1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. BARIŞA UMUT YETMEZ…
BARIŞA UMUT YETMEZ…

BARIŞA UMUT YETMEZ…

Büyük ülkülerin mücadelesi, önce ‘Küçük ama yürekli bir azınlıkça’ başlatılır…

A+A-

Neriman CAHİT

 

Her yılın 1 Eylülü’nde, neredeyse hep aynı yazıyı yazmak geliyor içimden:

“Barışa giden dikenli yol:” 1939’dan 2013’e… Hala kapalı… Ve

Barış, sadece bir umut: Hala…

Ve Albert Eintein ‘barış tutkusunu’ bir kez daha paylaşacağım okurlarımla:

“Ben yalnız ‘Barışsever’ değil, bir ‘Barış Savaşçısıyım…’ İnsanlar, savaşa – savaş açmadıkları sürece, hiçbir şey savaşları ortadan kaldıramayacaktır… Büyük ülkülerin mücadelesi, önce ‘Küçük ama yürekli bir azınlıkça’ başlatılır…

BARIŞ gibi, inandığımız bir dava uğruna ölmek… SAVAŞ gibi inanmadığımız bir şey uğruna acı çekmekten daha iyi değil midir? Her savaş, insanlığın ilerlemesini engelleyen, ‘kötülükler zincirine’ bir halka daha ekler… Ama, savaşa baş kaldıran bir avuç insan, ‘genel protestonun’ sözcüsü olabilir…

Halk yığınları, asla savaş düşkünü değillerdir… Yeter ki, propaganda ile zehirlenmiş olmasınlar…

 

BARIŞ İÇİN…

Bakın şu anda Suriye’de korkunç bir savaş devam ediyor… Savaş çıkaranlar değil, ‘Çocuklar, yaşlılar, kadınlar’ ölüyor…

Batılı ülkelerin geri bıraktırılmış ülkelere sürekli ‘silah sattığını’ bütün dünya biliyor. Bir örnek vermek gerekirse: Batılı ülkelerin – o dönemde – Irak’a silah sattığını hepimiz biliyoruz. Iraklı, 600 bin çocuk, ülkeye uygulanan ambargo nedeniyle ‘açlık ve hastalıktan’ ölüyor…

***

Sürekli savaşların ortasında yaşıyoruz…

Bu yüzden de bir türlü silemiyoruz “korku ve acıyı” yüreklerimizden…

Sürekli duyuyoruz çığlıkları…

Savaşlarda – sanki yanı başımızda öldürülen insanların, yarınsız bıraktığımız çocukların çığlıkları gelmiyor mu size de!..

Bu yüzden değil midir derin uykulara dalamayışımız…

***

Yanı başımızda, Suriye’de ölesiye yaşananlar savaş değil midir?

II. Dünya Savaşı’ndan bugüne, savaş sayılmayan savaşlarda ölen insanların sayısı neredeyse, Dünya Savaşı’nın bilançosuna denk.

Gayri resmi, 3. Dünya Savaşı’nı yaşıyoruz resmen…

***

Biz de yaralıyız…

Bu minnacık (ama dertleri çok büyük) adada, biz de yaralıyız ‘barıştan yana…’

Hala en büyük düşünürdür BARIŞ…

Silahların gölgesinde büyüyor çocuklarımız…

Ve hala farkında değiliz ki, her geçen günle daha da geç kalıyoruz “Barış ve huzur” için…

Oysa ‘BARIŞA’ susamıştır insanımız…

Ama… Artık ve hemen ŞİMDİ…

Çünkü BARIŞA UMUT YETMİYOR ARTIK…

 


 

ÖZGÜRLEŞME EYLEMİ…

“SİVİL TOPLUM KAVRAMI” artık daha da ertelemeden ‘Çağdaş Bir Toplum Modeli’ olarak benimsenip gerçekleştirilmeli… Bunun için de: Öncelikle ‘yurttaş olarak İNSANA değer verilmesi zorunluluğu kurumlaşmalı…

Ancak, bu yaklaşım, Klasik Kapitalist Toplumun ‘bireycilik’ ideolojisiyle aynı anlamı taşımamalı…

***

‘BİREY ya da YURTTAŞ’ daha hızlı ‘TOPLUMSAL SORUMLULUĞU’ yaratan ve bölüşen bir etkin varlık düzeyine yükseltilebilir. Bunun gerçekleşmesi için: Salt ‘POLİTİK’ alanda değil… YENİDEN ÜRETİMİN tüm düzeylerinde de, YIĞINLARIN SOMUT bir BELİRLEYİCİLİKLERİNİN bulunması gerekir…

***

Yönlendirme kadar, yönetmeyi de içeren bir diyalektik, ancak, bir toplumun ‘SOSYAL DOKUSU ile ÖRGÜTLEŞME Ağını’ daha ileri bir demokratik sıçramanın gereksinimlerine göre yeniden OLUŞTURULMASIYLA yaratılabilir…

Ne ezen ne de ezilen olmamak… Öncelikle, bütün sivil toplumun kurumlarında yer alma yetenek ve becerisiyle dolu… Yepyeni bir ‘DEMOKRATİK YURTTAŞLIK’ aşamasına yönelişi zorlar…

***

İnsanın ve yığının varlığını özgürce doğrulayamadığı her yerde…

Ancak ters bazı olasılıklar vardır…

KARAR VERMEK…

Çok güçlü bir ‘ÖZGÜRLEŞME’ eyleminin ürünüdür. Onun, yeniden üretimin tümünden ayrı, ‘kendi başına bir olay biçiminde olması beklenemez…

Gelişen üretim ilişkileri – aynı zamanda – bütün modern sınıfların düzendeki yerlerini daha doğrudan biçimlerde almasını gözetleyen bir öze kavuşturulmak zorundadır…

Bunun ilk ve en önemli koşulu ise, ülkemizde: “TOPLUMCA DEMOKRASİYE”  uzanan tüm kanalları açmaktır… Konan barikatlar, şimdiye değin: “TOPLUMCU TEORİ ve PRATİĞİ ENGELLEMEKLE KALMADILAR… İnsanların ve yeni toplum güçlerinin bilinçlerini de elde etmeye ‘YÖNELEBİLMELERİNİ DE’ ertelediler…

***

Oysa…

İki yüz yıllık kavranışın bekleme sınırı… Yıllarla birlikte çok kısalmıştır…

Yeter ki bunu kavrayıp…

Dönüştürebilecek yönetimcileri ‘iş başına’ getirmeyi bilelim…

***

Ülkemiz artık…

Yığınların, tabandan itibaren önyargısız kavrayıp örgütleyen bir: “TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM HASRETİ İÇİNDEDİR…”

***

YETER Kİ…

BU GERÇEK DAHA DA ERTELENMEDEN KABUL EDİLİP…

HAREKETE GEÇİLSİN…

 

 

 

Bu haber toplam 851 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 365 Sayısı

Adres Kıbrıs 365 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler