizmeti götürmem, yatırım yapmam, zenginlikleri paylaşmam ama bir öğretmen yollarım ve ancak Türkçe’yi söker, Kürtçe’yi unutur, Kürtlüğünü hayatından çıkartırsan sana “yırtma” şansı tanırım”…  Bunun içindir ki Türkiye’de Kürtler “Cumhurbaşkanı bile olabilirler ama Kürt olamazlar”dı…

Barış diyoruz ya bugün, barışı istemek sadece silahların susmasını, şiddetin son bulmasını istemekle olmuyor. Silahlar ve iliklerimize kadar işlemiş şiddet sadece bir sonuç aslında. Barışı bir yüzleşme, yok saymama, kabul etme ve içselleştirme meselesi olarak görmediğimiz sürece sonuçlarından kurtulamayacağız.

“Türk aydınlanması” Kürt coğrafyasına demokratikleşmeyi yaymaktan ölümüne korktu. Bunun bedelini ise 17 yaşındaki çocuklar ödüyor. Bazen bir yol kenarında baba kurşunlarıyla, bazen dağda asker kurşunlarıyla katledilen Kürt çocukları; bazen patlayan bir bombayla, bazen dağda bir gerillanın kurşunlarıyla katledilen Türk çocukları…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 973 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler