1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Bana tek bir kemik bile verilse, bu beni huzura kavuşturacak'
Bana tek bir kemik bile verilse, bu beni huzura kavuşturacak

'Bana tek bir kemik bile verilse, bu beni huzura kavuşturacak'

1974’te “kayıp” olan oğlu Kostas Savva Yangu’yu bir ömür bekledikten sonra Hristalla Yangu, göçüp gitti Mihalis Yangu Savva’yla nihayet 25 Kasım 2011 Cuma sabahı buluşuyoruz, Kayıplar Komitesi yetkilileri Murat Soysal, Kseno

A+A-

 

 

 

 

1974’te “kayıp” olan oğlu Kostas Savva Yangu’yu bir ömür bekledikten sonra Hristalla Yangu, göçüp gitti

 

Mihalis Yangu Savva’yla nihayet 25 Kasım 2011 Cuma sabahı buluşuyoruz, Kayıplar Komitesi yetkilileri Murat Soysal, Ksenofon Kallis ve Kazılar Koordinatörü Okan Oktay da yanımızda. Hep birlikte Bilelle’ye, Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermiş olduğumuz ve 2009’da kazı yürütülmüş olan Kulaklı Tepe’ye gidiyoruz...

Daha önce geçmiş olduğumuz toprak yollar, bazı köylüler tarafından yer yer sürülerek yok edilmiş! Bu yüzden tarlalardan geçmek zorunda kalıyoruz ve Kulaklı Tepe’ye tırmanıyoruz... Kayıplar Komitesi araştırma görevlisi Vedat Dalgalan da bize katılıyor...

Kulaklı Tepe’nin  deniz seviyesinden yüksekliği tam 393 metre – Kulaklı Tepe’nin en tepesi ise 410 metre yüksekliğe sahip...

Mihalis Yangu Savva’nın kardeşi Kostas Yangu Savva’yla birlikte burada toplam altı Kıbrıslırum “kayıp” olmuş... Kulaklı Tepe’de “kayıp” olanlar Kostas Yangu Savva, Evrihulu Kostas Petru Konstantinu, Omorfolu Haralambos Potamitis, Lefkoşalı Dimitris Teoharidis, Lefkoşalı Hristos Hrisostomu ve Baflı Dimitris Neofitu imiş. Yani toplam altı kişi burada “kayıp” olmuş.

“Kayıp” olmuş denilen şey, 26 Temmuz 1974’te, Kulaklı Tepe’de mevzilenmiş olan bu altı Kıbrıslırum asker, karşı tepeden, “Aspro Mutti”den gelen Türk tanklarının bombardımanı altında kalarak ölmüşler... Bilelle’nin rahmetli muhtarı Hasan Mehmet Göçerili’nin de bize anlatmış olduğu gibi bu altı Kıbrıslırum genç öldürüldükleri yerde kalmışlar, hiçbir zaman gömülmemişler... 1974’ten 2009 yılına kadar öylece kalmışlar, hayvanların, rüzgarların, yağmurların, doğanın aşındırmasıyla kemikler dört bir yana saçılmış...

2009’da burada yürütülen kazıyı Mihalis Yangu Savva çok yakından takip etmişti...

Birkaç ay devam eden kazı sona erdiği zaman burada tahminen beş “kayıp” şahsa ait kemiklerin bulunduğu söylenmişti...

“Bu beş rakamını duyduğum an, içime bir şey olduydu” diyor Mihalis Yangu Savva... “Çünkü burada öldürülen insan sayısı beş değil, altı idi... Bu bölgenin bence tekrar incelenmesi gerek... Burada kazılar elle yapıldı, herhangi bir alet ya da şiro getirilmedi... Bu yüzden, bazı taşların altında hala kemikler olabileceğine inanıyorum” diyor...

Antropoloji Laboratuvarı, Kulaklı Tepe’de bulunan ve beş kişiye ait olduğu sanılan insan kemikleri üzerinde henüz hiçbir inceleme yapmamış... Laboratuvarda yaklaşık beşyüz kadar “kayıp”tan geride kalanlar incelenmeyi bekliyor...

Kazılar Koordinatörü Okan Oktay, “İnceleme yapıldığı zaman kemiklerin beş mi yoksa altı kişiye mi ait oldukları ortaya çıkacak... Görünen beş idi ama bu rakam değişebilir” diyor, “çünkü henüz analizleri yapılmadı...”

Mihalis’in annesi Hristalla Hanım, işte bu analizleri ve analizler ardından yapılacak DNA testlerini beklerken yaşamını yitirdi...

Mihalis, Okan Oktay’a, “Bana tek bir kemik bile verilse, bu beni huzura kavuşturacak” diyor...

Böylesi sözcükleri sık sık “kayıp” yakınlarından duyuyorum... Bir keresinde Kamil Hasancık, “kayıp” kızkardeşi Peristeronalı İlkay Yusuf’la ilgili iki toplumdan “kayıp” yakınlarının katıldığı bir toplantıda şöyle demişti:

“Bana onun saçından bir tutam verseler, bu bile yeter... Bu bile beni rahatlatır...”

Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk üye yardımcısı Murat Soysal, Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum üye yardımcısı Ksenofon Kallis ve Kazılar Koordinatörü Okan Oktay bölgeyi inceliyorlar...

Az sonra Kallis tırmandığı en uç noktadan sesleniyor: Toprağa gömülü bir çift bot bulmuş, askeri botlarmış bunlar ve bir de askeri çorap varmış... Murat Soysal ve Okan Oktay da Kallis’in tırmandığı tepeye tırmanıyorlar ve bölgeyi inceliyorlar, botları laboratuvara teslim edilmek üzere bir naylon torbaya koyuyorlar...

Geriye dönüyoruz... Bilelle’nin rahmetli muhtarı Hasan Mehmet Göçerili’nin benzin istasyonuna gidiyoruz – bölgeye geldiğimizde her zaman benzinciye ait kahvede, kahve içerdik, bugün de öyle yapmak istiyoruz.

Hasan Mehmet Göçerili’nin benzin istasyonuna gelmek bana tuhaf geliyor çünkü muhtar da burada yok, tam bir yıl önce kansere yenik düşmüş...

Benzinciye geldiğim zaman muhtarın traktörü her zaman benzincinin yanındaki tarlada dururdu... İri yarı, uzun boylu, mavi gözlü muhtar, ayağı hafif aksayarak traktörden iner, kahveye gelir, bizimle sohbet ederdi... Kahve, her zaman köylülerle dolu olurdu... Köylülerle de konuşurduk...

Oysa şimdi ne muhtar var, ne traktörü... Kahvehane de bomboş... Yan taraftaki marketteki adama kahve sipariş ediyoruz ama tek başımıza böyle oturmak anlamsız... Muhtarın yokluğu burada iyice hissediliyor... Bir daha benzincinin bitişiğindeki bu kahveye gelmek istemiyorum çünkü rahmetli muhtarın boşluğunu burada daha çok hissedeceğim...

Henüz vefat etmeden onu evinde ziyaret etmiştim – yatıyordu, o kocaman, yürüdüğünde etrafı titreden, ayağında siyah çizmeleri, güneş yanığı teni, masmavi gözleriyle o koca adam, hasta yatıyordu... Ailesi ona henüz kanser olduğunu söylememişti... Bu süreçte akrabalarıyla sık sık konuştuk – muhtarın çok az ömrü kalmıştı... Ona söylememiş olsalar da, asırlık ağaçlar gibi bence muhtar bunu yüreğinde hissediyordu... Yıllar önce bir oğlunun Pile’de bir kazaya kurban gitmesi, muhtarı zaten yıkmıştı... Elbette yaşıyordu, tarlasına gidiyor, ekiyor, biçiyor, oturup insanlarla sohbet ediyor, kahve içiyordu... Ama yüreğinden incecik bir tel kopmuştu...

Bilelle her zamanki gibi doğal güzelliğiyle yüreğimde olacak... Ama muhtarın bıraktığı boşluğu da hep hissedeceğim...

Kulaklı Tepe’deki “kayıp” Kıbrıslırumlar’ın bulunması için bize yardım edişini, onun bu insani hareketini hiç unutmayacağım...

Dinlemek isteyenlere her zaman onu ve onun gibi insan yüreğine sahip Kıbrıslılar’ın öyküsünü anlatacağım...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1547 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler